Makale:Anan ONAY
Cumhuriyetin 103. yılı nedeniyle yine geçmiş yıllara benzeyen, alışılmış türden kutlamalar yapılıyor. Törenler düzenleniyor, nutuklar atılıyor, meydanlar bayraklarla donatılıyor. Cumhuriyetin kazanımları anlatılıyor, kuruluş yıllarına övgüler diziliyor. Sanırsınız ki babadan oğula geçen saltanat yıkılmış, yerine Batı demokrasilerinde olduğu gibi halkın iradesine dayanan, özgürlüklerin güvence altına alındığı, kuvvetler ayrılığının işlediği demokratik bir yönetim bütünüyle yerleşmiş!
Oysa mesele yalnızca bir yönetim biçiminin adını ve yöneticilerini değiştirmek değildir. Cumhuriyetin ilan edilmesi, tek başına demokratik bir düzenin kurulduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, egemenliğin gerçekten millete ait olup olmadığı, halkın yöneticilerini özgürce seçip seçemediği, iktidarın denetlenip denetlenemediği ve vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini ne ölçüde kullanabildiğidir. Bir ülkede cumhuriyet ilan edilmiş olabilir; ancak seçimler serbest değilse, siyasi rekabet yoksa, muhalefet iktidara gelebilme imkânından mahrumsa, orada cumhuriyetin demokratik niteliği ciddi biçimde tartışılır.
Nitekim Türkiye’nin kuruluş dönemine baktığımızda, cumhuriyetin ilanıyla çok partili demokratik hayatın yerleşmesi arasında uzun bir mesafe bulunduğunu görüyoruz. Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edildi. Ancak halkın farklı siyasi tercihlerle iktidarı değiştirebildiği çok partili demokratik sistem, aynı tarihte kurulmuş değildi. Tek parti döneminde seçimler yapılmış olsa da bugünkü anlamda serbest, eşit ve iktidarın el değiştirmesine imkân tanıyan bir siyasi rekabetten söz etmek mümkün değildi.
Bu tarihsel gerçeği dile getirmek, Cumhuriyetin kuruluşunu küçümsemek veya Millî Mücadele’nin önemini inkâr etmek değildir. Tam tersine, Cumhuriyetin hangi aşamalardan geçerek bugüne ulaştığını doğru anlamanın gereğidir. Bir rejimin kuruluşunu takdir etmek başka, o rejimin demokratik eksikliklerini görmezden gelmek başkadır.
Çünkü cumhuriyet, saltanatın karşıtı olarak doğmuş olsa da demokrasiyle taçlandırılmadığında kendi içinde yeni bir iktidar saltanatı üretme tehlikesi taşır. Buradaki saltanat, elbette babadan oğula geçen hukuki bir hanedan düzeni değil; iktidarın belirli kişi ve kadroların elinde uzun süre toplanması, denetim mekanizmalarının zayıflaması ve yönetimin halkın değişen iradesine yeterince açık olmaması anlamındadır.
Bu açıdan bakıldığında, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün tek parti dönemindeki konumları da tarihsel bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Her iki isim de Cumhuriyetin kuruluşunda ve devamında belirleyici roller üstlenmiş, ancak çok partili siyasi hayatın yerleşmesinden önce devlet yönetiminde son derece güçlü bir konumda bulunmuşlardır. Bu nedenle onların dönemlerini, demokratik çoğulculuğun henüz kurumsallaşmadığı bir yönetim anlayışı çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Cumhuriyetin kurucularına duyulan saygı, tarihsel gerçeklerin sorgulanmasına engel olmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki demokrasi, yalnızca sandığın kurulmasından ibaret değildir. Seçimlerin serbestliği, düşünce ve ifade özgürlüğü, bağımsız yargı, basın özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, örgütlenme hakkı ve iktidarın hesap verebilirliği demokratik sistemin temel unsurlarıdır. Bunların bulunmadığı veya kâğıt üzerinde kalıp uygulamada etkisizleştirildiği bir düzende cumhuriyetin adı var olabilir; fakat demokratik içeriği eksik kalır.
Gerçek demokrasi, çoğunluğun yönetme hakkıyla herkesin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan hukuk düzenini birlikte yaşatabilmektir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi sözleri de cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkinin önemini ortaya koymaktadır. Atatürk, 1930 yılında şöyle demiştir:
“Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıkî uygulamasını sağlayan hükümet şekli, cumhuriyettir.”
1933 yılında ise Cumhuriyetin demokrasiyle ilişkisini daha açık biçimde ifade etmiştir:
“Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyet’i kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.”
Bu sözlerin anlamı üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Cumhuriyetin kurulması bir başlangıçtır; demokratik kurumların geliştirilmesi ve halkın yönetime gerçek anlamda katılımının sağlanması ise devam eden bir süreçtir.
Türkiye’nin demokrasi tarihi de bu sürecin kolay ilerlemediğini gösteriyor. Çok partili hayata geçiş, 1945-1946 yıllarında hız kazandı ve 1950 seçimleriyle iktidar ilk kez seçim yoluyla el değiştirdi. Bu gelişme, demokratikleşme bakımından önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak sonraki yıllarda yaşanan askerî darbeler, siyasi yasaklar, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan uygulamalar ve kurumlar arasındaki güç mücadeleleri, demokratikleşmenin kesintisiz bir çizgide ilerlemediğini ortaya koydu.
Bugün de Cumhuriyetin 103. yılını kutlarken yalnızca geçmişin başarılarını sıralamakla yetinemeyiz. Asıl sorulması gereken, Cumhuriyetin temel ilkelerinin ne ölçüde hayata geçirildiğidir. Hukukun üstünlüğü ne durumdadır?
Cumhuriyeti sevmek, onu yalnızca bayramlarda hatırlamak değildir. Cumhuriyeti sevmek; hukuku savunmak, adaleti korumak, özgürlükleri genişletmek, vatandaşın iradesine saygı göstermek ve hiçbir makamın hukuk üstünde olmadığını kabul etmektir.
Sonuç olarak, Cumhuriyet ile demokrasi birbirinden koparılamayacak iki kavramdır. Cumhuriyetin kalıcı başarısı, yalnızca bir hanedan yönetiminin sona erdirilmesiyle değil, egemenliğin gerçekten millete ait olmasının sağlanmasıyla ölçülür.
Cumhuriyetin 103. yılında asıl mesele, Cumhuriyetin var olup olmadığı değil, onun ne kadar demokratik olduğudur. Çünkü Cumhuriyetin ilanı tarihsel bir kazanımdır; demokrasinin bütün gereklerini yerine getirmek ise her kuşağın sorumluluğudur.
#GaziMustafaKemalAtatürk🇹🇷 milletimizin bağımsızlık konusundaki vazgeçilmez kararlılığını arkasına alarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş birisidir.Öncülük ettiği Milli…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Rize Limanı’na demirleyen ve halkımızın ziyaretine açık olan fırkateynde,…
Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümü, Rize’de büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandı. Valilik tören alanında…
Yeni Parti Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen yürüyüşün ardından…
Fethi KARADENİZ Eski Futbol Hakemi ve Gözlemcisi Trendyol Süper Lig Adnan Süvari Sezonu’nda 10.…
Sarayda büyük bir heyecan vardı.. O çok merak ettikleri, ünü tüm dünyaya yayılmış yakışıklı adamı…