Her ideolojinin bir yükseliş, bir de düşüş dönemleri var. Özü itibarıyla İran, bir dönemsel kriz, bir ideolojik kader yaşıyor. Konuyu ideolojilerden yola çıkarak ele alırsam;
İngiltere’de sanayileşmenin genişlemesiyle oluşan işçi sınıfının süreç içinde daha da büyüyeceğini ön gören Marks, neticede işçilerin(proletarya) yönetime geleceğini, üretim araçlarına hakim olan emeğin sınıfsız bir toplum oluşturacağını öne sürmüştü.
Sanayileşmenin oluşturduğu toplumsal sorunlara kafa yoranlar için Marks’ın görüşleri büyük ilgi gördü ve sosyalist ideolojiye dönüşen bu görüşler bir köylü toplumu olan Rusya’da hayat buldu. Bolşevikler yönetimi ele geçirip, sınıfsız ideolojiye yani komünizme geçişin ara modeli olan sosyalizmi ilan ettiler.
Aslında, Avrupa kültürünün bir parçası kabul edilen ancak zaman zaman Avrupa kültürüyle de rekabet içinde görülen Rusya, kendi topraklarından başlayarak bu modelini çevre ülkelere de yaydı.
Sovyetler Birliği adı altında sosyalist bir birliğe dönüşen Rusya ve bağlı ülkeler çok yönlü büyük bir kalkınma hamlesi başlattılar. Kısa sürede önemli mesafeler katedildi ve sonunda kapitalist batı blokuna karşılık, doğu bloku denilen sosyalist bir blok oluştu.
Marks’ın devrim öngördüğü İngiltere işçi sınıfı ve Avrupa solu Sovyet Sosyalist modelini yakından takip ederken, sistemin totaliter yanını eleştiren bir yaklaşımla kendi solunu üretti. Böylece iki kutuplu bir sosyalizm ideolojisi dünya ideoloji sahnesinde yerini aldı. Mevcut sistemleri dönüşüme zorladı. Bu zorlama Avrupa’da sosyal demokrasiyi üretti.
İkinci dünya savaşından sonra oluşan yeni dünya, ortaya çıkan çeşitli sosyalizm modellerinden esinlenerek ulusal modeller üretti. Böylece sosyalizm çeşitli düşünsel versiyonlar üzerinden bütün dünya entelijansiyasını etkiledi.
Bu yıllar solun dünyada yükseliş dönemiydi. 1960-1980’li yıllarda bu tür düşünceler zirve yaptı ancak İngiltere sermayesinden de beslenen ABD’nin, Sosyalist blokla pazar kavgası, ideolojik kavganın da sertleşmesine yol açtı.
Her iki düşünce ve sistem ekolünün zaaflarına tepki gösteren islam dünyasında da bu dönemlerde islam bir alternatif düşünce olarak ortaya çıkmaya başladı. Daha çok Mısır gençliği üzerinde etki oluşturup, örgüt yapısına dönüşen bu düşünceler bir yandan diğer islam ülkelerine yayıldı, bir yandan da giderek radikalleşti. İslam ülkelerindeki farklı düşüncelerin bir tür toplumsal çatışmaya yol açması devletleri otoriter yönetimlere mahkum etti. Darbelerle oluşan yönetimler halklarına baskılar uyguladılar. Ancak, toplum içinden yükselen devrimci dalgaları zaptedebilmek mümkün olmadı..
İslam dünyasındaki bu radikal islamcı hareketlenme kültürel temelli çok etkin bir dini kitleye( mollalara) sahip olan Şii İran’da, Mollaları öne çıkardı. Gençlik onların etrafında kümelenmeye başladı. Şiilikte İmama bağlılığın imanın şartlarından olması mollaların toplumda hızla taraftar bulmasını kolaylaştırdı. Ayetullah denilen Şii dini önderler islam ülkelerindeki en örgütlü, en kültürlü büyük kitleleri etraflarında topladılar. Böylece, devrim sahnesine Şii islam düşüncesi de girdi. Ayetullahların başı olarak Humeyni Fransa’dan ülkesine döndü ve İran İslam Devrimi böylece sahnede yerini aldı..
Sonrasında, Sovyetler’in çözülmesi hızlandı ve Afganistan yenilgisi Sovyetletin dağılmasına yol açtı.
Bir ulusal model olan Türkiye modernleşmesini bir yana bırakırsak yaptığım bu özetlemeden anlaşılacağı üzere sistemler gelişen şartlara göre kendini yenileyemediği sürece yıkılmaya ve değişime mahkum oluyorlar.
Kapitalizmi güçlü kılan sürekli kendini revize etmesidir. Sistem revize edilerek büyüdükçe önüne çıkan her ideolojiyi, her sistemi yutuyor. Günümüzde ise kapitalizm internet ağlarını kullanarak küreselleşmiş, küreselleşme tek tipleştirmeyi bütün toplumlara dayatmıştır. Artık toplumlar bu modellere bakarak daha iyiye kavuşmak istiyorlar. Bu etkileşim daha iyi, daha lüks ve daha özgür yaşamayı kitlelerin genel arzusu haline getiriyor ve kitleler daha iyiye kavuşma adına ayaklanıyorlar.
Bu süreçte küresel kapitalizme direnen ülkeler baskılar, ambargolar ve kuşatmalar karşısında çöküşe doğru yol alıyor. Paraları değer kaybediyor, ekonomik sistemleri çöküyor, halk fakirleşince ayaklanması veya ayaklandırılması kolaylaştırılıyor. Sonrasında da ülkede yönetimler değiştirilerek sistem küresel kapitalizme monte ediliyor..
İşte şu zamanlarda Venezuela’da ve İran’da yaşananlar bu tür gelişmelerin sonucudur.
Öncesindeki kadife devrimler Arap baharları vs. gibi hikayelerin arkaplanında bu gerçekler yatmaktadır.
Dünyanın bu gidişatına baktığımızda ABD emperyalizminin karşısına dikildiği hiçbir bilindik ideolojik devletin, hele hele mollalar sistemi gibi teokratik devletin yaşama şansı yoktur. Baskılarla bir müddet toplumlar kontrol altında tutulsa da alttan gelen dalgaya dayanmaları mümkün değildir.
Ancak bir gerçek var ki; yıkım sonrasında ise yıkanlar hiçbir zaman daha iyiye de kavuşabilmiş değillerdir.
Bugün Irak’ta, Libya’da, Mısır’da vb. kime sorarsanız sorun herkes eskiyi aramaktadır..
İRAN’DA OLANLAR VE YAŞANABİLECEKLER
İran, Obama döneminde ABD’nin gizli destekleriyle radikal Şiiliği çevre ülkelere yaymaya çalıştı, o ülkelerde mezhep kavgaları belirginleşti. Böylece ABD’nin istediği çatışma zemini hazır hale geldi.
Sonrasında da İran, kendisini siyonizmin ve onlara destek verenlerin karşısına dikilmiş öncü islam ülkesi konumuna soktu.
Şimdi, ABD, İsrail’in de gelecek hesapları çerçevesinde o balonu söndürüyor. Sonsuz destek verdiği İsrail, İran’ın etkisindeki her yeri bombalıyor, kuşatıyor. Zora girince de ABD devreye giriyor.
Trump, her şeye kısa vadede çökmek ve varlıkları ele geçirmek isteyen ihtiraslı bir tüccar. O nedenle, öncekiler gibi BOP hikayesinin peşinde koşacak biri değil. Trump, devletlerin parçalanmasını değil, çatışmasız ancak kendine bağlı yönetimlerin işbaşında olmasını istiyor. Bu doğrultuda savaşların da bitmesini istiyor, Ukrayna’nın nadir elementlerini istediği gibi savaşan ülkelerden ne koparabileceğine bakıyor.
İran’a da bu gözle bakmaktadır.
Trump, İran’ın zengin kaynaklarını bir yönetim değişikliğiyle ele geçirmek istemektedir. Ancak henüz ortada işbaşına getirebileceği buna uygun bir yönetim, bir isim yoktur. Şah torununun İran’da zerre işe yaramayacağını iyi bilmektedir.
Şimdilik geleceğe ortam hazırlamak için çatışmaların bir kangren haline dönüşmesini vakti gelince istediği yönetimi işbaşına getirecek kıvamda bir toplumsal yapının oluşmasını istemektedir. Belki bunun için daha reformcu bir kadronun şimdilik işi ele almasıyla bu dönemi geçiştirebilir. Ancak ideali kendine tam bağlı bir yönetimdir.
Şunu da belirtmeliyim; ABD’nin bütünsel sömürü modeli, İsrail ‘in çatışma ve bölerek yol alma modeliyle çatışmaktadır. Trump, kendi politikasını uygularken İsrail’i ikna etmeye çalışmaktadır.
Bu çerçeveden bakılırsa; kısa sürede ABD’nin İran’a bir saldırı yapacağını düşünmüyorum. Zira, İran’da bundan sonra daha radikal yani ABD ile gönüllü çatışma taraftarı yönetimlerin işbaşına gelme şansı gözükmüyor. Eğer buna rağmen böyle bir ihtimal belirirse ABD o zaman İran’a müdahale eder.
Şimdilik böyle bir ihtimal gözükmüyor..
ADNAN ONAY
