Makale:Filozof Sosyolog
Karakter, hata karşısında ortaya çıkar
Modern toplum, iletişim imkânlarını hiç olmadığı kadar artırdı; fakat buna rağmen insanlar birbirlerini anlamakta her geçen gün daha fazla zorlanıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, bireyin sorumluluk duygusundan uzaklaşmasıdır. Artık birçok insan hata yapmaktan değil, hata yaptığını kabul etmekten kaçınıyor. Oysa bir toplumun ahlaki dokusunu ayakta tutan şey kusursuz bireyler değil, sorumluluk alabilen bireylerdir.
Bir sosyolog olarak gözlemlediğim temel gerçeklerden biri şudur: İnsan ilişkilerini yıpratan asıl unsur hata değildir. Asıl yıkıcı olan, inkârdır. Özür dilemeyi küçüklük, teşekkür etmeyi gereksizlik, telafi etmeyi ise zayıflık olarak gören anlayış, yalnızca bireysel ilişkileri değil, toplumsal güveni de aşındırmaktadır.
Toplum dediğimiz yapı, görünmeyen bir güven ağı üzerinde yükselir. Bu ağın iplikleri dürüstlük, sorumluluk ve karşılıklı saygıdır. İnsanlar yaptıkları yanlışın bedelini üstlenmediğinde, sadece bir kalbi kırmaz; güven duygusunu da örseler. Güvenin kaybolduğu yerde ise ilişkiler, kurumlar ve hatta toplumsal dayanışma giderek zayıflar.
Bugün özür dilemekten kaçınan birçok insanın ortak özelliği, haklı olmayı değerli olmaktan üstün tutmasıdır. Oysa haklı çıkmak ile haklı olmak aynı şey değildir. Sürekli kendini savunan kişi, çoğu zaman gerçeği değil, egosunu korumaktadır. Karakter ise insanın kendini savunurken değil, kendisiyle yüzleşirken ortaya çıkar.
Teşekkür etmek de üzerinde yeterince durulmayan bir toplumsal değerdir. Minnettarlığını ifade edemeyen birey, zamanla başkasının emeğini görünmez hâle getirir. Emeğin görünmez olduğu yerde aidiyet zayıflar; aidiyetin zayıfladığı yerde ise yalnızlaşma kaçınılmaz olur. Bugün yaşadığımız sosyal mesafenin önemli bir kısmı, fiziksel değil; duygusal ve ahlaki bir mesafedir.
Bir başka önemli mesele de telafidir. Samimi bir özür, davranış değişikliğiyle anlam kazanır. Aynı yanlışı tekrar eden kişinin özrü, zamanla bir alışkanlığa dönüşür. Sözlerin güven oluşturabilmesi için davranışlarla desteklenmesi gerekir. Çünkü insanlar en çok duyduklarına değil, gördüklerine inanırlar.
Kanaatimce kişisel gelişim, yalnızca bireyin kendini değiştirme çabası değildir. Aynı zamanda yaşamına kimi alacağını, kimiyle yol yürümeyeceğini bilme olgunluğudur. Sürekli kıran, sorumluluk almayan, özür dilemeyi bilmeyen ve teşekkür etmeyi gereksiz gören insanlarla sürdürülen ilişkiler, zamanla insanın ruhsal enerjisini tüketir. Hayatta en kıymetli sermaye paradan önce zamandır. Zaman ise değersiz ilişkiler uğruna harcanamayacak kadar kıymetlidir.
ilişkiler uğruna harcanamayacak kadar kıymetlidir.
Toplumun daha sağlıklı bir geleceğe ulaşabilmesi için büyük değişimlerden önce küçük erdemlere ihtiyacı vardır. İçten bir özür, samimi bir teşekkür, açık bir hata kabulü ve gerçek bir telafi… Bunlar yalnızca bireysel nezaket örnekleri değildir; güçlü bir toplumun sessiz fakat vazgeçilmez yapı taşlarıdır.
