HABER:FİLOZOF SOSYOLOG
İlahiler, Müslüman toplumların tarihsel ve kültürel hafızasının doğal bir parçasıdır.!
Ben de kendini aydın olarak tanımlayan biriyim ve tam da bu nedenle Ramazan ayı boyunca okullarda teneffüslerde ilahi çalınmasına yönelik tepkileri, tek boyutlu ve indirgemeci buluyorum. Aydın olmak, toplumun tarihsel ve kültürel dokusuna yabancılaşmak değil; aksine onu anlamak, analiz etmek ve sağlıklı bir zeminde değerlendirebilmektir.
Bu toplumun hafızasında Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet zamanı değil, aynı zamanda ortak bir yaşama biçiminin, paylaşılan değerlerin ve dini bilincin yoğunlaştığı bir zaman dilimidir. İlahiler ise bu bilincin sesle ifadesidir; Müslüman toplumların vazgeçilmezidir ve asırlardır inancın kamusal ve bireysel tezahürlerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
İlahi, İslam geleneğinde Allah’a yönelik sevgi, teslimiyet, hamd ve niyaz duygularını dile getiren, sözleri dini içerik taşıyan ve genellikle sade bir makam yapısıyla icra edilen dini musiki formudur. Konusu çoğunlukla tevhid, Peygamber sevgisi, ahlak, kulluk bilinci ve tasavvufi derinliktir. Camilerde, tekkelerde, mevlitlerde, evlerde ve özellikle Ramazan ayında yaygın biçimde okunur. Bu yönüyle ilahi, yalnızca bir müzik türü değil; inanç öğretisinin, dini hafızanın ve toplumsal aidiyetin sözlü aktarım araçlarından biridir.
Okul, yalnızca teknik bilgi aktaran steril bir mekân değildir; aynı zamanda toplumun kültürel sürekliliğinin de taşıyıcısıdır. Dolayısıyla Ramazan’a özgü sembollerin ve seslerin tamamen dışlanması gerektiğini savunmak, pedagojik tarafsızlıktan çok kültürel kopuşa işaret eder.
Buradaki temel mesele, dayatma ile temsil arasındaki farkı doğru kavramaktır. Bir toplumun çoğunluğunun tarihsel olarak benimsediği bir kültürel formun kamusal alanda sınırlı ve sembolik düzeyde yer bulması, çoğulculuğa aykırı değildir. Aksine, gerçek çoğulculuk, toplumun kendi gerçekliğini inkâr etmeden farklılıkları birlikte yaşatabilme olgunluğudur.
Kendini aydın olarak tanımlayan birinin görevi, kendi toplumuna tepeden bakmak değil, onu anlamaya çalışmaktır. Kendi köklerinden rahatsız olan bir entelektüel tavır, eleştirel bilinç değil; çoğu zaman aidiyet krizinin yansımasıdır. Ben bir aydın olarak, bu toplumun dini ve kültürel mirasının kamusal hayatta görünür olmasını bir gerileme değil, bir süreklilik ve kimlik meselesi olarak görüyorum. Çünkü aydın olmak, inkâr ederek değil, anlayarak ve anlamlandırarak mümkün olur.
Celal Karatüre’nin bu konudaki duruşuna yöneltilen tepkiler de aynı bağlamda değerlendirilmelidir. Bir kültürel ve dini pratiğin görünür olmasına karşı gösterilen refleks, çoğu zaman laikliğin korunması söylemiyle gerekçelendirilse de, gerçekte laiklik ilkesinin özüyle çelişmemektedir. Laiklik, toplumun dini ve kültürel gerçekliğini kamusal alandan silmek değil, farklı inanç ve kimliklerin barış içinde var olmasını güvence altına almaktır.
Durum böyle olunca laiklik elden gitmemekte, aksine olması gereken gerçekleşmektedir: geleceğimiz olan bizden sonraki nesillere kültür aktarımı sağlanmaktadır. Kültür, yalnızca kitaplarda saklanan bir bilgi değil; sesle, ritüelle ve deneyimle aktarılan canlı bir mirastır. Bu aktarımın kesintiye uğraması, toplumsal sürekliliğin zayıflaması anlamına gelir.
Bundan yalnızca birkaç ay önce, kendi toplumunu aşağılayan, onu küçümseyen ve değersizleştiren söylemler normalleştirilirken ( mesela hav hav hav şarkısı gibi), bugün ilahilere tepki gösteren sözde aydın kesimin o dönemdeki sessizliği dikkat çekicidir. Bu durum, eleştirilerin ilkesel değil, seçici ve konjonktürel olduğunu düşündürmektedir. Gerçek aydın tavrı, toplumuna karşı tutarlı bir etik duruş sergilemeyi gerektirir.
Ayrıca eleştirenlerin kendi dini ve vicdani konumlanışları da sorgulanmaya açıktır. Dünyada yaşanan Epstein vahşetine ve insanlık dramlarına sessiz kalan bir kesimin, bu ülkenin dini ve kültürel gerçekliğinin zararsız bir yansıması olan ilahilere karşı sert tepki göstermesi, eleştirel tutarlılık açısından ciddi bir çelişki barındırmaktadır.
Benim kanaatime göre, olaylara bütüncül bakamayan, tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamı birlikte değerlendiremeyen bir yaklaşım, aydın olmanın gerektirdiği entelektüel derinliği taşımaz. Aydın olmak, yalnızca eleştirmek değil; aynı zamanda anlamak, bağlamlandırmak ve hakikati çok boyutlu görebilmektir. Bu sorumluluğu taşımayan hiç kimsenin, kendisini aydın olarak tanımlaması entelektüel açıdan ikna edici değildir.
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı tarafından “Adalet Sofraları” temasıyla düzenlenen “Geleneksel İstanbul İl İftarı” programı,…
Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, kent genelinde üreticilere yönelik meyve ağaçlarında kış budaması…
Meteoroloji 11. Bölge Müdürlüğü’nün 030 No’lu uyarısı doğrultusunda Rize Valiliği, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin iç kesimleri…
Çaykur Rizespor’un 32. Başkanı Metin Kalkavan’ın annesi Mukaddes Kalkavan, 96 yaşında İstanbul’da hayatını kaybetti. Merhume,…
Rize İl Jandarma Komutanlığı, suç ve suçlularla mücadelesine kararlılıkla devam ediyor.
Saadet Partisi Rize İl Başkanı Av. Muhammet Kaçar, Gazze’de yaşanan son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunarak,…