Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DAĞLAR SESLENDİ, BİZ DE GELDİK

Emin Kanbur / Araştırmacı – Yazar   Evet, dağlar dedi…

Emin Kanbur / Araştırmacı – Yazar

 

Evet, dağlar dedi…

Seslendi dağlar.

“Gelin,” dedi. “Bu yalnızlığımı paylaşın.”

Biz de hafta sonlarını fırsat bilip dağların yolunu tuttuk. Şehrin gürültüsünden, kalabalığın telaşından, hayatın bitmeyen koşuşturmasından uzaklaşıp onların sessizliğine sığındık.

Ama dağlara gidince anladık ki, onların sessizliği aslında sessizlik değilmiş.

Dağların da bir sesi varmış.

Rüzgârın kayalara çarpışında, derelerin taşlara dokunuşunda, kuşların uzaklardan gelen sesinde, sisin ağır ağır yamaçlara inişinde duyulan bir ses…

Ve insan, o sesi duyabilmek için biraz susmayı öğrenmeliymiş.

Dağlar o kadar yüce, o kadar asil, o kadar heybetli…

Ama bir o kadar da şefkatli.

Başları dumanlı, başları karlı; yüzleri sert, yürekleri sanki merhamet dolu.

Uzaktan bakmakla olmuyor.

Bir dağı yalnızca karşıdan seyretmek, onun güzelliğini anlamaya yetmiyor. Gidip bağrına basmak, yamacına çıkmak, taşına dokunmak, toprağının kokusunu içine çekmek gerekiyor.

Ama dokunurken de haddini bilmek gerekiyor.

Çünkü dağ, kendisine saygı gösterene şefkatli bir ana gibi davranır; kendisine meydan okuyana ise ne kadar güçlü olduğunu hatırlatır.

Sakın ha!

Dağın yüceliğine karşı, ona yakışmayacak bir hareket yapma.

Doğaya karşı üstünlük taslama.

Bir anlık dikkatsizlik, bir yanlış adım, bir taşın yerinden oynaması insanı bir uçurumun dibine götürebilir.

Dağla mücadele edilmez.

Dağla yarışılmaz.

Dağa hükmedilmez.

Dağla dost olunur.

Bırak kendini onun şefkatli kollarına…

Ama onu dinleyerek, ona saygı duyarak, onun kurallarına uyarak.

Çünkü dağ, sana yolunu gösterir. Sana nefes aldırır. Sana kendini hatırlatır.

Bazen insan şehirlerin içinde kendisini kaybeder. Kalabalıkların arasında yalnızlaşır. Gürültünün içinde kendi sesini duyamaz.

İşte o zaman dağlar çağırır.

“Gel,” der.

“Biraz dur.”

“Biraz sus.”

“Biraz kendini dinle.”

Ve insan dağın yamacında oturduğunda, karşısındaki heybetli kayalıklara baktığında hayatın ne kadar küçük, insanın ne kadar geçici olduğunu yeniden hatırlar.

Zirveleri dumanlı, zirveleri karlı…

Gökyüzüne uzanan, sanki nirvanaya dokunan o yüce dağlar karşısında insanın söyleyecek fazla sözü kalmaz.

Sadece hayranlık…

Sadece saygı…

Ve biraz da şükür.

Biz hafta sonları dağlara gittik.

Ama aslında sadece dağlara gitmedik.

Kendimize gittik.

Dağların sesini dinledik.

Onların yalnızlığını paylaştık.

Ve her dönüşümüzde içimizde biraz daha fazla huzur, biraz daha fazla sevgi, biraz daha fazla doğa sevgisi taşıdık.

 

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu çok daha iyi anlıyorum:

Bazı dağlara insan çıkmaz.

Bazı dağlar insanın içine çıkar.

Ve bazı çağrılar vardır ki, duyduğunuz anda gitmek gerekir.

Dağlar seslendi…

Biz de dağların sesine geldik.