Bir yayıncının başarısı yalnızca dinlenme oranlarıyla değil, insanların hayatına dokunabilme gücüyle ölçülür. Erzurum’da radyo yayıncılığıyla başladığı yolculuğunu 23 yıllık birikim ve deneyimle sürdüren Umut Sandalı, bugün aynı samimiyeti TikTok yayınlarında yaşatmaya devam ediyor.
Yaklaşık bir yıldır TikTok platformunda şiir ve edebiyat içerikleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Umut Sandalı, radyoculuğun disiplinini ve sıcaklığını dijital dünyaya taşıyan ender isimlerden biri. Yıllar boyunca yalnızca Erzurum’da değil, gönüllerde iz bırakan yayıncılığı; samimiyeti, şiire olan bağlılığı ve dinleyicisiyle kurduğu güçlü iletişim sayesinde bugün de büyümeye devam ediyor.
Kültür ve sanatın dijital platformlarda görünürlüğünün her geçen gün önem kazandığı bir dönemde, böylesine değerli bir yayıncının daha geniş kitleler tarafından tanınması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle, şiiri yaşatan, kelimelere ruh katan ve yayıncılığı yalnızca bir meslek değil, bir gönül işi olarak gören Umut Sandalı’nı KafkasyaHaber.com okurlarıyla buluşturmak istedim.
Röportaj: Jale ERDOĞMUŞ
Umut Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, nerede doğup büyüdünüz?
Merhaba. 1983 Erzurum/Merkez doğumluyum. Şu anda da Erzurum’da yaşamaktayım.
Umut Sandalı nasıl doğdu? “Umut Sandalı” ismini neden seçtiniz? Bu isim sizin için neyi temsil ediyor?
1999 yaz ayında okulların tatil olması ile başladı her şey. Annemin koyu dinleyicisi olduğu bir radyo istasyonunda (Radyo Ritm) eleman anonsunu duyması ve yaz ayını boşa geçirmemem için önayak olması başlattı diyebilirim. İlk etapta Teknik Eleman olarak başladım radyo ile tanışmaya. Kaset çalar, mikrofon, kulaklık gibi cihazların arızaları ile ilgileniyordum. Daha sonra radyo vericisi, kablolar derken farklı bir dünyaya adım atmış oldum. Kısa sürede ortama ayak uydurup görevimi layıkı ile yerine getiriyordum. Sonrasında yayın kısmında yayına giren programcıların ana kumanda masalarının kontrolü de verildi. Hiç bir zaman aklımda radyo programcısı olmak yoktu. Sonra bir ramazan ayı akşamı iftar sonrası, radyo sahibimizin benden bir reklam seslendirmesi istemesi ile bu yol ayrımı gerçekleşti diyebilirim. 21 saniyelik bir reklam seslendirmesiydi bu.. ve tam 7 saat sürdü sahuru radyoda ettiğimizi hatırlıyorum. Ben “olmuyor yapamıyorum” dedikçe “olacak!” cevabını aldım ve nihayetinde ortaya iyi yada kötü bir şeyler çıkarabildik. Daha sonra bilgisayarlı sisteme 2000 yılında geçiş yapmamızla yüküm bir hayli artmıştı. Çünkü mesleğimde bilgisayarlar üzerine. Sonra playlistler bilgisayar ortamında hazırlanmaya başladı, günboyu radyo akışı bana teslim edildi. Playlistlerin hazırlanması, yayınlanması, her bir programcıya özel listeler yapılması, Programcıların stüdyoya alınması ve program bitişine kadar yayının kontrol edilmesi bendeydi. Sadece programcılar değil haberler ve sunan kişilerin kontrolleri, haber seçimleri v.s yük olarak bendeydi. Sabah erken saatlerde girdiğim radyodan geç saatlerde çıkıyor hatta orada kalıyordum. Sonraları, radyonun anahtarı teslim edildi ve tam anlamıyla sahiplik duygusuyla hem bu işi öğrenme hemde ne yapabilirim düşünceleriyle baş başa kaldım. Geceleri elektrik kesintilerinde kesilen yayınlar, benim gecenin bir vakti bisikletimle radyoya kadar gitmem (10km) sorunu çözmem ve orada uyuyup kalmamı oluşturan gecelerin sayısını hatırlamıyorum diyebilirim. Radyo evim gibiydi. Bir gün radyoda yemek yerken radyo sahibi ağabeyim “Bana bir program ismi bulalım. Yayına başlayacağım” demesi ile bir beyin fırtınası başladı aramızda. Bu arada kendisi tanıdığım nadir şiir yayını yapabilen insanlardan birisidir. Ben nedensiz bir şekilde bir anda “Umut Sandalı olsun abi” dedim. “Yok, beğenmedim” dedi. Sorna kendisi “Nöbetçi Mikrofon” ismi ile haftada bir gün olacak şekilde şiir yayınları yapmaya karar verdi. Henüz masadan kalkmak üzereyken, “Yarın bir kağıda bir program taslağı hazırla, program ismi, içeriği v.s ve bu programı sen sunacaksın, yarın sabah masamda hazır olsun” dedi ve gitti..
Aklımın ucundan geçmeyen programcılık işine sıcak bakmadığımdan pek önemsemedim. Ama karşımdaki patrondan çok ağabeyim, sabaha hazırlamadığım için bir sürü fırçasını yedim. Daha sonra madem öyle dedim, elime bir kağıt aldım. Kağıdın başında program ismi : Umut Sandalı, Konu: Şiir, yayın saatleri diye yazdım ve alt tarafa bir yayın akışı yazdım.
Açılış konuşması, ilk şarkı, ilk şiir, şiirden sonra çalınacak şarkı diye ard arda tekrar eden ve kapanış konuşmasına kadar yazılan bir program planlaması çıkardım ve sundum.
Ertesi gün beni çağırdı yanına ve direkt olarak yarın akşam yayındasın hazırlan dedi. Hiç istemediğim bir şey beni neden heyecanlandırdı o an bende bilmiyordum. 24 Aralık 2003 akşamı test yayını için mikrofon başındaydım..
Radyomuz kitlesi çok büyük olan bir radyoydu. Bu büyük bir sorumluluktu benim için. Derken tek bir nasihat kulağıma fısıldadı, “O kablodan geçen kelimelerin geri dönüşü yok! Seni kaç kişinin dinlediği önemsiz! Ama şu anda seni 1 kişi dinliyor. O kişiye yayın yap!” dedi ve çıktı stüdyodan. Ben acemice başladığım bir yayını bitirdim iyi yada kötü.
Yayın sonu odasına geçtim. Kağıda notlar almıştı. İki çay alıp yanına geçtim.
Öncelikle dedi seni dinleyen o 1 bişi bendim.. Hatalar çok ama halledilmeyecek şeyler değil dedi başladı anlatmaya. Anlattığı her şeyi cebime koyarak yoluma devam ettim. Daha sonra resmi olarak 19 ocak 2004 yılında bu hataları gidererek resmen Umut Sandalı yayın hayatına başladı.
Umut Sandalı olarak bugüne kadar neleri başardınız? Başarıya ulaşmak için nasıl bir yol izlediniz?
Öncelikle dinleyici kitlesinin bir kar topundan nasıl çığa dönüştüğünü gözleriyle görmüş ve o anı yaşamış birisiyim. 2004’te başlayan Umut Sandalı fazla değil tam 1 yıl sonra şehrin tamamında yankılanıyordu. 2005 yılı Ocak ayı geldiğinde tecilimi kaldırıp askerlik görevimi yerine getirmek için hazırlanıyordum. Askerlik nedeniyle bir veda programı yapmak istedim. Benim yayın saatlerim 20.00-22.00 saatlerindeydi. Benden önce yayınlanan programlarda vardı. O gün için radyo yönetimi ve benden önceki arkadaşımdan izin isteyerek o akşam 18:00-22:00 arası biraz daha uzatarak yapmak istediğimi belirttim ve onaylandı. O akşam 18.00’de başladım. Canlı telefon bağlantıları aldık ve telefon susmuyordu. Bende dinleyicileri kırmamak için “telefon ne zaman susarsa, o zaman bitirelim o zaman” diye hatalı bir cümle kurduğumu sabah 05.00 olduğunda anlamıştım 😊 11 saat kesintisiz bir canlı yayın oldu. Ama çok duygusaldı bunu itiraf edebilirim. Askerlik görevimi tam olarak yapıp geri döndüm. 2006 yılında yayınlar kaldığı yerden devam etti. Her ilde Gazeteciler Cemiyeti tarafından ödül programları düzenlenir adaylar gösterilir ve değerlendirilerek ödüle layık görülenler derecelendirildi. O dönem her ilde değilde bölgesel olarak bu ödül programının gerçekleştirileceği duyuruldu. Radyo sahibimiz değerli ağabeyim bir gün radyoya geldi ve “akşamki program kaydını bir CD olarak hazırla, metin olarak içeriği yaz bana teslim et acele!” dedi ve geçti ofisine. Ben hemen kayıtlarımı çıkarıp söylediklerini yaptım teslim ettim ve dosyayı alıp çıktı radyodan. Yaklaşık 2 saat sonra geri döndü. “Programı yarışmaya aday gösterdim. Üstelik bu yıl Doğu Anadolu Bölgesi genelinde yapılacak. Hazırlıklı ol..” dedi. Yarışmaya Doğu Anadolu bölgesi genelinde yaklaşık 200 Radyo Programı aday gösterilmişti. Yakaşık bir hafta sonra gelen haberle radyoda bir bayram coşkusu yaşandı ki, Umut Sandalı Yılın En İyi Radyo Programı seçilerek birincilik ödülüne layık görüldü. Daha sonra düzenlenen resmi bir organizasyonla, bütün adayların ve camianın bulunduğu büyük bir salonda ödülüm sahnede takdim edildi. Bu büyük bir şeydi, ama aslında yaptığın işin karşılık bulması daha büyük bir şeydi. Sonrasında Türkiye genelinde bu ödülün duyulması ile, şu anda bile Türkiye’nin en büyük radyolarından teklifler aldım. Ama şartlar gereği gidemedim.
Radyo, görünmeyen ama hissedilen bir mecra. Sizce sesi görüntüden daha güçlü yapan nedir?
Radyo dosttur. Bunu anladığınız zaman olayın kimyası değişiyor. Karşınızdakileri de siz görmüyorsunuz. Bu nedenle bir fikirde yürütemiyorsunuz. Kimler sizi hangi ortamlarda, kimlerle, hangi şartlarla dinliyor bunu bilmiyorsunuz. Fakat siz, bunların tamamını düşünerek yayını sürdürmek zorundasınız. Tamda burada, karakteriniz devreye giriyor. Yani neyseniz o olma durumu. Çünkü böyle anlarda yapmacık olma, taklit yapma durumunuz tamamen ortadan kalkıyor. Tam anlamıyla samimiyetiniz ortaya çıkıyor ki bunu bilmeden gösteriyorsunuz zaten. İsteseniz de saklayamıyorsunuz. Bir çok şeye şahit oldum. Hastalığa yakalanan bir kardeşimizin tedavilere tepki vermediği, fakat yayınlarımız sonrası doktorlardan ailesine “bu çocuğa ne oldu her şeyi olumlu gidiyor” demeleri kanıtlanmış şeylerdir. Yahut canlı yayınınıza telefonla bağlanarak “ben hayatıma bu akşam son vereceğim” diyen bir kardeşimizi sadece sesiniz ve cümlelerinizle geri döndürmek, bunların hiçbiri uydurma değil tarafımdan yaşandı. O dönem dinleyen herkesin de şahitliğinde gerçekleşti. Aynı zamanda yayın saatlerinizde neredeyse tüm şehri evlerine çekmek, iş yerlerinde toplanıp sizi dinlemeleri ohâl dışında, istesenizde yapabileceğiniz bir şey değil. Bunların hepsini nasıl başardığımı, yaşadığım şehirde birlikte şahitlik ettik. Abartı gelebilir ama bende bu kadarını tahmin etmediğim şekilde bizzat yaşamış birisiyim.
Şiir sizin için bir sanat dalı mı, bir sığınak mı, yoksa insanın kendini ifade etme biçimi mi?
Ne yazık ki şiir toplumumuzda “genel” olarak romantikliği gösteren bir ifade olarak algılanıyor. Bence bu kadar sıradan değil. Olaya, yazılmış bir şiirin bir kısmını veya tamamını sevdiğinize armağan etmek, yahut gönderilen bir çiçek notuna internetten bulduğunuz bir söz eklemek gözüyle bakarsanız bir anlam çıkarılamaz. Şiiri okumakla da tam anlamıyla bir yere varılmadığı kanısındayım. Burada şairi iyi anlayıp, bildiğiniz zaman şiirin şifresinide çözmüş oluyorsunuz.
Şiir bana göre bil dil biçimidir. Bugüne kadar yazılan şiirler, yazan kişi ile yazılan şey arasındaki köprüde saklı olmuştur. Aslında bu yönüyle de, söyleyemediklerini yazdırabilen bir sanattır. Dilden kastım yazanla yazılanın anlayacağı şifreli bir dil oluşuyor. Daha sonra bu şiiri okuyanlarda şairle aynı duyguları yaşamışlar ise, onlarda bu şiirin ne demek istediğini rahatlıkla anlayabiliyor. İşte tam da burada gizli bir dil olduğunu söyleyebilirim.
TikTok çoğu zaman eğlence platformu olarak görülüyor. Siz ise burada şiir yayınları yapıyorsunuz. Bu fikrin çıkış noktası neydi? Ne zamandır Tiktokta varsınız?
Ben 2013 yılına kadar tek bir radyo istasyonunda görevler aldım. Başka da bir yerde çalışmadım. Fakat hayat şartları gereği artık başka bir yerde çalışmam gerekiyordu. 2015 yılına kadar sadece programlarım için radyoya gidiyor ayrıca başka bir işte çalışıyordum. Radyo programlarım esnasında telefonlarım yeni işim ile alakalı susmayaya başladı. Bu da radyo hayatımın durması ile sonuçlandı. Sonrasında Instagram üzerinde müsaitlik durumuma göre radyodaki kitlemle yayın yapmaya başladım. Instagram üzerinde yaptığım canlı yayınlarda radyo zamanlarımı aratmadı. Çığ gibi büyüyen bir kitle oluştu. Bu kez yerellikten öteye, ülkemiz geneline hatta dünyanın farklı yerlerinden insanlarla tanışmaya başladım. Instagramda canlı yayın rekorlarımız hafızalardadır. Aynı anda binlerce kişi yayınımda oluyordu. Hep birlikte bir şeyler dinliyor ve zaman geçiriyorduk. Instagram üzerinde hatrı sayılır bir kitle edinmişken, hayatın bana tesadüfü müdür bilemiyorum, yine iş sorunlarımdan ötürü yayınlarımı yapamama durumuna geldim. Sonuda Instagram üzerindeki yayınlarım da aksamaya başladı ve sonunda mecburen durdurma kararlı aldım. Yaklaşık 7 yıldır sesimi hiç bir yerde duyuramadım. Öyleki şiir seslendirmesi dahi yapamıyordum. Bir gün TikTok’u yükleyip ne olduğunu anlamaya çalışmak için gezinirken, Instagramda koyu bir dinleyicim olan bir arkadaşıma rastladım. Yayınına girip selam verdim aşırı heyecanlı bir tepki vererek heyecanlandı. Kendisi şu anda TikTok ortamında yüksek liglerde bulunan hatrı sayılır bir yayıncıdır. Benim mutlaka burada Umut Sandalı’nı sunmam gerektiğini ifade etti. Bir kaç görüşmemiz sonrası beni ikna etmişti. Bende bir kıvılcım bekliyormuş gibi 4 Temmuz 2025 tarihinde ilk kez TikTok platformunda yayınımı yapmaya başladım. Sonrasında hep yaşadığım o duygu yeniden kalbimde heyecan yarattı. Kar topunun çığa dönüşmesini izliyorum şu anda.1 yıldır yayınlarım aktif olarak devam ediyor. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri 21.00-00.00 saatleri arası canlı yayınlarım oluyor.
TikTok’ta şiir okurken aldığınız en unutamadığınız geri dönüş ne oldu?
TikTok platformunun güzel taraflarından birisi de, şiirleri okuduğunuz an şiirin yazarı yayınınıza gelebiliyor. Bu, bizim gibi teknolojinin yetişemediği dönemlerde bu işi yapmış kişilerinde bileceği gibi büyük bir lüks.
En etkileyen dönüşlerde buna bağlı olarak, şiirlerini yorumladığım ve tanıştığım kişilerin, “Bu şiiri ben mi yazmışım?” demeleri oldu ki bu cümleyi hepsinden duymuş birisiyim. Bu da beni mutlu ediyor.
Dijital çağda insanların şiire yeniden yöneldiğini düşünüyor musunuz, yoksa şiir yalnızca kısa videoların akışında mı kalıyor?
Aslında bu sorunun cevabı evet yönelim var, ama!..
Şu anda özellikle TikTok üzerinde herkes şiir yayını yapmakla meşgul. Fakat bunun iyi yönlerinin olduğu kadar kötü yanları da oluşuyor. Kimsenin neyi nasıl yorumladığını yorumlamak benim haddim değil. Fakat bilinen o eski ve güzel şiirler o kadar çok dile getirilmiş ki, şu anda dinleyiciler şiirin ismini duyar duymaz kaçıyorlar. Bu da üzücü tabiki.
Bir şiiri videolaştırmak güzel fakat, şiir sözü ile yazılan yazarın tutarsızlığını gördüğümüzde çok oldu. Hangi şiir kim tarafından gerçekten yazılmış bilinmeden paylaşılabiliyor.
Sonu ne olur bilemiyorum ama ben bu işe gönül vermiş birisi olarak yayınlarımda bilinmeyen şiirlere özellikle yer vermeye çalışıyorum. Yeni şairlere destek amaçlı da bunu yapıyorum. Bundan da mutluluk duyuyorum.
Sizce insanlar bugün şiiri gerçekten dinliyor mu, yoksa sadece birkaç saniyelik bir tüketim nesnesi olarak mı görüyor?
Bunun da cevabı aslında dinleyen kitlelerde gizli. Çünkü gerçekten kelime kelime özenle dinleyen de var, sadece ortamda bulunmak isteyen de var. Bu her zamanda böyle olmuştur olmayada devam edecektir. Ama geçmişimin bana kattığı tecrübe, profesyonel düşünce ile hareket edilmesi gerektiğidir.
Size bir örnekle bunu daha net anlatmak istiyorum.
Lise zamanlarında beni sadece dinleyen bir kardeşim, bir zaman sonra şiire yöneldi ve sonunda kitap çıkarmaya kadar gitti bu iş. Şu anda bu kardeşimin yayınevi var 😊 Bunda payım olduğunu kendisinden duymanın verdiği mutlulukta az değil..
Bunun gibi bir çok örnek sayabilirim. Tam da bu noktada yaptığınız işin değerini kavrıyorsunuz ve bu paha biçilemez bir motivasyon kaynağı haline geliyor.
Radyo dinleyicisi ile TikTok izleyicisi arasında nasıl bir fark gözlemliyorsunuz?
Yine burada yayıncının bakış açısı devreye giriyor. Ben radyoda nasıl bir yayın yapıyorsam aynısını elimden geldiği kadar burada yapmaya çalışıyorum. Bu nedenle herkesi aynı gözle gözlemlemeye çalışıyorum. Fakat TikTok farklı insanların bulunduğu bir platform. Hatta daha ötesi, bir tuşla ses hakkı kazanabilen herkesin olduğu bir platform. Bu nedenlede çeşitli yayınlara anında ulaşabileceğiniz, çeşitli insanlara anında ulaşabileceğiniz bir platform.
Kendi yayınlarımda şu anda 23 yıl önce yola çıktığım insanlar bulunuyor. Öyle ki o dönemler liseli gençler olan bu kitle, şu anda eşiyle ve çocuklarıyla dinleyebiliyorlar. Bu izi bırakabilmek çok önemli benim açımdan. Bu nedenle kendi yayınlarım adına mutluyum.
Canlı yayınlarda insanların en çok hangi duygularını gördünüz?
Duygunun her türlüsünü yaşadım. Çünkü bu işin gerçek anlamda mutfağında büyüdüm. Ortamında sabahlayarak tecrübeler edindim. Bu soruyu kısa ve net cevaplayabilirim.
Yayınlarda , “abi şu anda börek yapıyoruz bir yandan da seni dinliyoruz” diye mesaj yazan insanlara, “ah olsa da yesek” dediğimde, radyoya bir tepsi börek getireni de gördüm..
Yayınlarımda “arkadaşlar bugün biraz rahatsızım” dediğimde , radyoya kutularla ilaç getireni de gördüm..
Şiirin insan psikolojisi üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hayatta ne yaşanıyorsa tamamen psikolojiye dayalı olduğunu savunan insanlardanım.
Gün başlangıcı ve bitişi hatta uykuda dahi psikoloji sürekli bizi denetleyen bir mekanizma. Ne kadar güçlü durduğunuzla doğru orantılı bir şekilde hayatınız şekillenebiliyor.
Yine buna bağlı olarak, “içinde kelebekler uçuşan” bir çift sevgiliye ayrılık şiirini tam olarak anlatamazsınız.
Aynı orantıda, “sevgilisinden yeni ayrılmış” herhangi birisi için sevmeyi anlatan bir şiiri tam olarak anlatamazsınız.
İlginç bir istisna olarak, bazı dinleyicilerde bunlar farketmeksizin şiirin sadece yazılışı ve okunuşu önemli olabilmektedir.
Günümüzde dijital platformlar edebiyatı zenginleştiriyor mu, yoksa yüzeyselleştiriyor mu?
2025 yılına kadar bence güçlü bir destek vardı edebiyat için. Fakat şu anda tembelleşiyoruz. Bunu yaptıran tek şey de yapay zeka unsurudur. Şu anda yazılan şiirlerin bir çoğu yapay zeka aracılığı ile yazılıyor. Bunu hemen anlayabiliyorum. Bu üzücü bir durum. Sonu nereye varacak bilinmez ama yine şairi tembelleştirmek adına bir darbe olarak görüyorum.
Sizce algoritmalar mı insanları yönetiyor, yoksa insanlar hâlâ kendi edebi zevklerini oluşturabiliyor mu?
Aslında tam aksine algoritmalar insanların davranışlarına göre hareket eder. Sizi hareketlerinize göre yönlendirir, davranış şeklinize göre sizi bir kalıba sokar. Bu kalıba giren tüm insanlarıda hep birlikte hareket etmeye zorlar.
Burada bir tuzak gizli! İşte bunu anladığınız zaman kendi yolunuzu çizebiliyorsunuz.
Bu tuzak farklı türden yayınların veya içeriklerin, çok izlendiği veya çok beğenildiği gösteriliyor. Bu da bu işi yapanların daha doğru şeyler yaptığını empoze ediliyor. Buna kananların hayatları bu platformlara bağımlılık sağlıyor.
TikTok sayesinde şiirle ilk kez tanışan gençlere ne söylemek istersiniz?
Ayrıca; gençlere başarılı olmaları için ne yapmalarını önerirsiniz?
Öncelikle haddim olmayarak söze başlamak isterim.
Şiir yazma işine başlayankar, lütfen yazsınlar, iyi kötü demeden yazsınlar. Ama hep yazsınlar.
Şiir yorumlama işine başlayanlar, lütfen okusunlar, iyi kötü demeden okusunlar. Ama hep okusunlar.
Dikkat! Bir yanlış var ki gözden kaçırılan bir nokta kesinlikle de uyarmak isterim.
İyi bir yazar iyi bir yorumcu olmayabilir..
İyi bir yorumdu da iyi bir yazar olmayabilir..
Kimse kendini bu konuda sakın ama sakın zorlamasın. Çünkü iyi bir yazar olup, yazdığı kadar şiiri yorumlayamanlar olduğunu gördük. Bu da yazarlıklarını da silip götürdü.
Aynı şekilde yorumu çok güzel olup şiir yazmaya başlayanlarda işin metin kısmında insanlara hitap etmekte zorlandıklarında yorumculuklarının da zarar gördüğüne şahit olduk.
Bu tecrübemi de aktarmak istedim.
Sosyal medyada görünür olmak ile samimi kalabilmek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Sizin görünür olmanıza size karar verebilirsiniz ama sizin ne kadar samimi olduğunuza dinleyici karar verir. Bu nedenle çok izlenen bir yayın sunucusunun çok samimi olduğu anlamını taşımıyor. Samimiyet ve niyet karakterle birebir örtüşen bir şeydir. Bu nedenle insanları bir yere kadar kandırabilirsiniz ve kısa ömürlü veya etkisiz bir programcı olursunuz. Bunun etkisiz olduğunu ne zaman anlarsınız? Menfaatler bittiğinde anlarsınız. Yayınlarda “hediye gönderimi” önemli bir ölçüt haline gelmiş durumda. İşte insanları yanıltan tamda bu nokta. Ben şahsen hediye gönderimi ile bizatihi ilgilenen birisi değilim. Hediye gönül işidir diyerek yayına hediye gönderenler oluyor. Bu gelen hediyeleri de arka planda nasıl ve kimlerde kullandığımı kullandığım kişiler iyi biliyorlar. Bunun dışında TikTok dışında kadın yada erkek farketmeden fiziksel hediye gönderenler de oluyor. Bu hediyeleri reddetmeme rağmen zoraki kabul ettiklerimde var. Bu bana daha samimi geliyor. Çünkü bir karşılık beklenmiyor. Şu anda üstü kapalı olarak söylemem gerekirse, yayınımda şu anda sıkça hatta hiç bulunmayan dinleyenlerimden, dinleyicilere bu yayının aktarılmasında verdikleri maddi ve manevi destek çok büyüktür ve benim için paha biçilemez.
Günümüz insanı yalnızlığını sosyal medyada mı gizliyor, yoksa orada mı daha görünür hâle getiriyor?
Günümüzde her insan olmada farklı insanların farklı amaçlar için bu platformları kullandığını görebilmek zor bir şey değil. En azından biraz bu işlerde tecrübeli iseniz, kimin yazdığı mesajdan dahi ne niyetle yazdığını anlayabiliyorsunuz. Bu nedenle iki aynı frekansa sahip insan bir araya geldiğinde bir çok değerini arka plana atabiliyor. Ama sonunda sağlıklı olmayan hatta zarara uğramış iki birey geride kalıyor. Ayrıca normal hayatında baskılanmış duygular yaşayan kişilerin burada bu duyguları yaşamak uğruna girdiği duygu bozukluklarını da görüyoruz.
Radyo programınızda sizi en çok etkileyen bir dinleyici hikâyesini paylaşabilir misiniz?
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Radyo iyi bir şeydir. Ama sizi dinleyenlerin beyninde siz farklı bir kalıba giriyorsunuz. Bu kalıp iyi de olabiliyor kötü de olabiliyor. İyi taraflarından bahsettiğimiz bu yayın hayatı özendirmek gibi konuşmak biraz da kötülüğü tetiklemek olacaktır düşüncesiyle, bu işin kötü tarafları da bulunuyor. Örneğin sebepsiz yere birden kendinizi bir karakolda ifade verir halde bulabilirsiniz. Yahut bir mahkemeye şahit olarak çağrılabilirsiniz. 😊 Üstelik olayların geçtiği kişilerle hiç bir bağlantınızın bulunmamasına rağmen. Bunları da tecrübe etmiş birisiyim.
Bu uzun yolculukta bir çok hikaye oluştu tabiiki. Öncelikle bu yazdıklarım olay gerçekleştikten sonra öğrendiğim bir durumdur. O anda benim haberimde olmayan bir durum.
İsmini vermemekle beraber o dönemde lisede okuyan bir dinleyici kardeşimizin bir sağlık probleminin olduğunu ailesinden dinledim. Sürekli tedaviler aldığı ve hayata olumsuz bir bakış sergilediğini gözlemlemişler. Az önce psikolojiden bahsettiğim kısımda buydu, kendisini olumsuzluğa o kadar inandırmış ki; tedavilerin sonuçları bile olumsuz sonuçlanıyordu. Tam da bu dönemde bu kardeşimiz radyoda Umut Sandalı ile tanışmış ve her program anında odasına çekiliyor program bitince odasından çıkıyormuş. Üç ay sonra doktorların her tedavi sonrası olumsuz dönüş yaptıkları bu kardeşimiz, bir kaç ay sonra kontrole gittiğinde ailesine şu sorulmuş. “Bu çocuğa ne oldu?” 1 yıldır yapılan tedavi sonuçlarından olumsuz söz ederken son 3 ayda her şeyin tam tersine döndüğü söylenmiş. Doktorar bu üç aylık zaman zarfında ne yapmaya başladıysa devam etmesini söylemişler. Bu kardeşimizin hayatı tamamen düzene girmişti. Bu da sonradan ailesinden öğrendiğimde beni şaşırtmıştı.
Sizce bir şiiri güzel yapan şey şairi midir, okuyan sesi midir, yoksa dinleyenin ruhu mudur?
Bu tamamen duygu aktarımı ile ilgilidir. Yazan, okuyan, seslendiren duyguyu ne kadar aktarabilirse etkisi de o kadar büyük oluyor. Bunların tamamı bir bütün olunca etki edebiliyor. Şiir çok güzeldir, okuyan kötü okursa etkisi olmaz. Şiir sözümona çok kötüdür, seslendiren bir şeyler katar etkisi başka olur. Hatta duygu doğrudur ama yazım yanlıştır, duyguyu yine aktaramazsınız. Zincir halkası gibidir bana göre.
Eğer bugün yalnızca tek bir şiir okuyacak olsaydınız, insanlara hangi duyguyu bırakmak isterdiniz?
Kendi yazmış olduğum “Yalan” şiiri olabilir. Çünkü gerçeklerin nasıl birer yalana dönüştüğünü, en sonunda gerçeğin ne olduğunu anlatmaya çalıştığım bir şiir. Bir çok dinleyiciden aldığım geribildirimlerde bu şiirin herkesi kapsadığını anladım ki yazım amacı zaten oydu. Yazdığım şiirlerde bireysellik barındırmıyorum. Yani gitmek ile alakalı bir şiir yazdığımda benden giden birisini ifade etmiyor. Tamamen o gitmek duygusunu aktarmaya çalışma çabamdır.
En çok nelerden keyif alırsınız, hobileriniz nelerdir, herhangi bir koleksiyonunuz var mı?
Müziğin her alanında günümde bir yer bulabilirsiniz. Çekinmeden söyleyebilirim ki Umut Sandalı, günümün her saatinde yer alıyor. Aklıma gelen bir müzik, bir şiiri akşam yayınımda nasıl okuyabilirim moduna hemen sokuyorum kendimi. Müzik koleksiyonum var, yaklaşık 25 yıldır biriktirdiğim kaset,cd,plak olmak üzere devasa bir yerli müzik arşivim var. Yerli müzik repertuarımın iyi olması da aslında buradan kaynaklanıyor. Hemen hemen bir çok sanatçının hangi şarkısının hangi albümünde yer aldığını biliyorum. Bu kadar çok bu işle uğraştığımdan aynı zamanda geçmişte de radyoda bu işlerle mesaim geçtiğinden hangi şarkı hangi şiire uygun olabilir ezberimde bulunuyor. Zaten yayın akışımdaki şarkı uyumlarının büyük kısmı da buradan geliyor.
Bir gününüz nasıl geçiyor?
Ben gerçek hayatta iş anlamında çok yoğun bir tempoda çalışıyorum. Bir şirkette Sistem Yöneticisi olarak görev alıyorum. Bu nedenle saatimin tutarlılığı yok. Ansızın her şey değişebiliyor mesleğim gereği. Gecenin bir vakti telefonum çalabilir, gündüz hiç telefonum çalmayabilir. Yahut normal geldiğim mesai saatimden 2 gün sonra eve gidebilirim. Kolay kolay tatile hatta pikniğe dahi gidemem 😊 Aslında itiraf etmeliyim ki bu hengame içerisinde Umut Sandalı bir kaçış yeri benim için. Ne kadar modum düşük veya yorgun olursam olayım, yayınlarda beni kendime getiren kafamı dağıtmama yardımcı olan bir şeyler mutlaka oluyor. Bu da yayınlarımı keyifli hale getiriyor. Çünkü yaptığım işe başta saygı, sonra doyasıya sevgi besliyorum.
Geleceğe dönük ne gibi planlarınız var?
Geçmişte bu yolda yaşadığım serüven, şu anda özellikle bu işle uğraşan bir çok kişinin hayali diye düşünüyorum. Bu yoldaki başarımı yıllar öncesinde gerçekleştirmiş olmak beni çok mutlu ediyor. Geçmişte karşıma çıkan yol ayrımlarında farklı davransaydım, şu anda mesleki anlamda başka bir yerde mi olurdum bunu da bilemiyorum. Ama şu bir gerçek ki, yaptığım bir şeyden pişman değilim. Şu anda yavaş yavaş TikTok üzerinde Umut Sandalı varlığını hissettirmeye başladı. Tanıştığımız güzel yürekli insanlar oluyor. Çok sağlam yazan ama henüz duyulmamış genç şair kardeşlerimiz, arkadaşlarımız oluyor dinleyiciler arasında. Bunlara özgüven aşılamak ve açığa çıkarmak istiyorum. Youtube kanalımı uzun süredir bekleyen paslı bir araç gibi görmeye başladım. Yakın zamanda Youtube üzerinden de seslendirdiğim şiirleri paylaşmaya başlayacağım. Zaman neyi gösterir bilinmez ama özellikle şiir anlamında kaliteliyi sunabilmek adına elimden geleni yapmaya çalışacağım.
Hem Umut Sandalı’nın dinleyicilerine, hem de TikTok’tan sizi takip edenlere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Umut Sandalı dinleyicisine teşekkürü her zaman bir borç bildim.. ve bunu ödemek adına aslında mikrofon başına geçiyorum. Ne yaparsam yapayım bu borcu ödeyemeyeceğimi biliyorum. Çünkü bir insandan alabileceğiniz en kıymetli şey zamanıdır. Bunu size feda edenlere borcunusu nasıl ödeyebilirsiniz ki?..
Ben menfaatler dışında yayın yapmaya çalışan birisiyim. Bu işe hiçbir zaman ticareti/parayı bulaştırmadım, bulaştırmayacağımda. O nedenle amacım belli. Karşılıklı saygı olduktan sonra gerisi kendinden geliyor. Ama her zaman şunu üstüne basa basa yayınlarımda söylerim. “Sizi, yayınlarına gittiğiniz her kimse ki buna bende dahilim. Bir gün başka, diğer gün başka şekilde karşılıyorsa, size verdiği değer o güne bağlı olarak değişebiliyorsa o yayınlara gitmesinler. Çünkü karakter değişebilen bir şey değildir. Değiştiklerini gördüğü anda orada durmasınlar başta da söylediğim gibi buna benim yayınlarımda dahil.
İnternet ortamında sosyal medya platformları üzerinde benmişim gibi davranan sayfalar oluyor ve olmayada devam edecek. Bütün sosyal medya platformlarında (Instagram, X, Youtube, Facebook, TikTok) kullanıcı adım @umutsandalim olarak geçiyor. Bu hesap dışında herhangi bir ikinci hesabım bulunmuyor. Bunu da buradan belirtmek isterim.
“Hayatı bir şiirin tek mısrasına sığdırmanız gerekseydi, bugün hangi dizeyi söylerdiniz? Neden?”
Çok zor bir soru. O kadar değerli satırları yüreğimden işleyerek geçirdim ki, hangisine baksanız birer edebi eser. Fakat son günlerde seslendirmeye başladığım aynı zamanda hemşehrim olan Nurullah Genç hocama ait Gözlerine Yazılmamış Bir Destan içerinde yer alan “Rengini, gözlerinde kaybolan bilir..” mısrasını bırakabilirim.
Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.
Filozof Sosyolog
CHP Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülen torba yasa teklifinde…
Pazarspor, takım kaptanı Emre Akgün ile bir yıllık yeni sözleşme imzaladı.
Rektör Prof. Dr. Yusuf Yılmaz: "Planlı çalışmalarımızın karşılığını alıyoruz
Rize'nin Fındıklı ilçesinde düzenlenen ViçeFest Yeşil Altın Gümüş Deniz Festivali, tiyatroseverleri Antik Yunan'ın en önemli…
Rize'de 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü'nün 10. yıl dönümü kapsamında düzenlenecek anma programı…
DEVA Partisi Rize İl Başkanı M. Engin Korkmaz, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi üzerinden…