Categories: İSLÂM

Kalbin Ramazanı: Dilefgâr

MAKALE:FİLOZOF SOSYOLOG

 

İnsan, gücünü en çok kaybettiği yerde, hakikate yaklaşır. Çünkü kudret zannı, kalbin üzerine örtülmüş en ince perdelerden biridir.

Sağlık, süreklilik ve alışkanlık, insana kendi kendine yettiği yanılsamasını fısıldar. Oysa bir gün beden tökezlediğinde, nefes daraldığında ve irade kendi sınırına dayandığında, kul ilk defa açık bir idrakle karşılaşır: Kendine ait sandığı hiçbir şey, aslında kendine ait değildir. İşte ben de 2013–2020 yılları arasında böyle bir zamandan geçtim. Sağlığımı kaybettiğimde, kendime ait sandığım hiçbir gücün aslında bana ait olmadığını idrak ettim. O yıllar, sadece bedenimin zayıfladığı bir dönem değil; gönlümün uyanmaya başladığı bir eşikti. Kendi kudretimin bir yanılsama olduğunu, tek bir nefesin bile ilahî izne bağlı olduğunu yaşayarak öğrendim. O zaman anladım ki dilefgâr olmak, bir kayıp değil; bir fark ediştir. Gönlüm, kırıldığı yerden hakikati görmeye başladı. Aczim, eksikliğim değil; Rabbime açılan kapım oldu.

 

Dilefgâr, sadece incinmiş değil; incinerek uyanmış kalptir. Bu yara, yok eden değil; açan bir yaradır. Çünkü gönül, en çok kırıldığı yerden genişler. İnsan, kendi aczini kavradığında, varlığının merkezinde taşıdığı mutlak muhtaçlığı fark eder. Ve bu fark ediş, bir yıkım değil, bir başlangıçtır.

 

Tasavvuf geleneğinde bu hâl, kulun kendi sınırını görmesi ve hakikatin sınırsızlığına yönelmesi olarak anlaşılır. Mevlana Celaleddin Rumi, kalp kırıklığını bir eksilme olarak değil, bir açıklık olarak yorumlar. Ona göre yara, ışığın içeri girdiği yerdir. İnsan, kendi gücünün yetersizliğini idrak ettiğinde, hakiki kudretin kaynağını tanımaya başlar. Bu tanıma, teorik bir bilgi değil; yaşanmış bir hakikattir.

 

Bu hakikatin sembollerinden biri de Yusuf’un hayatında görülen bolluk ve kıtlık döngüsüdür. Yedi yıl bolluk, yedi yıl kıtlık… Bu kıssa, sadece tarihsel bir olay değil, insan varoluşunun içsel ritmini anlatır. Tasavvuf bu iki hâli “bast” ve “kabz” kavramlarıyla ifade eder: genişleme ve daralma. İnsan bazen genişler, bazen daralır. Bazen kudret hisseder, bazen acz. Ancak her iki hâl de aynı hakikatin farklı tecellileridir. Çünkü kul, genişlikte şükretmeyi; darlıkta ise dayanmayı öğrenir.

 

Dilefgâr gönül, işte bu iki hâlin içinden geçerek olgunlaşır. Hastalık, acı ve kırılganlık, insana kendine ait sandığı varlığın aslında emanet olduğunu öğretir. Bir nefesin bile iradeyle değil, izinle alındığını fark eden kalp, artık başka bir bilinç düzeyine ulaşır. Bu bilinç, korkunun değil; teslimiyetin bilincidir. Çünkü teslimiyet, çaresizliğin değil; hakikati tanımanın adıdır.

 

Ve şimdi, bu idrakin eşiğinde bir Ramazan daha doğuyor. Ramazan, sadece takvimde yer alan bir zaman dilimi değildir. O, insanın kendi sınırlılığını yeniden hatırladığı, kendi varlığının hakiki kaynağına yöneldiği bir arınma mevsimidir. Açlık, susuzluk ve bekleyiş, bedene değil; benliğe hitap eder. İnsana şunu öğretir: Sahip olduğunu sandığın her şey, sana verilmiştir. Ve verildiği gibi geri alınabilir.

 

Bu yüzden Ramazan, dilefgâr kalpler için bir teselli değil; bir kavuşmadır. Çünkü kırılmış kalp, bu ayda kendi anlamını bulur. Secdeye varan alın, aslında kendi aczinin huzuruna varır. Dua eden dil, kendi yetersizliğini kabul eder. Ve insan, ilk defa gerçekten nefes aldığını hisseder.

 

Hoş geldin ey Ramazan. Sen, kudret zannıyla ağırlaşmış kalpleri hafifleten bir hatırlayışsın. Sen, insanın kendine değil, Rabbine ait olduğunu yeniden öğreten bir çağrısın. Ve sen, dilefgâr gönüllerin yarasını yok etmek için değil; o yaranın içindeki nuru görünür kılmak için gelirsin. Çünkü insan, en çok aczini bildiğinde tamamlanır. Ve en çok muhtaç olduğunu anladığında, gerçekten özgürleşir.

 

Aşağıda, dilefgâr bir kalbin uyanışını ve gurbetten aidiyete doğru ilerleyen sessiz, derin idrak yolculuğunu anlatan, kendi kalemimden bir şiiri sizlerle paylaşıyorum.

 

KALBİN GURBETİ ve ÜVEYİK

Bir üveyik kondu kalbimin tenha dalına,

Ne rüzgâr değdi ona, ne dünya dokundu kanadına.

Sustu zaman, sustu içimdeki gürültü,

Onun sesi kaldı yalnız, Hakk’ın ince davetine benzeyen.

Ey kalbim, dedi, niçin bu kadar uzaktasın kendinden,

Niçin unuttun seni var eden nefesi?

Sen de benim gibi gurbet kuşusun aslında,

Topraktan geldin, ama göğü özlersin gizlice.

Ben bir üveyiğim, dedi,

Adım ayrılık ile yazıldı ezelden.

Her ötüşüm bir zikirdir, duyan bilmez belki,

Ama her “turrr” deyişimde O’na dönerim yeniden.

Kanadımda yük yoktur dünya kadar ağır,

Çünkü bıraktım kendimi Sahibimin rüzgârına.

Sen de bırak, ey kalbim, tutunma faninin dalına,

Dal kırılır, ama O’nun seması sonsuzdur.

Sonra uçtu üveyik,

Ama sesi kaldı içimde, bir sır gibi.

Anladım ki yol, gitmek değilmiş uzaklara,

Yol, kendinden geçip O’na varmaktı sessizce.

 

 

—————

Dipçe:

Üveyik, güvercingiller (Columbidae) familyasına ait, zarif yapılı, küçük-orta boy bir kuş türüdür.

Tasavvuf ve edebiyatta sadakat, ayrılık ve özlem manasında kullanılır.

Kafkasya Haber

Recent Posts

Av. Ayça Çağlar: “Pazardaki Her Tezgah Geçim Mücadelesini Gözler Önüne Seriyor”

CHP Ankara İl Kadın Kolları Başkanı Av. Ayça Çağlar, Gölbaşı semt pazarında vatandaşlarla bir araya…

2 dakika ago

Pazar’da Ulaşım Güvenliği İçin Seferberlik

Rize İl Özel İdaresi, Pazar ilçesindeki yüksek kesimlerde yol bakım seferberliği başlattı. Ekipler, olumsuz hava…

4 dakika ago

Hopa’da Çok Dilli Dayanışma: Uluslararası Anadil Günü Coşkuyla Kutlandı

Hopa Belediyesi, 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü’nü Hopa Belediye Parkı’nda düzenlediği etkinlikle kutladı.

8 dakika ago

TOKİ’den Rize Dahil 3 Şehre 268 Konutluk 3 Yeni Proje

TOKİ, Mart ayında Antalya, Kastamonu ve Rize'de toplam 268 konut ve ticari alan inşaatı için…

11 dakika ago

Rize’de Kamu Kurumlarına 960 Personel Alınacak: İŞKUR Rize İUP Başvuruları Başladı

Rize'de İŞKUR tarafından başlatılan İşgücü Uyum Programı kapsamında, 2 Mart 2026'da başlayacak ve 960 kişi…

14 dakika ago

Saadet Partisi Rize İl Eğitim Toplantısı Gerçekleştirildi

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Muhittin Hamdi Yıldırım ve Genel İdare Kurulu Üyesi Turgut…

31 dakika ago