Categories: KÜLTÜR-SANAT

NilTyum ile edebiyat, şiir ve hayat üzerine: Büyük bir başarı hikâyesi

Söyleşi:Filozof Sosyolog

 

“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizisi kapsamında gerçekleştirdiğim bu söyleşide; 32 yıllık yazarlık serüvenini şiirden romana, müzikten sahne anlatısına uzanan çok yönlü sanat çalışmalarıyla sürdüren ve NilTyum adıyla tanınan değerli Sayın Nilüfer ALBAYRAK’ı ağırlıyorum.

Otuz iki yıllık birikimin, yaşanmışlıkların ve kelimelerle kurulan özgün bir dünyanın izlerini taşıyan bu söyleşide; Nilüfer ALBAYRAK’ın edebiyat yolculuğunu, NilTyum adının hikâyesini, şiir ve roman anlayışını, sanatla kurduğu ilişkiyi ve Türk edebiyatına dair düşüncelerini konuşacağız.

 

Sayın NilTyum hoş geldiniz, merhaba.

Bu söyleşiyle, sizi ve eserlerinizi okuyucularımıza daha yakından tanıtmayı; 32 yıllık yazarlık emeğinizi ve Türk edebiyatına kattığınız özgün değeri “vefa” anlayışı içerisinde görünür kılmayı amaçlıyorum.

 

Öncelikle sizi ve sizi henüz tanımayan okuyucularımız için NilTyum’u tanıyabilir miyiz? Çocukluğunuzdan bugüne uzanan hayat hikâyenizden ve sizi siz yapan deneyimlerinizden söz eder misiniz?

1975 Almanya doğumluyum. 7 kardeşin ilk çocuğuyum. Küçük yaşlarda çok konuşan ama ilerleyen yaş dönemimde sessizleşen içine kapanan bir çocukluğum oldu. Bu da benim Disleksi ve Asperger Sendromu olmamdan dolayıdır. Bu süreçte okul hayatımda, okuma ve insan ilişkilerinde zorluk çektim tabi bu durumda çok dışlandım ve yalnızlaştırıldım. Gençlik hayatımda yalnız kalmayı kimseyi duymamayı bıraktım yaşım ilerledikçe de sadece insanları dinledim ama kalben duymadım pozitif yaklaşımlar haricinde yapmak istediklerimi kendime özel yaptım ve kendimle mutlu oldum. Bu yaşıma kadar da böyle geldim mesafeli, ağır ve sessiz…

 

NilTyum” ismi nasıl ortaya çıktı? Bu ismin sizin için taşıdığı anlam nedir?

Gerçek adım Nilüfer ALBAYRAK ve nilTyum benim mahlasım. Bu ismi alma nedenim ise, Lityumun enerji ve psikoloji ilaçları olduğunu bildiğim ve içine kapanık bir insanın aslında çok pozitif ve bastırılmış bir enerjiye sahip olduğunu düşünüp Nilüfer’in Nil’i ile Lityumun karışımı ortaya çıktı anlamı ise pozitif kadın. Dünya da tek isim noterden patentini aldım. T harfinin büyük diğer harflerin küçük olma nedeni ise dik duruşumun ifadesidir.

 

Edebiyatla ve özellikle şiirle ilk karşılaşmanız nasıl gerçekleşti? Yazmaya başladığınız dönemi ve sizi yazmaya yönelten koşulları anlatır mısınız?

İçine kapanık olduğum zamanlarda okumak istediğim kitaplar vardı ama anlamakta zorluk çekiyordum okul hayatım ise sadece işitsel eğitime cevap veriyor tabi ki sınavlarda başarısız oluyordum. Bu durum karşısında kendi kendime okuma tekniklerinden daha çok yazma tekniği ile günlük yazmaya başladım. Bana doğru gelen cümleler ne kadar bozuk kurulan harflerde olsa, üstüne düşüp kendimi geliştirdim. Günlüklere yazarken bu sefer içimde sıkışan hiç cesaret edip kuramadığım cümleleri şiirsel yani serbest şiir olarak yazmaya başladım. 19 yaşında başlayan bu serüven bazı sıkıntılardan sonra birkaç sene ara vermek zorunda kaldım. Bir evliliğim oldu zor bir evlilikti ve o dönemlerde de yine şiir yazmaya başladım, tabi günlükleri devam ettirdim. Boşandıktan sonra bu seferde şiirler günlükler derken hayal gücüm nedense beni roman yazmaya itti ve kafamda tasarladığım her projeyi rüyalarımda görerek, 12 romanımı 20 senemin içine sıkıştırdım. Dört bine yakın şiir, 589 günlük, bir de içimdeki ikinci kişi yani Zahide ile sohbet ettiğim teatral sahneli yazımlarım var. Romanlarımı hiçbir zaman bastırmayı düşünmedim ne de şiirlerimi yayınlamayı bir arkadaşımın tevafuk eseri, eserlerimi görüp teşvik etmesiyle ön plana çıktım.

 

Şiir sizin için ne ifade ediyor? Şiirin hayatınızdaki ve yazarlığınızdaki yerini nasıl tanımlarsınız?

Şiir aslında benim dünyamda çok farklı bir konumda şöyle ki; aslında her insan bir şiirdir, her acı, her aşk, her hasret, gökyüzü, toprak kokusu ve uyku. Mesela yazdığım şiirler serbest nazım olduğu için hepsinde bir hikâye var ve romanlarımın arasına sıkıştırdığım şiirlerimde var ve kolaylıkla romanlarımı yazdım. Aslında romanlarım hem kendi hayatımdan ve toplumsal hayattaki insanların sosyolojik ve psikolojik durumlarını anlatan şiirlerimin bir araya gelen eserleridir.

 

Şiirlerinizde hangi temalar üzerinde yoğunlaşıyorsunuz? Yazarken sizi etkileyen duygu, düşünce ve hayat deneyimleri nelerdir?

Aşk şiirlerimde var ama çoğunluğu bastırtmış toplumu tema eline alan şiirlerim daha çoktur. Empati kurma gücüm var bir başkansın acısını içimde haddinden fazla yaşıyorum ve sonra rüyalarıma giriyor ve ilham oluyor ve yazıyorum. Örneğin; ezilen kadınlar, yetimler, sokak insanları, yoksullar, doğuştan engelli ya da sonradan engelli olanlar, küçük yaşta evlenenler, çocuğunu kaybetmiş anneler ya da elinden evladı annesi alınmışlar, tek başına mücadele edenler, gücün para ve mevki olarak kullanan insanlara göndermelerim var mesela…

 

Otuz iki yıllık yazarlık serüveninizde edebiyat anlayışınızda nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadınız? Bugünkü NilTyum ile yazarlığa başladığınız dönemdeki NilTyum arasında ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?

Başta dediğim gibi kapalı kutu gibiydim sadece kendime yazıyor defterlerimi kendi raflarıma diziyor ve yazar ya da şairim demiyor ve bunun içinde hiçbir hırsım ya da hedefim yoktu. Ben öyle mutluydum ardından yayımlanan kitapların satışını okuryazar sayısını az görmem aslında beni biraz da eskiye götürdü. Yine skisi gibi yine kendime yazıyor arada sosyal medyada paylaşıyor ve hiçbir beklentim olmuyor. Kısaca pekte farkı olmadı.

 

Bir şairin yaşadığı döneme ve topluma karşı nasıl bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorsunuz? Şiirin insan ve toplum üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bunu sadece şiir olarak değil, her sanat eseri olarak adlandırırsak, toplumun dile getiremediği her duyguyu doğru düzgün ve ahlaki değerleri koruyacak şekilde tasarlanması gerekiyor. Bazı şiirlerim ve romanlarım var. Onlar isyan eden kalbimin kalemi insanı daha çok zora sokacak ve hatta belki de intihara sürükleyecek, ama kalemimi ben bildiğim için bu yazılarım, kimseyle konuşamadığım için yazarak kendi psikolojimi tedavi ediyorum ama okuyucu için aynı şey demek değildir o yüzden yayımlamak yerine saklamayı hatta silmeyi tercih ediyorum…

 

Roman da yazıyorsunuz. Şiir ve roman sizin yazarlık dünyanızda nasıl bir yere sahip? Bu iki edebî türle kurduğunuz ilişkiyi nasıl anlatırsınız?

Roman yazma serüvenimi başta dediğim gibi şiirlerimden oluşan hikâyeler ve bastırılmış duyguların ve olması gereken hayatın birer parçalarıdır. İkisi arasında bir fark yoktur biri kısa geçiş diğeri betimlemeyi kısa tutarak edebi kalemi bozmadan cümleleri renklendirdiğim romanlar.

 

“Jida Martının Kalbi”, “Hücrede” ve “Bayan Cetus” adlı eserlerinizden söz eder misiniz? Bu kitapların ortaya çıkış süreçleri ve sizin edebî yolculuğunuzdaki yerleri nelerdir?

Bayan Cetus, ilk çıkan romanım ikinci baskısı çıktı yakında üçüncü baskıya gidecek. Bayan Cetus aslında Türk ama farklı gördüğü için kendini adına takma isim koymuş bir Savcı kadındır. Mücadelesi kimsesiler için kurduğu bir ütopya ve kendine aşkı yasaklayan nefsini körükleyen bir kadın.

 

Jida Martının Kalbi de, ailesinin izine düşüp araştırma yaparken karşısına çıkan insanlar ve her bir yolda birbirine bağlantısı olduğu insanlarla karşılaşması jida ise hayal arkadaşı martıdır.

 

Hücrede, 3 serilik bir roman, Şizofren ve Majör Depresif olan iki kişinin aşk ve toplumsal hayattaki yerini anlatan bir roman serisi geri 2 seriyi çıkarmayı düşünmüyorum nedeni okuryazar sayısı gerçekten çok az ve maliyetler çok yüksek maalesef. Bu üç romanda toplum içinde ki insanların farkındalıklarını hayatın aslında hakikat üzerinde olduğunu, yalanın yeri, kaderin yolu ve nefs mücadelesini anlatıyor.

 

Uzun yıllara yayılan yazarlık deneyiminiz size edebiyat ve yazarlık konusunda neler öğretti? Bugün geriye dönüp baktığınızda, yazarlık yolculuğunuzun en önemli dönüm noktaları hangileridir?

Buna çok kısa cevap vermek istiyorum, “Haksızlık”…

 

Bir kadın yazar ve şair olarak edebiyat dünyasındaki deneyimleriniz nelerdir? Kadınların edebiyat alanındaki varlığını ve karşılaştıkları sorunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tarihe göre cevap verirsem eğer, 1970’lerden sonra yazar ve şair kadınlara önem veriliyor. Ama öncesinde batı dâhil olsa kadın her zaman geri planda ve cahil gözüktüğü için pek dikkate alınmıyordu. Şimdilerde tarihi araştırmalarda kadınların eserlerine önem veriliyor, aslında duygu düşünce kadın erkek olarak değil de, kalben ve aklen gelen her duygu aynı eşitliktedir bunu bedensel görünüm ile sınıflandırmak bana mantıklı gelmiyor.

 

Şiir ve müzik arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Müziğin şiir üzerindeki, şiirin de müzik üzerindeki etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Müzik… Daha doğrusu bu benim içimde hep var olan notaların matematiksel dizlimidir. Ben şiirlerim ve romanlarımı yazarken hep içimden mırıldanır sonra onarlı kayıt eder mırıldanmalarımı dinleyip yazardım. Bildiğiniz üzere beste ve söz yazarlığı da yapıyorum. Ve eskiden mırıldandığım notaları yapay zekâ sayesinde mırıldanıp fon müzikleri yaptım. Şiir ve müzik ikisi arasında olağan üstü bir bağlantı var. Şöyle düşünün bir tepeye çıktınız diyelim ve tepeden ağaçların hafif esen rüzgârın, kuşların sesini bir müzik kulağı ile dinlerken içinizden bir duygu geçiyor, özlem diyelim anılar gözünüzün önünde ve bir anda şiirleşen sesiz konuşmalarınız…

 

Doğaçlama ve teatral anlatımın sanatınızdaki yeri nedir? Yazılı metin ile sözlü ve sahne performansı arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Çok güzel bir konuya değindiniz. Nedeni ise roman ve şiirlerimi sosyal medyada tanıtmaya başlarken katıldığım canlı yayınlarda beni doğaçlamacı olarak bilirler mesela şiirlerimi güzel okuyamam ben yazarım okurlar ama doğaçlama olunca teatral tarzında bir kelime verirler bana bu konuda sıcağı sıcağına çok iyiyim. Bu konuda mütevazı olmayacağım o anlık duygu bir an geliyor ve kaleme dökülmüyor sadece orada duyuluyor unutuluyor ama birazda iz bırakıyor. Ben doğaçlamayı yazmaktan daha çok benimsiyorum.

 

Günümüzde şiir ve edebiyatın sosyal medya üzerinden geniş kitlelere ulaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Dijital ortamların edebiyat dünyasına ve okur-yazar ilişkisine etkileri sizce neler oldu?

Aslında bir yandan da iyi oldu, sanki rekabet doğdu ve dediğim gibi her insan bir şiirdir, dedim ya aslında bu ortaya çıktı, okuru diyemem de yazmalar çok fazlalaştı. Yalnız başka sıkıntılarda var mesela yapay zekâya yazdıranlar bu yanlış geliyor bana bir de emek hırsızlığı diyelim benim ve birçok kişinin duygu ve düşünceleri çalınıyor.

 

Türk şiirinin ve Türk edebiyatının bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Genç şair ve yazarlara neler söylemek istersiniz? Bundan sonraki edebî çalışmalarınız nelerdir?

Size dürüst olayım, hiçbir şey demek istemem çünkü edebiyat kural ister ve kurallar duygular yok sayar tabi ki bu bana göre renkler ve zevkler farklıdır. Ben belki çok kitap okumadım edebiyattan anlamam sadece içimde sıkışan kelimeleri dağıtmak için kalemle defterle bir dostluğum başladı. Başlarda onların ne bir şiir ya da roman, hikâye vs. olduğunu düşünmedim. Onlar birleşti ve ne yazdığımı bildim. Her insan birer sanat eserdir ve herkesin bir yeteneği vardır, Allah tarafından gelen, bilmem anlatabildim mi? Not: KURALLAR BANA SIKICI GELİYOR.

 

Sayın NilTyum, değerli paylaşımlarınız ve samimi cevaplarınız için çok teşekkür ederim.

 

32 yıllık yazarlık yolculuğunuzu dinlerken, kelimelerin sizin için yalnızca bir anlatım aracı olmadığını; kimi zaman kendinizi ifade etmenin, kimi zaman hayatı anlamlandırmanın, kimi zaman da insanın söyleyemediği duygulara ses vermenin bir yolu olduğunu görüyoruz. Defterlerde başlayan, şiirlerle büyüyen, romanlara uzanan ve zamanla müzik, doğaçlama ve teatral anlatımla farklı ifade alanlarına taşınan bu yolculuk, NilTyum imzasının ardında kendine özgü bir sanat dünyası oluşturmuş.

 

Edebiyatın kalıplarından çok insanın duygusuna, yaşanmışlığın izine ve kelimenin içtenliğine önem veren yaklaşımınız; şiir, roman ve diğer sanat alanları arasındaki sınırların ne kadar geçirgen olabileceğini de gösteriyor. Özellikle toplumun görünmeyen, duyulmayan ve çoğu zaman sessiz bırakılan kesimlerine yönelen duyarlılığınız, sanatın yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda insanı görme ve hissetme biçimi olabileceğini hatırlatıyor.

 

“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizimizin amacı da tam olarak burada anlam kazanıyor: Edebiyata emek veren, kendi dünyasını kelimelerle kuran ve yıllarını bu üretime adayan isimlerin hikâyelerini yalnızca eserleriyle değil, insanî ve sanatsal yönleriyle de kayıt altına almak.

 

NilTyum adıyla çıktığınız bu uzun yolculukta kaleminizin, kelimelerinizin ve sanatla kurduğunuz özgün ilişkinin bundan sonraki yıllarda da yeni eserlerde hayat bulmasını diliyorum. 32 yıllık emeğinizi, edebiyata ve sanata kattığınız özgün sesi ve bu söyleşiyle bizimle paylaştığınız samimi dünyanızı okuyucularımızla buluşturmaktan mutluluk duydum.

 

Türk edebiyatına, şiirine ve sanatına emek veren tüm kalemlere duyduğumuz vefa ile; Sayın Nilüfer ALBAYRAK’a, yani edebiyat dünyasındaki adıyla NilTyum’a, bundan sonraki sanat ve yazarlık yolculuğunda başarılar diliyor; değerli katkıları için teşekkür ediyorum.

 

ACI ÇEKMEK BU İSE

 

Yılgın rüzgârların ayak seslerine inat,

Yaşadım her adımı.

Bir güneş misali kavurdum,

İçimdeki yangını.

Yetmedi her nefes aldığımda,

Aklımı sorguladım.

Acı çekmek bu ise;

Pekmez yerine, kanımı akıttım da içtim.

 

 

Nilüfer Albayrak

Kayıt Tarihi : 7.04.2025

 

Kafkasya Haber

Recent Posts

1908 BEYKOZ ANADOLU A.Ş.’NİN YENİ SAHİBİ RİZELİ FAYSAL TOPAL OLDU

SARI-SİYAHLILARIN YENİ TEKNİK DİREKTÖRÜ RIZVAN ŞAHİN VE KOORDİNATÖRÜ DE RİZELİ EFSANE MUHTAR D. ALİ KÖSE…

1 saat ago

KAYMAKAM GİZEM ÇİÇEK, KAÇKARLAR’DA START VERDİ!

UTMB ÖNCESİ 4K PARKURU BİZZAT TEST EDİLDİ: ÇAMLIHEMŞİN HAZIR, KAÇKARLAR HAZIR!

3 saat ago

Bağımsızlık Yılı’nda Bağımlılıkla Mücadele Söyleşisi Gerçekleştirildi

Rize Valisi İhsan Selim Baydaş tarafından 2026 yılının “Bağımsızlık Yılı” ilan edilmesi kapsamında, bağımlılıkla mücadele…

3 saat ago

Mersin Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Mercanoğlu, Rize Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevine atandı

Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) 2026 Yaz Kararnamesi kapsamında gerçekleştirilen adli yargı atamaları belli oldu.…

3 saat ago

Rize Baro Başkanı Ümit Peçe Yeniden Aday Olmayacağını Açıkladı

Rize Barosu Başkanı Av. Ümit Peçe, Ekim 2026’da gerçekleştirilecek Rize Barosu Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa…

3 saat ago

Avcı Ayıyla Karşılaşınca “Kanka Nereye Gidiyorsun?” Diye Seslendi

Rize’nin Kalkandere ilçesinden avcıların Trabzon’un Of ilçesinde çıktığı av sırasında karşılarına ayı çıktı. Avcı Halil…

3 saat ago