Makale:Adnan ONAY
Trump, ikinci kez başkan seçildikten sonra yaptığı ilk açıklamalarda savaşları bitireceğini ve savaşan ülkeleri barıştıracağını vurgulamıştı.
Bu doğrultuda Gazze için çeşitli anlaşma önerileri ortaya attı, İsrail’in itirazlarına rağmen Türkiye’nin barış görüşmelerine katılmasını sağladı, Zelenski’yi Rusya ile barış görüşmelerine zorladı ve Suriye’de YPG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunda yapıcı bir rol üstlendi.
Tüm bunları yaparken ABD’nin petrol ihtiyacını karşılamak için de adımlar attı; Körfez ülkeleriyle anlaşmalar yaparak milyarlarca doları ülkesine çekti. En büyük rakibi Çin’in önünü kesmek amacıyla gerilimleri azaltma stratejisi izlerken aynı zamanda Çin’e karşı caydırıcı hamleler yaptı.
Dünya kamuoyu, bu tabloya bakarak Trump’ı “barışçıl bir tüccar” olarak görmeye başlamıştı. Amacının, barış yoluyla ülkesine kaynak aktarmak olduğu düşünülüyordu. Ancak Trump, birden bire petrol zengini arka bahçesi Venezuela’ya yöneldi. Buranın petrolünü kontrol altına almak için düzenlenen bir operasyonla Devlet Başkanı Maduro kaçırıldı. Barışçıl bir görüntüyle başlayan süreç, ABD’nin klasik “haydut” yüzünü bir kez daha ortaya çıkardı. İhtiyaç duyduğunda bu yüzü çıkarları için her an devreye sokabileceği, uluslararası hukuku hiçe saymaktan çekinmeyeceği yeniden anlaşıldı.
Bu sırada Epstein dosyaları kamuya açıldı. Erişime kapalı bölümlerde Trump’un küçük kızlara tecavüz ettiğine dair iddialar ve görüntüler olduğu öne sürüldü. Bu gelişme Trump’ı ciddi şekilde köşeye sıkıştırdı.
Öte yandan İsrail, nükleer sorun nedeniyle çeşitli baskılarla Trump’ı İran’a saldırmaya zorluyordu. Trump başlangıçta direndi ve İran’la masaya oturarak sorunu barışçıl yoldan çözme arayışına girdi. Görüşmeler İsviçre ve Umman’da sürerken, alttan alta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı hazırlıklarını tamamladığı ortaya çıktı.
Olumlu geçen müzakerelerden anlaşma çıkması beklenirken, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail, “Aslanın Kükreyişi” ve “Destansı Gazap” kod adlı eş zamanlı hava operasyonlarıyla İran’ın Tahran, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah gibi stratejik şehirlerini vurdu. Böylece ABD bir kez daha maskesini düşürmüş oldu.
Devlet başkanını bir operasyonla kaçıran Trump, barış masasında otururken İran’a saldırması ile güvenilmezliğini kanıtladı. ABD’nin İsrail’in politikalarına endekslendiği, çıkarları uğruna hiçbir kural tanımadığı bir kez daha gözler önüne serildi.
ABD/İSRAİL NE DÜŞÜNÜYORDU, NE OLDU?
Uzun süredir İran’a ortak saldırı planı yapan ABD ve İsrail, İran halkının Molla rejimine karşı yeniden ayaklanacağını hesap ediyordu. Dini lider ve üst kadronun öldürülmesiyle rejimin çökeceğini öngörüyorlardı. İlk gün saldırılarında başta Ali Hamaney olmak üzere yaklaşık 50 üst düzey yöneticiyi hedef aldılar.
Ayrıca Gazze’de olduğu gibi acımasızlıklarını göstermek amacıyla küçük kız çocuklarının okuduğu bir okulu bombaladılar; 170 kişi hayatını kaybetti.
Ancak bekledikleri ayaklanma yerine tam tersi oldu. Saldırılar, iktidar-muhalif ayrımı gözetmeksizin tüm İran halkını kenetledi. Sokaklara dökülen halk, ABD ve İsrail’e lanet okuyarak gece gündüz nöbet tutmaya başladı.
Dini lider Hamaney ve üst yönetim kadrosunu öldürerek rejimi teslim alacaklarını sanan ABD/İsrail bu hesapta da yanıldı. 12 günlük önceki çatışmalardan ders çıkaran İran, yönetim kademelerinin hedef alınabileceğini öngörerek savaş gücünü hızla dağıttı. 31 ayrı merkezde konuşlandırılan birliklere bağımsız karar yetkisi verildi ve her birime ortak hedefler belirlendi.
Saldırıların hemen ardından İran, Katar ve Bahreyn’deki ABD üsleri ile İsrail anakarasını balistik füzelerle vurdu.
İlk ve en yoğun hedef İsrail oldu. Özellikle güneydeki Nevatim, Tel Nof ve Hatzerim hava üsleri balistik füze yağmuruna tutuldu. Uydu görüntüleri, hangarlar ile idari binalarda hasar oluştuğunu ve pistlerin operasyonel kapasitesinin düştüğünü doğruladı. Sivillerin yaşadığı Hod Haşaron’da yüzlerce konut zarar görürken, Arad ve Dimona yakınlarına düşen füzeler nükleer ve enerji altyapısını baskı altına aldı.
Körfez’de ise İran, lojistik üs olarak gördüğü ABD tesislerini ve müttefik enerji altyapısını hedef aldı. Katar’daki El Udeid Hava Üssü’ne yönelik saldırılarda askeri ekipman hasar gördü, personel yaralandı. Suudi Arabistan’daki Şeybe petrol sahası, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki enerji terminalleri binlerce İHA ve füzeyle vuruldu. Dubai Uluslararası Havalimanı İHA tehdidi nedeniyle defalarca uçuşlarını durdurmak zorunda kaldı. Irak, Suriye, Ürdün ve Bahreyn’deki Amerikan ve müttefik üsleri de İran’ın “vekil güçler” stratejisiyle hedef alındı.
Denizlerde Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapatma girişimi, küresel ticaretin yaklaşık %20’sini felç etti. Boğazdan geçen gemiler ve tankerler doğrudan ateş altına alındı. Bazı füzelerin rotasından saparak Azerbaycan ve Türkiye sınırına düşmesi ise bölgede geniş çaplı güvenlik alarmı yarattı. Askeri raporlara göre saldırılar sonucunda çok sayıda askeri personel ve sivil kayıp yaşandı; enerji ve savunma sistemlerinde milyarlarca dolarlık hasar meydana geldi.
İran’ın 2026’daki bu yoğun bombardımana rağmen saldırı kabiliyetini koruması, on yıllardır sürdürdüğü “yer altı stratejisi” ve asimetrik üretim modeline dayanıyor. Ülkenin dört bir yanına dağılmış “füze şehirleri” 500 metre derinliğe, sert kaya katmanlarının altına inşa edildi. En gelişmiş sığınak delici bombalar bile bu tesislere ulaşamıyor. Bu kompleksler sadece depo değil, aynı zamanda otonom üretim merkezleri; dışarıdan sevkiyat olmadan hammaddeyi yer altında füzeye dönüştürebiliyorlar. Raylı sistemler ve hidrolik asansörler sayesinde füzeler saniyeler içinde yüzeye çıkarılıp ateşleniyor, ardından tekrar derinliğe iniyor. Bu sistem uyduların hedef tespitini neredeyse imkânsız kılıyor.
Mühimmat konusunda İran, “ucuz ve çoklu üretim” felsefesini benimsemiş durumda. Maliyeti sadece 20 bin dolar olan binlerce Shahed tipi kamikaze İHA, milyon dolarlık savunma füzelerini tüketmek için yem olarak kullanılıyor. Savunma sistemleri ucuz hedefleri vururken mühimmatı bitince asıl balistik füzeler devreye giriyor. Yaptırımlara rağmen Çin ve Rusya ile kurulan “hayalet tedarik zinciri” sayesinde mikroçipler ve hassas parçalar sivil kanallardan ülkeye ulaşmaya devam ediyor. Çin’in BeiDou navigasyon sistemine entegrasyon, GPS karıştırmalarına karşı füzelerin hedefini vurmasını sağlıyor.
Finansal olarak ise “hayalet tanker filosu” aracılığıyla Çin’e yapılan gizli petrol satışlarından elde edilen gelir doğrudan savaş bütçesine aktarılıyor. Bu sayede genel ekonomideki sıkıntılara rağmen askeri sanayi çalışmaya devam ediyor. Sahadaki birlikler sabit karargâh yerine tırlara monteli hareketli komuta merkezleri kullanıyor; binlerce gerçeğe yakın maket rampa ile uydu görüntüleri yanıltılıyor. Bu taktikler sayesinde ABD ve İsrail mühimmatının önemli bölümü boş araziye veya sahte hedeflere harcanıyor.
Tüm bunlar bir araya gelince, İran’ın direnci savaşı bir teknoloji yarışından ziyade lojistik ve stratejik dayanıklılık sınavına çevirdi.
Öte yandan İran’ın teknolojik hamlesi Fattah-2 hipersonik füzeleri, saldırıların üçüncü gününde ilk kez kullanıldı. Mach 15 hıza ulaşabilen bu füzeler yaklaşık 1.400 km menzile sahip ve İsrail’e 5 dakikadan kısa sürede ulaşabiliyor. Atmosfer içi ve dışı yüksek manevra kabiliyeti sayesinde Demir Kubbe, Arrow ve Patriot gibi sistemleri aşabiliyor. Mart başındaki saldırılarda bu füzelerin savunma hatlarını deldiği ve bazı askeri üslere isabet ettiği rapor edildi. İran’ın ilk kez kullandığı 4.000 km menzilli füze ise ülkenin gizli gücünün tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu gösterdi.
Natanz gibi uranyum zenginleştirme tesisleri ağır darbe alsa da hipersonik füze envanteri ve yer altı üretim merkezleri hâlâ ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Sonuç olarak; ABD ve İsrail beklemedikleri bir tabloyla karşı karşıya kaldı. Trump ve Netanyahu kendi ülkelerinde sert eleştirilerin hedefi hâline geldi. İran’ı dize getirme yolunda her iki ülke de ağır kayıplar veriyor. Öyle bir çıkmaza girildi ki nükleer başlıklı bombaların kullanılması dahi tartışılıyor. Ancak bunun da kalıcı çözüm olmayacağı, İran halkını katlederek sonuç alınamayacağı anlaşıldığından Trump üst üste barış mesajları gönderiyor.
Her ne olursa olsun bundan böyle kimsenin ABD’ye kolay kolay güvenmesi mümkün değil. ABD eskisi gibi NATO’yu ve Avrupa’yı otomatik olarak yanında bulamıyor. Anlaşılan ABD’yi ve İsrail’i zor günler bekliyor. Dünya Yahudileri de kendilerini hiçbir yerde tam anlamıyla güvende hissedemeyecek.
Bakalım bu gidişat nereye varacak…
Prof. Dr. Halis Aydemir, Ardeşen’de düzenlenecek konferansta aile içi iletişim ve ilişkiler üzerine önemli değerlendirmelerde…
Sığır, koyun, keçi gibi hayvanlarda ağız, dil, meme ve tırnak arası bölgelerde yaralar oluşturan, oldukça…
KYDD Kadim Yurtlar Dayanışma Derneği tarafından Anayurt Güney Türkistan ‘a yapılan yardımlar devam ediyor. Türkçe…
Rize Veteranlar Grubu, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin’i ziyaret ederek spora ve sporcuya verdiği desteklerden…
Artvin Valiliği öncülüğünde Milli İrade Meydanı’nda düzenlenen Kütüphaneler Haftası programında, Vali Dr. Turan Ergün çocuklarla…
A Milli Futbol Takımımız, 2026 Dünya Kupası biletini kapmak için bu akşam Kosova deplasmanına çıkarken,…