Biz Rize’de selamın kelamın değerli olduğu güzel zamanlarında orada gazetecilik yaptık. Ya ben ne zengin adammışım ya. Gönül insanı Fikret Gürses ile balkon sohbeti etme, Hafız Ethem’den şiirime övgü alma, Nihat Mete gibi mert bir insanı tanıma bir şeyler paylaşma, Turgut Karafazlı ile halı saha maçı yapma, Eşimi kaçırdığımda Zavendikli Mustafa Yıldız Hoca Efendi’ye sığınma, Mehmet Ör’ün ile dertleşme Kazım Koyuncu kardeşimle acıyı paylaşma şansım oldu. Var mı bunlardan büyük zenginlik.
Anavatan Partisinin en güçlü zamanında Rize’de yerel gazetecilik yaptım. O gün çay konusunda iktidarın yanlışları konusunda en sert eleştiri yapanlardan biriydim. Bana hiçbir zaman tavır almadılar. Gündüz icraatlarının eleştirdiğim o insanlarla pek tabi aksam bir araya gelir sohbet eder Rize’yi konuşurduk. Hala görüştüğümüz bir sürü eski Anaplı dostlarımız var. Günümüzde az eleştiri yapana yafta takma hain ilan etme modasını görüyor hayretle izliyorum. Siyasetçiyi başarılı kılan yalakalara dalkavuklara değil eleştirenlere kulak vermesidir.
BİR HALK KAHRAMANI
Bizim bir Muhittin amcamız vardı. Güzel insandı. Eski defterleri karıştırdıkça hatıralar gözlerimin önünde canlandı. Muhittin Türüt Amca esti aklıma. Rize Ziraat Odası Başkanlığı yaptığı yıllarda Ağabeyim Mehmet (Enver Kar) yönetin kurulu üyesi olarak yanında görev yapıyordu. Ağabeyim Yönetim kurulu toplantılarına giderken beni de yanına alırdı. Orada tanıdım Muhittin Türüt Emice’yi.. Heybetli halı muhabbeti aklımdan hiç çıkmaz. Onun çayı çay üreticini savunması partiler üstü idi. Zaten o zamanlar siyasette bu dendi kutuplaşmamıştı. Memleket sevgisini memleket meselesini sözlerinden, yüreğinden heyecanından anlardınız. Sonra gazetecilik yıllarımda gelişti yakınlığımız. Ben onu çok sevdim. Aadın mi sen…
Koca Süleyman Kalyoncu
Süleyman Kalyoncu siyasi görüşü ne olursa olsun tanıdığı görüştüğü herkesin sevgisini kazandı. Yüzünden gülmeyi hiç eksik etmedi. Rize’ye dair her alanda her platformda söylenecek bir sözü vardı. Bu yüzden siyasete bile bulaştı. 1988 yılında tanıdığım ve hep güzelliklerine şahit olduğum güzel insanı adamdı, ağabeydi, sırdaştı. Dar zaman dostuydu. Daha konuşacak sözümüz yarım kalmış sohbetlerimiz vardı. Ömer Şan’ın onun için yazdıkları onu çok güzel özetliyor: “Rize siyasetine, Rize’ye hizmet için gönül vermiş, çalışkan ve dürüst, Rize’ye, arkasındaki Çiftekavak Küçük Sanayi Sitesi gibi güzel bir eseri bırakmak için yıllarını vermiş, renkli ve coşkulu, gülmeyi ve gezmeyi hiç bırakmayan, eski ama eskimeyen sevgili dostumuz” seni güzelliklerinle hep gönüllerde yaşayacaksın…
Metin İslamoğlu / Elbet Birgün Buluşaçağız
Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak. Metin İslamoğlu, bana hep yol gösterici, hatırlatıcı olmuştur. O vedasıyla yine öğreticiliğini yapıyor, ölümü ta yakından hatırlatıyordu. Bu yaz daha Kenan Yelkenci ağabeyin orda buluşmuş, hatıralara üzerine konuşmuştuk. Ama bana hiç hastalığından söz etmemişti. Yanımıza bir çocuk gelmiş Metin Abi “Torun geldi ben kaçar” demiş yanımdan ayrılmıştı. “Nasıl olsa buluşuruz” demiştim. Meğer o son görüşmemizdi. Rize üzerine yaptığım çalışmalara hep destek olmuştu. Rize’de seni anlamazlar aldırma derdi. Rize üzerine bulduğu belgeleri bana ulaştırırdı. Son olarak yazdığı şiirlerin yer aldığı şiir defterini getirmişti. Rize basın tarihinde onun özel bir yeri vardır. Özellikle 1960 sonrası kurulan başta Güneş Gazetesi, Rize Postası, Zümrüt Rize Gazetesi, Kaçkar’ın Sesi Gazetesi, Ardeşen’in Sesi, Uyanış gazeteleri olmak üzere çok sayıda gazetede, matbaada büyük emekleri vermiş, Rize Gazeteciliğinin duayeni Şemsi Hoca’nın (Şemsettin Çepni) yanında çalışmış, Rize merkezde, Çayeli, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı’da birçok matbaa ve gazetenin kuruluşunda yer almıştır. 12 Eylül öncesinde ve sonrasında da çeşitli haber ajansları ile ulusal gazetelerin de muhabirlik, foto muhabirliği ve temsilciliğini üstlenmişti. Bir dönem Zümrüt Rize Gazetesi’nin imtiyaz sahipliğini yapmış, gazete ve matbaalarda mürettip, dizgi ve baskı ustalığı ile sayfa sekreterliği görevlerinde bulunmuştu. Siyaseten ( beyhude zamanlarım ) ayrı düşerdik zaman zaman. Ama asla hiç küs olmadık. Birbirimizi hiç kırmadık. Onu hiç unutmayacağım. Nur içinde yatsın.
Ve bir Metin İslamoğlu şiirini sizlerle paylaşıyorum:
Er geç bir ayrılık gelip girecek aramıza
Biliyorum ansızın, bir kuş gibi
Göç edeceksin
Biliyorum çökecek bu ayrılık içimize
Yere düşen bardak gibi parçalanacaksın
Ve bir daha geri dönmemek sizin
Göç edeceksin
Rize’nin Yakışıklı Ağabeyi Mehmet Örün
Havası hep güzel olsa ne yazar
Çaylıklar çay ile dolsa ne yazar
Bu yıl hamsi balık bolsa ne yazar
Yeşil Rize’m sensiz eksik Abi…
Rize’de yerel gazetecilik yeni başlamıştım. Rize Atatürk Stadı’nda oynanan maçlarda dışardan gelen misafirlerle tek tek ilgilenen bir insan dikkati çekmişti. İşini büyük bir titizlik, özveri ve heyecanla yerine getiriyordu. İş yoğunluğu koşuşturma derken bırakın ne iş yaptığını ismini bile öğrenememiştim. Bir gün Şeref ağabeyim Rize Belediye Parkı’nda buluşacağız. Yanına gittim. Baktım o karizma ağabey yanında. Ağabeyim bizi tanıştırdı: “ Bak dedi güzel insan Mehmet Örün Bizim komşu köyden Kalamoz’dandır. İrtibatı kesme onunla” dedi. O günden vefat edinceye kadar hiç yirmi beş yıl kopmadık. Yıllık izin Rize’ye gittiğimde ailemden önce o haberdar olur, daha köye çıkmadan buluşurduk. Onunla sohbetin, içilen çayı tadı başkaydı. Sohbetlerimizin ana konusu hep Rize idi. Rize’ye bir çivi çakılsa memnun olur, bir Rizeli hemşerisi üzülse o da üzülürdü. Şimdi onunla birlikte yürüdüğümüz Rize sokakları, Belediye Parkı’nı daha güzel bir açıdan ince belli çay eşliğinde gördüğümüz Merhum Fikret Gürses Hoca’nın balkonu hüzünlü geliyor bana. Can dostun Prof. Dr. Emin Gürses ile seni konuşurken sesinin titrediğini hissediyorum.
Rize’den Bir “Can” Geçti
İlginç bir duygudur “biriktirmek”. Oyuncak biriktirmek ile başlar biriktirme serüveni. Defterin arasına koyduğun çiçekleri, Yolculuk, müze giriş, sinema, tiyatro, maç vs. biletlerini, biriktirirsin. Ama işin en güzeli insan biriktirmektir. Orhan Can Rize’de yıllar esnaflık yaptı. Öyle kayda değer bir varlık para biriktirmedi. Dost biriktirdi insan biriktirdi. Can Ağabeyim yılların gazetecisiydi. İşinde eğildi. Gazetecilikte de suya sabuna dokunmuş Rize ile ilgili her konuyu Rastgele başlığı altında yıllarca kaleme dökmüş. Ve en güzeli insan biriktirmiş, dost biriktirmişti. Rize’nin “CAN”ı yalansız hilafsız adam gibi yaşadı. Bunun yanında da etrafında olup bitene “bana ne”, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeyen güzel kalpli insandı… Oğlu yıllardır kaleme aldığı yazıları bir kitapta toplamış adını da “Geçmişten Gelenler – Rastgele” demiş. Okudum, okudum. Ağladım.
Bir Dostun Ardından Necati Bayram Tuzcu
Tanıştığımızda 17 yedi yaşındaydım. Yerel basında var olma mücadelemde destek verdi. Nasihatleri oldu. Çok hatıralarımız var. Bunların çoğunda var olan Şakir Topaloğlu ağabeyde yıllar önce aramızdan ayrılmıştı. Hepsi artık fotoğraflarda belleklerde kaldı. Rize ile ilgili her kitabım çıktığında, ona ulaştığımda çocuklar gibi sevinir, mutlu olurdu. Rize’de yerel gazetecilik yıllarının ardından 1998 yılında İstanbul’a taşındım. İETT Genel Müdürlüğü Basın Yayın Müdürlüğü’nde görevli olmam ve araştırmalarımdan dolayı ulusal basına emek vermiş insanlarla sık sık karşılaşıyoruz. Onlar Rize deyince bana hep iki kişiyi sordular. Altın sarısı saçları ve güzel yüreğiyle sevilen Rizespor Eski Kaptanı Hüsnü Kürkçü ve kimseye kötülüğü olmayan Rize basınında sembol olan altın kalpli Necati Tuzcu, yıllar önce mesleklerinden emekli olsalar da unutulmamışlardır. Ben her ikisini de tanıdığım için her seferinde bu durumdan büyük haz alıyordum.
AH METE NİHAT METE
Rize’den geldi geçtin adamların kralı
Umurunda değildi yalan dünyanın malı
Seni andı bozuldu bu uşağın moralı
Hatırlarız, maziye dalarız Nihat Mete
Her zamana sahip çıktın Rizeli’nun çayına
Yoldan çıkan oldu mu oturturdun rayına
Aldırmazdın söverdun alan alsun payına
Sensiz boş vaatlere kanarız Nihat Mete
Nihat Mete bir basın toplantısında gazetecilere “Benim dediklerimi yazamazsınız, siz yine bildiğinizi yazın” demesini hiç unutmam. Siyasi görüşü ne olursa olsun Rize’de kimin başı sıkışsa, arabuluculuk yapma işi olsa ilk akla o gelirdi. Günümüz Rize’sinde ona dair çok şey anlatılır. Mertliği, açık sözlülüğü ile tanınırdı. Arif’in Kahvesi onunla renkliydi. Günümüzde çok taşlar yerinden oynasa da, Arif’in Kahvesi’nin adı modaya uyularak Cafe olarak değişse de Nihat Mete gerçeği sonsuza kadar yaşayacaktır. “Fakirin kahpeliğine puştluk, ağanınkine plan denir” sözü hafızalara kazınan Emice’yi Rizeliler unutmayacaktır.
Mataracı Gideli Arttı Rize’nin Derdi Binlerce Garibana Tekeller Ne İş Verdi
“Sadece doğasına insanına değil, ben Rize’nin kedisine köpeğine hastayım” diyen, Rizelilere şu partili bu partili diye ayırmaksızın yardımcı olan Rize’nin, Rizespor’un adı geçtiği yerde kalp atışı değişen Tuncay Mataracı Amcayı unutmak olur mu? Rizespor’un kuruluşunda, 1. Lige çıkışında ve mücadelesinde yüreğini ortaya koydu. Bölge müdürlüklerinin Rize’de kurulmasını sağladı. ÇAYKUR Genel Müdürlüğü’nün ve paketlemenin Rize’de kalmasını sağladı. Çayın makasla toplanması yasaklanmıştı. O dönemde ağaçtan orak yapılıp bin bir zorlukla çay toplanıyordu. Makas yasağını kaldırdı. Yaşlı nanelerin, babaların, Rizelilerin duasını aldı.
Fatih Sultan KAR / İST.
