Categories: RİZE

YAŞ ÇAY FİYATI TARTIŞMALARI

ADNAN ONAY

 

İlgili kurum ve kuruluşlar, bu yılki yaş çay taban fiyatının 35 TL civarında belirlenmesi gerektiğini kamuoyuyla paylaştılar.

Talep edilen bu fiyat kamuoyunda çeşitli tartışmalara sahne oldu. Artık bu tartışmalar periyodik hale geldi. Zira, her kampanya dönemine alışık olduğumuz o malum fiyat tartışmalarıyla gireriz. Beklentiler yükseltilir, rakamlar havada uçuşur; ancak sezon başladığında, o çok tartışılan ve yetersiz bulunan resmi fiyatın dahi fersah fersah aşağısında alım yapan özel sektör gerçeğiyle yüzleşiriz. Dönemi, sanayiciye duyulan öfke ve verilen tepkilerle kapatır, bir sonraki yıl aynı döngüyü en baştan yaşarız.

 

Liberal ekonominin şartlarına uygun yol almaya çalışan bu sistemde, bizler ne yazıp çizersek çizelim, piyasa şartları kendi kurallarını her zaman en sert biçimde dayatır. Siyasi hesaplarla veya toplumsal beklentilerle piyasa ekonomisine karşı direnç yolları oluşturmaya çalışmak, kamu gücünü bir kurtarıcı gibi devreye sokmak çözüm gibi sunulsa da, geride bıraktığımız onca yıl bize bunun bir çare olmadığını açıkça göstermiştir. Sistemsel bir dönüşüm yerine suni müdahalelerle gemiyi yürütmeye çalışmak, sadece fırtınanın şiddetini artırmak ve sorunları geleceğe itelemekten başka bir şeye yaramıyor.

 

Bugün yaş çay fiyatını, üreticinin gönlündeki o “olması gereken” seviyeye ulaştırsanız dahi, çayda yaşanan sorunlar ve ekonomik gerçekler üreticilerin memnuniyetini engellemeye fazlasıyla yeter.

Farzedelim ki, arzu edilen ve yılların kaybına göre olması gereken bir fiyat uygulandı. Sonuçta ne olacağı bellidir. Böyle bir maliyet artışı karşısında özel sektörün tamamı kapısına kilit vurmak zorunda kalır. Hammadde fiyatındaki bu yükselişin kuru çay etiketlerine yansıması ise, sofrasının temel direği çay olan tüketiciyi adeta isyan noktasına getirir.

Geldiğimiz noktada, üreticiyi memnun edecek, geçmiş kayıpları önleyecek fiyat, kaçınılmaz olarak sanayiciyi iflasa, tüketiciyi ise mutfak yangınına sürükleyen bir denkleme dönüştürür.

 

Bu kısırdöngünün temelinde, giderek içinden çıkılmaz hale gelen ve palyatif tedbirlerle yürüyen ulusal tarım politikalarımızın içine düştüğü plansızlık yatmaktadır.

 

Çay, sadece bir bitki değil; bölgenin önemli geçim kaynağı ve stratejik bir değerdir. Ancak yıllardır uygulanan politikalar, üretim maliyetlerini düşürmek ve kaliteyi artırmak yerine sadece fiyat artışına odaklanmış, dünya piyasalarında yer alabilmeyi hedeflemekten uzak günü kurtaran desteklemelerle yetinilmiştir.

Çay kalitesini artıramadığımız, maliyetleri düşüremediğimiz, çayımıza sahip çıkacak ne varsa yapmadığımız ve çayımızı dünyada aranan marka haline getiremediğimiz sürece açıklanan her rakam kayıpları giderme konusunda yetersiz kalacağı gibi enflasyon canavarı karşısında da erimeye mahkumdur.

 

İçinde bulunduğumuz genel sorun; ulusal tarım politikalarındaki çarpıklıkların çaya yansıması; bahçelerin yaşlanması, kalitenin düşmesi ve en nihayetinde üreticinin kendi toprağına küsmesidir.

 

Peki, bu gidişatın bir çıkış yolu yok mu?

Elbette var..

Çözüm; her yıl tekrarlanan fiyat pazarlıklarında değil, köklü bir zihniyet değişimindedir. Öncelikle, sadece kağıt üzerinde kalan değil, sahada karşılığı olan bir “Çay Kanunu” acilen hayata geçirilmelidir. Üreticiyi özel sektörün insafına bırakmayan, ancak özel sektörü de batırmayan, taban fiyatı garanti altına alan bir denetim mekanizması kurulmalıdır. Gübre gibi temel girdilerde doğrudan destek sağlanarak üretim maliyetleri aşağı çekilmeli, yaşlanan çaylıkların yenilenmesi için devlet eliyle ciddi bir rehabilitasyon süreci başlatılmalıdır.

Çaykur, ihracat odaklı bir stratejiyle dünya piyasalarında rekabet edebilir hale getirilmeli, özel sektör de bu stratejiye dahil edilmelidir. Bunun yolunun kaliteden geçeceğini düşünürsek, her şeyden önce kalitenin yükseltilmesi hedeflenmelidir.

 

Eğer gerekli radikal adımlar atılmazsa, birçok stratejik ürünün akıbeti ne olmuşsa, çay da aynı hazin sonu yaşayacak. Çay tarımı, piyasanın bu acımasız dişlileri arasında öğütülerek, bir geçim kapısı, önemli bir maddi destek sağlayabilen ürün olmaktan çıkıp geçmişin yad edildiği bir anıya dönüşecektir.

 

Örnek mi istiyorsunuz?

 

İşte en yakın örnek Gürcistan, Batum’un o verimli çay bahçeleri..

 

Sanırsınız ki burada hiç çay yetişmemiş..!

Kafkasya Haber

Recent Posts

ÇAYKUR’dan Arhavi’ye ‘Modern’ Avuntu, Hopa’ya Yatırım:

  “Fabrika Taşınıyor” Bahanesi İkna Etmedi!   ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim’in Hopa’da açılacak…

1 gün ago

Rize ‘ de futbol hakemliği için kariyer fırsatı ..

limizde 8-9-10 Mayıs tarihleri arasında futbol aday hakem kursu düzenlenecek .Teorik ders sonucunda sınav ve…

1 gün ago

Rize’de Sağlık Tesisleri hız kesmeden yenileniyor

Rize’de sağlık altyapısının güçlendirilmesi ve vatandaşlara daha modern, erişilebilir ve kaliteli sağlık hizmeti sunulması amacıyla…

2 gün ago

Çaykur Rizespor, Konyaspor’u devirdi

Süper Lig’in 32. haftasında Çaykur Rizespor, sahasında Konyaspor’u 3-2 mağlup ederek önemli bir galibiyete imza…

2 gün ago

RESOB’da Güven Aksoy yeniden başkan: “Birlikte daha güçlüyüz” mesajı

Rize Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (RESOB) Olağan Genel Kurulu, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Mevcut başkan…

2 gün ago

Saadet Partisi Rize’den Kalkandere’ye ziyaret

Saadet Partisi Rize İl Başkanı Av. Muhammet Kaçar, Kalkandere İlçe Başkanı Yusuf Korkmaz ve yönetim…

2 gün ago