ADNAN ONAY
Gaziantep ile Mersin arasında büyük bir hızla yükselen yüksek standartlı demir yolu hattının sona yaklaştığı haberlerini, ülkemizin ulaşım altyapısı adına memnuniyetle takip ediyoruz. Yaklaşık 303 kilometrelik bu devasa projede yer alan 50 tünel, 63 köprü ve viyadük ile 130 alt-üst geçit, devletimizin büyük yatırımları hayata geçirme noktasındaki gücünü simgeliyor. Fiziki gerçekleşmesi %80’i aşan bu yatırım, o bölgenin ticareti ve sanayisi için kuşkusuz yeni bir devrin kapısını aralayacaktır. Ancak bu gurur verici tabloyu izlerken, Doğu Karadeniz’in ve özellikle memleketimiz Rize’nin yıllardır süregelen makus talihine üzülmemek elde değil.
Türkiye’nin farklı coğrafyaları, yapılan milyarlık yatırımlar ve açılan yeni iş sahaları sayesinde dışarıdan göç alıp büyürken; Rize’miz maalesef on yıllardır en yetişmiş insan kaynağını dışarıya veriyor ve nüfusumuz adeta yerinde sayıyor. İşin en düşündürücü yanı ise bölgeyi sadece televizyon ekranlarından tanıyanların, iktidarın Rize’yi “ayrıcalıklı” yatırımlara boğduğunu, şehri modern demir yolu ağlarıyla ve otoyollarla dünyaya bağladığını zannetmeleridir. Oysa bu parlak algının ardında çok daha farklı bir gerçeklik yatmaktadır.
Büyük umutlar ve görkemli törenlerle temelini attığımız Ovit yolu, aradan geçen onca yıla rağmen bağlantı yolları tamamlanamadığı için bugün hala işlevsiz bir “geçit” olmanın ötesine geçememiştir. Bölgenin ekonomik geleceğini kurtaracak olan demir yolu projesinin ise bugün hala adı bile konulmuş, somut bir adımı atılmış değildir. Bu derin belirsizlik ortamında, ilimizin ticaretine ve istihdamına can suyu olmasını beklediğimiz İyidere Lojistik Limanı’nın geleceği de şimdiden bir tartışma konusuna dönüşmektedir. Defalarca kaleme aldığım üzere; Ovit karayolunun güney bağlantıları bitirilmeden ve Erzurum’dan İyidere Lojistik Limanı’na doğrudan bir demir yolu koridoru açılmadan bu liman asla hedeflenen verimliliğe ulaşamaz. Gerekli altyapı entegrasyonu sağlanmadığı takdirde, milyarlarca liralık bu dev tesis, sadece “atıl ve ölü bir yatırım” olarak tarihe geçme riskiyle karşı karşıyadır.
Yeni iş sahaları inşa etmeden, ticari hareketliliği raylı sistemlerle desteklemeden Rize insanının gurbet yolculuğunu durdurmak, kendi memleketinde kalmasını sağlamak mümkün değildir. Doğu Karadeniz’in ekonomik bir sıçrama yapabilmesi için ticaret ağlarının mutlaka demir yollarıyla perçinlenmesi şarttır. Bu stratejik hamle; Batum demir yolunun Hopa, İyidere ve Trabzon limanlarına bağlanmasını ve Erzurum’dan İyidere Limanı’na dikey bir hattın indirilmesini kapsamalıdır.
Üstelik bu taleplerin arkasında sadece bölgesel bir arzu değil, somut bir ekonomik rasyonalite yatmaktadır. Bugün yaklaşık 6,7 milyar dolarlık devasa bir dış kaynak ve bütçeyle tamamlanan Gaziantep-Mersin hattının maliyetiyle kıyaslandığında; Karadeniz’in çehresini değiştirecek olan bu iki kritik hattın (Erzurum-İyidere ve Batum-Rize) toplam maliyeti yaklaşık 3 milyar dolar seviyesindedir. Yani güneydeki tek bir hattın maliyetinin yarısından bile az bir bütçeyle, tüm bölgenin lojistik kaderi baştan aşağı yeniden yazılabilir. Bu çalışmaların bir an evvel başlatılması bölge halkı için bir “imtiyaz” değil, Türkiye’nin topyekün kalkınması için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Karadeniz artık demir ağlarla örülmeli, İyidere Limanı dünyaya bu raylarla bağlanmalıdır.
