ADNAN ONAY
Türkiye’yi ziyaret eden Papa 14. Lui’ye resmi makamlarca neden bu derece ilgi gösterildi?
Türkiye ziyaret programı belli olduğundan bu yana bu konuyu tartışıyor.
Öncelikle şunu belirtmeli; Vatikan, Türkiye ilişkileri yeni değil.
İlki 1967 yılında olmak üzere Vatikan Papalığının ülkemize 5 kez ziyareti oldu. 11 yıl aradan sonra yapılan Papa ziyaretinin asıl amacı bir kutlama törenine katılmak olarak açıklandı. Ülkemizi ziyaret eden Papa 14. Lui, Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos ve diğer Hıristiyan ruhani liderleriyle birlikte MS 325’te toplanan Birinci İznik Konsili’nin 1700. yıl dönümünü kutladı.
Papaların İstanbul ilgisi tarihin eski dönemlerine uzanan bir ilgi. Bu ilginin canlı tutulmasının ise Hıristiyan dünyası açısından önemi, gizli ajandalara göre ‘Yeni Roma’ hayalinin de bir parçası. Zira, İstanbul, tarihin en derin katmanlarında Hristiyan dünyasının kalbi olarak yankılanır. Konstantin’in 330 yılında “Nova Roma” diye ilan ettiği bu şehir, Doğu Roma İmparatorluğu’nun mirasıyla, Ayasofya’nın kubbesinden Fener Rum Patrikhanesi’nin kapılarına kadar, Hıristiyanlığın en kutsal sembollerini barındırır. Bugün bile, Vatikan’ın ruhani liderleri, bu coğrafyaya adım attıklarında, sadece diplomatik bir jest yapmaz; muhtemeldir ki bin yıllık bir özlemi, bir geri dönüş hayalini canlandırırlar.
Papa 14. Leo’nun 27-30 Kasım 2025 tarihlerindeki ziyareti, kimilerine göre tam da bu emelin son halkası..!Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmeler, Sultanahmet Camii’nde dua, Ayasofya ziyareti ve Fener’de Patrik Bartholomeos’la ekümenik ayin.. Tüm bunlar yüzeyde Vatikan ile Türkiye diyaloğunun sonucu görünse de kimilerine göre bu ziyaretin arkaplanında asıl olarak ‘Yeni Roma’ ideası, İstanbul’u bir kez daha “Konstantinopolis” olarak sahiplenme arzusu yatıyor.
Öne sürülen benzer iddialara göre, bu ziyaret kirli hedefler doğrultusunda Nicaea Konsili’nin 1700. yıl dönümünü kutlama görüntülü, Hristiyan birliğinin, Doğu Akdeniz’de yeni bir hegemoni kurma hamlesi..
Bu tür iddiaların ortaya atılması söz konusu olabilecekken nasıl oldu da Erdoğan’ın liderliğindeki Ak Parti iktidarı 11 yıl aradan sonra yapılan Vatikan ziyaretine, yeni Papa’ya bu derece ilgi gösterdi?
Bu konuda kişisel görüşüm; bu bir devlet stratejisi..
Vatikan ile sıcak ilişkilerin yüzeydeki gerekçesi barışa katkı sunmak..
İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın dediği gibi, “Türkiye, küresel krizlerin dışında kalmak yerine, barış ve adalet adına aktif sorumluluk alma iradesini gösteriyor.”
Evet, buzdağının görünen yüzü böyle. Ancak, kanaatimce gerçek strateji, ufukta beliren bir fırtınaya hazırlık: Hıristiyan dünyasını İsrail’in saldırganlığına karşı Türkiye ile birlikte aynı düşünce zeminine çekmek..Acil sorun konumundaki Filistin konusunda Vatikan’ı İsrail karşısında daha aktif pozisyona sürüklemek, ikili ilişkileri bunun için kullanmak.
Bilindiği gibi Türkiye-İsrail gerilimi her geçen gün artıyor ve bunun gelecekte bir savaşa dönüşme ihtimali söz konusu.
2025’in bu sonbaharında, İsrail ile gerilimler zirveye tırmanmış durumda. İsrail’in Suriye’deki hava saldırıları – Hama ve Humus’taki üsleri vurması, Türkiye’nin Şam’la kurduğu ittifakı baltalamaya çalışması sadece bir mesaj değil; İsrail tarafından doğrudan bir düşmanlık belirtisi..
Nagel Komitesi, Ocak 2025 raporunda; “Türkiye’nin Osmanlı mirasını canlandırma hırsı, çatışmaya yol açabilir” diye açıklama yapıyor.. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Netanyahu’yu “Hitler’le” kıyaslayarak, Gazze’deki “soykırımı” kınarken, Katar’daki Hamas hedefine İsrail’in vurmasını “bölgesel hegemonya girişimi” diye sert bir dille eleştiriyor. İki ülke arasındaki ticaret donmuş, uçuşlar kesilmiş, Türkiye’nin Suriye’deki üsleri İsrail’in her an bir saldırı yapacağı yönündeki tehlikelere karşı tedbirler içinde. Her hangi bir kıvılcım, tüm NATO’yu sarsacak bir yangına dönüşebilir.
Bu tablo karşısında Hıristiyan dünyasını yanına çekmek önemli bir stratejik atak. Anahtar, tarihin ironik döngüsünde gizli.
Ortaçağ Avrupa’sında, Hıristiyan krallıklar Yahudileri defalarca kovdu: 1290 İngiltere, 1492 İspanya, 1497 Portekiz Yahudilere düşmanlıkta başı çeken ülkeler oldu. Yahudiler, tefecilikle suçlandı, “Mesih’i öldürenler” diye damgalandı..
Yahudiler Haçlı Seferleri’nde Rhin Nehri kıyılarında katledildiler, Siyah Ölüm’de veba yaymakla itham edildiler. Bu nefret, Yahudileri Doğu’ya, Osmanlı’ya, hatta Endülüs’e sürükledi; ama Batı, onları “öteki” olarak dışlayarak kendi günahlarını biriktirdi.
Günümüze gelince, roller tersine dönmüş. İsrail, ABD’yi ve Batı’yı esareti altına almış durumda. AIPAC’ın lobi gücü, Hollywood’dan Silikon Vadisi’ne uzanan finansal ağlar, Kongre’deki koşulsuz destek, Yahudi diasporasının küresel etkisi, Hıristiyan Avrupa’nın eski yaralarını kaşıyor.
Vatikan, Filistin Devletini tanıyan devletlerden biri. Vatikan’ın bu durumu Katolik dünyasını “Filistin’e destek, İsrail’e ise nefret” noktasına taşımış bulunmakta. Vatikan’ın başbakan konumundaki Devlet Sekreteri geçtiğimiz günlerde İsrail’i “orantısız saldırılarla” suçladı ve Gazze’de yaşananları “katliam” olarak nitelendirdi.
Kudüs’ün statüsü ve Gazze’nin trajedisi, Papa 14. Leo’yu Erdoğan’la aynı çizgiye yaklaştırmış durumda. Erdoğan’ın 2018 Vatikan ziyareti, Jerusalem’i koruma mutabakatıydı; 2025’teki Papa Leo görüşmesi ise Filistin’i merkeze koyarak, “insanlığın ortak vicdanı” haline getirmeyi hedefliyor.
Türkiye’nin hesabı ustaca: Hıristiyan dünyasını yanına alarak, İsrail’e karşı bir zemin oluşturmak. Papa’nın “güçlü olan haklıdır” eleştirisi, İsrail’in Suriye işgallerini dolaylı kınıyor. Vatikan’ın barış çağrıları, BM’de Türkiye’nin elini güçlendiriyor, Avrupa Parlamentosu’ndaki raporlar İsrail’i sıkıştırıyor..
İşte bu amaçlarla ortaya çıkan yakınlaşma Hıristiyanların Yeni Roma hayalinden çok daha reel bir durum. Ayasofya’nın ibadete açılmasının gerginliğinin ardından Papa’ya gösterilen bu ilgi Vatikan’ın Avrupa’daki etkisini Türkiye lehine kullanma amacı taşımakta.
Türkiye, ayrıca Vatikan üzerinden Ortodoks Patrikhanesini, Yunan lobisini de nötralize etmeyi hesap ediyor.
Şu bir gerçek ki; Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya kalması halinde Hıristiyanların Yahudilerin Batı’yı “ele geçirdiğini” görerek, Erdoğan’ın yanında saf tutması İsrail için yolun sonu demek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “barışın sesi” rolüyle, Papa’yla el sıkışarak, Batı Hristiyanlığını “İslam düşmanlığı”na karşı uyarırken tarihin derinliklerine uzanıyor, Yahudilerin tarihte açtığı yaraları kazıyor, gözlerin İsrail’e çevrilmesi için çaba sarfediyor.
Papa 14. Leo’nun Ankara’daki konuşması, “dünyanın parçalı bir üçüncü savaşa sürüklendiğini” vurguluyor; Erdoğan ise bunu Filistin’le bağlayarak, “mazlumlarla dayanışma”nın evrensel bir yükümlülük olduğunu dile getiriyor.
Sonuçta, bu ziyaret ülkemiz adına bir satranç hamlesi. Hıristiyan dünyası için her daim önemli olan İstanbul’un kutsallığı, İsrail ve ittifak içindeki ülkelere karşı diplomatik bir araç olarak kullanılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “hoşgörü” retoriği, altında yatan gerçek, Hıristiyan dünyasını yanına çekmek, İsrail’in gölgesinde bir kalkan örmek. Tarih, bu tür ittifakların ne kadar önemli olduğuna çokça şahitlik etmiş.
Umarız, Papa’ya gösterilen bu sıcak ilgi sionist İsrail ve destekçilerine, Türkiye düşmanlarına bir darbeye dönüşür.. İsrail’in Filistin hesaplarının önüne geçilir ve Netenyahu katili için sonun başlangıcı olur…
ABDİ EKŞİ BAŞKAN BELEDİYEYE MADDİ KAYNAK İÇİN ANKARADA
Çaykur Rizespor Teknik Direktörü İlhan Palut, Kayserispor karşılaşmasının ardından yaptığı açıklamalarla adeta bir veda konuşması…
Makale:Dilek ONAY CAN Örnek gösterdikleri #Osmanlı ve Ayyaş dedikleri #Atatürk Papa'yı ülkeye sokmadı,ama #din,#iman,#vatan,#millet #Sakarya…
Adnan ONAY Geçtiğimiz hafta Rize’de oynanan Ç.Rizespor-Fenerbahçe karşılaşması öncesi ve sonrasında şehir içindeki ve…
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, FETÖ'nün güncel yapılanmasına yönelik son bir haftada 32 ilde düzenlenen operasyonlarda…
Meteoroloji, Rize'de Cumartesi bulutlu, Pazar yağmurlu bir hava bekliyor. Önümüzdeki günlerde sıcaklıklar düşecek, yağışlar devam…