FETHİ KARADENİZ
Bazı eserler vardır; yalnızca taş, toprak, boya ve emekten ibaret değildir.
Onlar bir dönemin hatırasını, insanların ortak duygularını ve bir milletin değerlerini taşır.
Erzincan’ın Keşiş Dağları’nda yıllardır yükselen dev Atatürk portresi de işte böyle bir eserdir.
Üstelik bu, sıradan bir portre değildir.
Yaklaşık 176 metre uzunluğunda ve 7 bin 500 metrekarelik bir alanı kaplayan dev eser, yıllardır Erzincan’ın simgelerinden biri olarak anılıyor.
Ancak bugün bu büyük eserin karşısında insanın içi burkuluyor.
Çünkü yıllar önce Erzincan’da askerlik yaptığım günlerde gördüğüm, asker arkadaşlarımızın emeğini taşıyan o dev Atatürk portresini, bugün yeniden Erzincan’a yaptığım seyahatte aynı dağın yamacında gördüm.
Fakat bu kez gözlerime inanmakta zorlandım.
Bir zamanlar uzaktan bile bütün heybetiyle görünen Atatürk portresi, bugün bakımsızlık ve yıpranma nedeniyle neredeyse seçilemez hâle gelmiş.
İnsanı asıl üzen de bu.
O PORTRENİN BENİM İÇİN ANLAMI BAŞKA
Ben bu esere yalnızca bir sanat eseri olarak bakmıyorum.
Benim için bu portre, 1980’li yılların Erzincan’ındaki askerlik günlerimin de bir hatırası.
O yıllarda Erzincan 59. Topçu Tugayı Uçaksavar Bölüğü’nde kısa dönem askerlik yaptım.
Dağlara bakarak görev yaptığımız, gençliğimizin en özel dönemlerinden birini geçirdiğimiz o günlerin hatıraları hâlâ zihnimde.
Ve o dağlarda yükselen Atatürk portresi, yalnızca Erzincan’ın değil, bizim de hatıramızdı.
BİNLERCE ASKERİN EMEĞİ VAR
Bir düşünelim…
Binlerce asker, zor şartlarda bir araya geliyor.
Dağ taş demeden çalışıyor.
Alın terini, emeğini ortaya koyuyor.
Ve ortaya devasa bir Atatürk eseri çıkıyor.
Çeşitli kaynaklarda portrenin 1982 yılında yaklaşık 3 bin gönüllü asker tarafından yapıldığı, 176 metre uzunluğunda olduğu ve yaklaşık 7 bin 500 metrekarelik alanı kapladığı belirtiliyor.
Yani bu eserin altında yalnızca boya yok.
Askerlerin alın teri var.
Genç insanların heyecanı var.
Cumhuriyet sevgisi var.
Atatürk sevgisi var.
Birlik ve beraberlik duygusu var.
Ve en önemlisi, “Biz istersek yaparız” diyen bir milletin iradesi var.
BİR KEZ RESTORE ETMEK YETMEZ
Zamanla yıpranan bu eser, Cumhuriyetimizin 100. yılında yapılan yenileme çalışmalarının ardından yeniden ayağa kaldırılmıştı.
Erzincan Valiliği de 2023 yılında portrenin yenileme çalışmalarının tamamlandığını ve geceleri görülebilmesi amacıyla aydınlatıldığını duyurmuştu.
Ancak bugün gördüğüm görüntü, bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Böylesine değerli bir eser yalnızca bir kez restore edilip kaderine bırakılmamalı.
Düzenli olarak kontrol edilmeli.
Yıpranan bölümleri zamanında yenilenmeli.
Çevre ve bitki temizliği yapılmalı.
Boyası ve taş dokusu korunmalı.
Ve bu eser gelecek kuşaklara aynı ihtişamıyla aktarılmalı.
BURADAN YETKİLİLERE ÇAĞRIMDIR
Başta Erzincan Valiliği ve Erzincan Belediyesi olmak üzere, ilgili bütün kurumlara çağrıda bulunmak istiyorum:
Lütfen bu esere yeniden sahip çıkın!
Çünkü Erzincan’ın dağlarında duran bu portre, artık yalnızca Erzincan’ın değil, Türkiye’nin kültürel hafızasının bir parçasıdır.
Dünyanın dört bir yanından Erzincan’a gelen insanlar bu eseri görebilmeli.
Gençler, “Bunu bizim askerlerimiz yaptı” diyebilmeli.
Yıllar sonra Erzincan’a gelen eski askerler, benim bugün yaşadığım hüznü değil, gururu yaşayabilmeli.
BİR PORTRE SOLABİLİR, AMA HATIRA SOLMAMALI
Bir portre zamanla solabilir.
Taşlar yerinden oynayabilir.
Boyalar aşınabilir.
Ama Atatürk sevgisini yıpratmak mümkün değildir.
Çünkü Atatürk yalnızca dağdaki bir portreden ibaret değildir.
Atatürk, bir milletin bağımsızlık mücadelesinin adı…
Atatürk, Cumhuriyet’in kurucu iradesi…
Atatürk, çağdaşlaşma idealinin simgesi…
Ve Atatürk, milyonlarca insanın gönlünde yaşayan büyük bir değerdir.
Bu nedenle bugün Erzincan’dan söylemek istediğim söz çok açık:
Atatürk’ün dağdaki portresi silinmesin!
O eser yok olmasın!
1982’de o dağlarda emek veren askerlerin hatırasına sahip çıkılsın!
Çünkü o portre sadece bir resim değildir.
O portre;
bir askerlik hatırasıdır.
Bir emek abidesidir.
Bir Cumhuriyet simgesidir.
Bir Erzincan markasıdır.
Ve…
Atatürk sevgisinin dağlara işlenmiş hâlidir.
Ben bugün o dağa baktığımda yalnızca solmuş bir portre görmedim.
1982’deki genç askerleri gördüm.
Dağın yamacında çalışan, emek veren, ter döken insanları düşündüm.
Ve kendi kendime şunu söyledim:
“Bu eser onlara bırakılmış bir emanettir.”
O emanete hep birlikte sahip çıkmalıyız.
Çünkü Atatürk’ü dağın yamacındaki bir portreden silebilirsiniz…
Ama Atatürk’ü bu milletin gönlünden silemezsiniz.
Bunu herkes böyle bilsin.

