Zelek, yüz yılı aşkın bir balıkçılık kültürünün yaşatıldığı bir Karadeniz köyüdür. Burada deniz yalnızca seyredilen bir manzara değildir. Deniz, Zelek halkının tarlası; balıkçılık ise kuşaktan kuşağa aktarılan ata mesleğidir.
Köyün erkekleri “Vira Bismillah” diyerek aylarca ailelerinden uzakta denize açılır, ekmeklerini dalgaların arasında arar. Kadınlar ise karada bu emeğin görünmeyen yarısını üstlenir; ağları örer, yırtılan ağları onarır, teknelerin yeniden denize açılmasını sağlar. Bu nedenle Zelek’te balıkçılık yalnızca bir meslek değil, kadınlarıyla, erkekleriyle ve çocuklarıyla bütün bir köyün yaşam biçimidir.
Bugün bu yaşam biçimi, balıkçıların geleneksel avlak alanlarına kurulmak istenen kafes balıkçılığı tesisleri nedeniyle tehdit altındadır.
Zelek halkı kafes balıkçılığına değil, yanlış yere kurulmasına karşıdır
Zelekli balıkçılar taleplerini başından beri açıkça ifade etmektedir:
“Biz kafes balıkçılığına bütünüyle karşı değiliz. Kıyı balıkçılığı yaptığımız, balıkların beslendiği ve ürediği avlak alanlarımızın üzerine kurulmasına karşıyız.”
Kurulmak istenen tesislerin bulunduğu alanlar kayalık ve yosunluk yapısıyla deniz canlılarının beslenme ve üreme bölgeleridir. Aynı zamanda küçük teknelerle kıyı balıkçılığı yapan köylülerin başlıca geçim sahasıdır. Kafeslerin bu bölgeye yerleştirilmesi, balıkçıların denize açılabileceği alanları daraltacak; ağ atmalarını, tekneleriyle güvenli biçimde hareket etmelerini ve geçimlerini sürdürmelerini güçleştirecektir.
Bir çiftçinin tarlasını elinden aldığınızda nasıl üretme imkânını ortadan kaldırırsanız, bir kıyı balıkçısının avlak alanını elinden aldığınızda da onun ekmeğini elinden almış olursunuz.
Üstelik burası yalnızca bir üretim alanı değildir. Köy halkının ve çocukların denize girebildiği, yaz aylarında bir araya geldiği, sosyalleştiği ve denizle bağ kurduğu sınırlı kıyı alanlarından biridir. Dolayısıyla tehdit altında olan yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; köyün sosyal yaşamı, kültürü ve gelecek kuşaklarla deniz arasındaki bağdır.
Bilimsel olarak incelenmesi gereken çevresel ve uçuş güvenliği riskleri vardır
Zelek halkının kaygıları yalnızca geçim kaynaklarıyla sınırlı değildir. Kafes balıkçılığının yem, atık ve yoğun üretim baskısı yoluyla deniz ekosistemini nasıl etkileyeceği; su kalitesi, dip yapısı, doğal balıkçılık ve biyolojik çeşitlilik üzerinde ne gibi sonuçlar doğuracağı bağımsız bilim insanları tarafından incelenmelidir.
Bölgenin Rize-Artvin Havalimanı’nın uçuş sahasına yakın olması da ayrıca değerlendirilmesi gereken ciddi bir konudur. Balık kafesleri ve yemleme faaliyetleri çevredeki martı ve diğer kuşların yoğunlaşmasına neden olabilir. Bu yoğunlaşmanın uçaklarla kuş çarpışması riskini artırıp artırmayacağı, yalnızca yatırımcı şirketin beyanlarıyla geçiştirilemez. Konu; sivil havacılık, kuş bilimi, çevre mühendisliği ve uçuş güvenliği uzmanlarının katıldığı bağımsız ve şeffaf bir incelemeye tabi tutulmalıdır.
İnsan hayatını ilgilendiren böylesine önemli bir konuda “Bir şey olmaz” anlayışıyla hareket edilemez. Bilimsel değerlendirmeler tamamlanmadan ve kamuoyuna açıklanmadan geri dönüşü güç adımlar atılmamalıdır.
Yıllarca destek verdikleri iktidarın kapıları yüzlerine kapandı
Zelek halkının yaşadığı şaşkınlığın bir başka nedeni siyasidir. Rize’de ve kendi köylerinde yıllarca çok yüksek oranlarda AK Parti’ye destek veren bu insanlar, yaşam alanları ve ekmekleri tehdit edildiğinde öncelikle oy verdikleri iktidarın kendilerini dinleyeceğine inandılar.
Ankara’nın yollarını aşındırdılar, parti ve kamu kurumlarının kapılarını çaldılar, sorunlarını anlatmaya çalıştılar. Beklentileri ayrıcalık değildi. Yalnızca dinlenmek, bilimsel ve adil bir inceleme yapılmasını sağlamak, yüz yıllık geçim kaynaklarını korumaktı.
Ancak büyük umutlarla gittikleri kapıların birer birer yüzlerine kapandığını gördüler.
Zelekli balıkçılar ikinci şaşkınlıklarını ise hiç beklemedikleri kesimlerin kendilerine dayanışma eli uzatmasıyla yaşadılar. Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, bazı belediye başkanları, SOL Parti yöneticisi Alper Taş ve arkadaşları, İYİ Parti, Zafer Partisi, Emek Partisi temsilcileri, çevreciler, demokratlar ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu, köylülerin siyasi tercihlerine bakmadan onların yanında yer aldı.
Balıkçıların hukuki mücadelesinde ise farklı siyasi geleneklerden gelen iki avukat, Remzi Kazmaz ile Ateş Hatinoğlu yan yana durdu.
Bu dayanışma Zelek direnişinin en kıymetli sonuçlarından birini ortaya çıkardı: Ekmek, çevre, yaşam ve adalet mücadelesi söz konusu olduğunda farklı siyasi görüşlerden insanlar aynı vicdanda buluşabilir.
Limana yönelik müdahale yarayı daha da büyüttü
Gece gündüz çalışan bu emekçi insanlar, bir sabah alacakaranlıkta güvenlik güçlerinin kendilerine ve kooperatiflerine ait olduğunu belirttikleri limana müdahalesiyle karşı karşıya kaldılar. Köylülerin anlatımına göre kapılar kırılarak içeri girildi; limanı ve barakaları derhâl terk etmeleri istendi.
Yıllardır kullandıkları limanda böyle bir muameleyle karşılaşan balıkçılar büyük bir üzüntü ve şaşkınlık yaşadı. O anda yardım istemek için aradıkları isimlerden biri yine Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı oldu. Remzi Kazmaz, Alper Taş, Ateş Hatinoğlu ve mücadeleye destek veren çevreci ve demokrat isimler de köylülerin yanında durmayı sürdürdü.
Burada sorulması gereken soru açıktır:
Yüz yılı aşkın süredir denizden geçinen, devletten ayrıcalık değil adalet isteyen bu insanlara neden suçluymuş gibi davranılmaktadır?
Kamu gücünün görevi bir şirketin yatırımını her koşulda gerçekleştirmek değil; halkın canını, malını, geçim kaynaklarını, çevreyi ve hukuku korumaktır. Hukuki statüsü tartışmalı alanlarda geri dönüşü olmayan müdahaleler yapılmadan önce mülkiyet, kullanım, kooperatif ve kıyı hakları bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu mücadelenin baş tacı kadınlardır
Zelek direnişinin en önünde kadınlar bulunmaktadır. Yıllardır denize açılan eşlerinin, babalarının ve çocuklarının ağlarını ören; yırtılan ağları sabırla onaran kadınlar, bugün yalnızca ağları değil, köylerinin geleceğini de korumaktadır.
Onların mücadelesi, evlerine ekmek götüren teknelerin, çocuklarının denize girdiği kıyıların ve gelecek kuşaklara bırakmak istedikleri yaşam kültürünün mücadelesidir.
Zelekli kadınların kararlılığı bu direnişe hem güç hem de vicdan kazandırmıştır. Çünkü onlar çok iyi bilmektedir ki deniz kaybedilirse yalnızca bugünkü kazanç değil, yüz yıllık bir kültür ve çocuklarının geleceği de kaybedilecektir.
Zelek halkı ayrıcalık değil, adalet istiyor
Zelekli balıkçılar hiçbir yatırımın ve hiçbir şirketin düşmanı değildir. İstedikleri son derece makul, hukuki ve insani taleplerdir:
* Kafes balıkçılığı tesisleri geleneksel avlak alanlarının dışına taşınmalıdır.
* Balıkçıların denize açılma, ağ atma ve güvenli seyir hakları korunmalıdır.
* Deniz ekosistemi üzerindeki etkiler bağımsız bilim insanlarınca incelenmelidir.
* Rize-Artvin Havalimanı açısından kuş yoğunluğu ve uçuş güvenliği riskleri araştırılmalıdır.
* Köylülerin kullandığı liman ve barakalara ilişkin işlemler hukuk çerçevesinde yürütülmelidir.
* Yerel halk, balıkçı kooperatifi, meslek kuruluşları ve uzmanlar karar süreçlerine gerçek anlamda katılmalıdır.
* Bilimsel, hukuki ve toplumsal itirazlar sonuçlandırılmadan fiilî uygulamaya geçilmemelidir.
Bu talepler ne siyasidir ne de ideolojiktir. Bunlar yaşam hakkının, çalışma hakkının, mülkiyet ve kullanım haklarının, sağlıklı çevrede yaşama hakkının ve gelecek kuşakların ortak mirasının korunması talepleridir.
Zelek direnişi hepimize bir şey anlatıyor
Zelek’te bugün yalnızca bir kafes balıkçılığı projesi tartışılmıyor. Bir halkın iradesinin ne ölçüde dikkate alındığı, kamu yararının mı yoksa şirket çıkarlarının mı önce geldiği ve siyasi tercihi ne olursa olsun yurttaşın hukuk karşısında korunup korunmadığı sınanıyor.
Bu mücadele aynı zamanda toplumsal dayanışmanın güçlü bir örneğidir. Yıllarca farklı partilere oy vermiş insanlar; solcuların, ülkücülerin, çevrecilerin, demokratların ve farklı siyasi partilerin desteğiyle aynı sofrada, aynı limanda ve aynı hak arayışında buluşmuştur.
Zelek halkının mücadelesi herhangi bir siyasi partinin aleyhine yürütülen bir kampanya değildir. Bu, ekmeğine ve yaşam alanına sahip çıkan insanların hak arama mücadelesidir. Bu nedenle iktidarıyla muhalefetiyle herkesin görevi köylüleri siyasi tercihlerine göre ayırmak değil, haklı taleplerini dinlemek ve çözüm üretmektir.
Zelekli balıkçıların sesi duyulmalıdır.
Çünkü onların söylediği söz son derece yalın ve haklıdır:
“Deniz bizim tarlamızdır. Biz yatırım düşmanı değiliz. Ekmeğimizin, avlak alanlarımızın, limanımızın ve çocuklarımızın geleceğinin elimizden alınmasına karşıyız.”
Bugün Zelek’e sahip çıkmak yalnızca bir balıkçı köyüne sahip çıkmak değildir. Emeğe, çevreye, hukuka, ortak yaşam kültürüne ve siyasal görüşü ne olursa olsun her yurttaşın adalet hakkına sahip çıkmaktır.
Zelek halkı yalnız değildir.
Deniz yalnızca şirketlerin değil, halkındır.
Yaşam alanları pazarlık konusu yapılamaz.
Zelek’in denizi, ekmeği ve geleceği korunmalıdır.
Balıkçı köylülerin Avukatı
Remzi KAZMAZ -Yönetmen
Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde, ayıların evlere verdiği zarardan bıkan bir vatandaş, yayla girişine astığı dikkat çekici…
Rize’de etkili olan yoğun yağışların ardından cadde, sokak ve ortak kullanım alanlarında oluşan yağış kaynaklı…
İYİ Parti Sivas İl Başkanı Volkan Karasu, şehitlik ve şehadet kavramlarının “çerçeve yasa” tartışmaları içerisinde…
OKUL KORKUSUNUN EN BÜYÜK NEDENLERİNDEN BİRİ AKRAN ZORBALIĞI!
Trabzon Raylı Sistem Projesi’nin temelinin atılmasını, şehrimizin ulaşım ve trafik sorunlarının çözümü adına önemli ve…
Çaykur Spor Güreş Kulübü ve Rize Gençlik ve Spor Kulübü SEM Güreş Sporcuları stillerinde çok…