Makale:Kenan ŞAHİN
Bugünlerde kamuoyunda bir uğultu var: “Neden sesimiz çıkmıyor?
Neden bir İspanya kadar gür haykıramıyoruz?”
ABD ve İran arasındaki gerilim bölgemizi bir barut fıçısına çevirmişken, Ankara’nın yürüttüğü o “derin sessizlik diplomasisi” pek çok kesim tarafından pasiflik, hatta duyarsızlık olarak okunuyor.
Oysa bugün Türkiye’nin durumu,
bir tercih değil, çıplak bir kapasite meselesidir.
Türkiye, zayıf ekonomisi ile yorgun kanatları arasında, o derin “sessizlik vadisinde” yürümeye çalışıyor.
Herkesin bildiği ama yüksek sesle söylemediği bir gerçek var:
Hava kuvvetlerimiz bugün “bekle-gör” moduna mahkûm. F-16 filomuzun yaşlandığı, modernizasyon projelerinin siyasi pazarlık masalarında tıkandığı bir dönemdeyiz.
Evet, milli uçağımız KAAN için seri üretim sözleşmeleri imzalanıyor,
yerli projelerimiz gurur veriyor;
ancak bugün itibarıyla henüz gökyüzünde o gür sesi çıkaracak 5. nesil bir filoya sahip değiliz.
Hava üstünlüğünü tam anlamıyla garanti edemeyen bir ülke,
küresel devlerin it dalaşında ancak “hasar kontrol memuru” olabilir.
Ses yükseltmek,
henüz tam pişmemiş bir savunma gücünü erkenden ateşe atmaktır.
Vicdan gür bir sestir ama
o sesin faturasını ödeyecek bir kasa gerekir.
Bugün %30’ların üzerinde seyreden enflasyon ve 90 milyar doları aşan dış ticaret açığı ile Türkiye,
ekonomik bir zırhtan yoksundur.
İran hattından gelecek bir doğal gaz kesintisi ya da olası bir yaptırım dalgası, zaten pamuk ipliğine bağlı olan piyasaları bir gecede darmadağın edebilir.
İspanya bugün bağırabiliyor
çünkü coğrafi olarak ateşin uzağında ve ekonomik olarak bir Avrupa kalkanının arkasında.
Türkiye ise ateşin hemen kıyısında ve cebindeki son kuruşuyla huzuru satın almaya çalışıyor.
Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in o tarihi uyarısı kulaklarımızda çınlıyor:
“Savaş bittiğinde hatırlayacağımız şey, dostlarımızın suskunluğu olacaktır.”
Bu söz, bugün Ankara’nın omuzlarındaki en ağır yüktür.
Ancak Aliya’nın bahsettiği “dost”,
takati varken susandır.
Türkiye’nin bugünkü hali ise bir onay değil, bir takatsizlik feryadıdır.
Hatalıyı biliyoruz, haksızlığı görüyoruz
ama o haksızlığa karşı durmanın bedelini halkımıza ödetecek ekonomik ve askeri derinliğe henüz tam olarak sahip değiliz.
Türkiye bugün bir “arabulucu” maskesiyle bu takatsizliğini örtmeye çalışıyor.
Ancak bu sessizlik sonsuza kadar süremez.
Eğer biz bugün
“takatimiz kadar konuşabiliyorsak”,
yarın daha gür bir ses çıkarmak için
önce karnımızı doyurmak,
sonra gökyüzündeki o boşluğu
doldurmak zorundayız.
Unutulmamalıdır ki;
tarihin mahkemesinde
“Paramız yoktu, uçağımız yaşlıydı” savunması, mazlumların gözyaşını silmeye yetmez.
Bugünün sessizliği,
yarının en büyük utancı olmasın istiyorsak,
hamaseti
bırakıp kapasiteyi büyütmekten başka çaremiz yoktur.
Kenan Şahin
Prof. Dr. Halis Aydemir, Ardeşen’de düzenlenecek konferansta aile içi iletişim ve ilişkiler üzerine önemli değerlendirmelerde…
Sığır, koyun, keçi gibi hayvanlarda ağız, dil, meme ve tırnak arası bölgelerde yaralar oluşturan, oldukça…
KYDD Kadim Yurtlar Dayanışma Derneği tarafından Anayurt Güney Türkistan ‘a yapılan yardımlar devam ediyor. Türkçe…
Rize Veteranlar Grubu, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin’i ziyaret ederek spora ve sporcuya verdiği desteklerden…
Artvin Valiliği öncülüğünde Milli İrade Meydanı’nda düzenlenen Kütüphaneler Haftası programında, Vali Dr. Turan Ergün çocuklarla…
A Milli Futbol Takımımız, 2026 Dünya Kupası biletini kapmak için bu akşam Kosova deplasmanına çıkarken,…