Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Dr. Mehmet Fatih KOŞAN: Şiirin, yolun ve kültürün izinde bir hayat “BİR YEMİN GİBİSİN”

Röportaj:Filozof Sosyolog “Türk Dili ve Edebiyatına, Türk Şiirine ve Türk

Röportaj:Filozof Sosyolog

“Türk Dili ve Edebiyatına, Türk Şiirine ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizim kapsamında bu kez söyleşi konuğum Sayın Dr. Mehmet Fatih Koşan.
Bazı hayatlar tek bir meslekle, tek bir kimlikle ya da tek bir uğraşla tanımlanamayacak kadar çok katmanlıdır. Dr. Mehmet Fatih KOŞAN da akademik çalışmaları, eğitimcilik ve bürokrasi deneyiminin yanı sıra radyo ve televizyon programcılığı, şiir, yazarlık ve kültür-sanat alanlarındaki çalışmalarıyla çok yönlü bir hayat yolculuğuna sahip isimlerden biridir.

Kendisiyle hayat yolculuğundan akademik çalışmalarına, şiir ve edebiyat anlayışından kültür-sanat çalışmalarına uzanan bir söyleşi gerçekleştirdim.

Hayata, şiire ve edebiyata bakışını kendi cümlelerinden dinlemek üzere sözü Sayın Dr. Mehmet Fatih Koşan’a bırakıyorum.

Merhaba Sayın Dr. Mehmet Fatih Koşan, hoş geldiniz.Sizi henüz tanımayan okurlarımız için Dr. Mehmet Fatih Koşan kimdir? Kendinizi tanıtır mısınız? Eğitim hayatınızdan ve şu an bulunduğunuz konumdan söz eder misiniz?
Kendimi anlatırken unvanlardan ziyade, hayatın farklı alanlarına merakla yaklaşmış bir insan olduğumu söylemeyi tercih ederim. Eğitimcilik, kamu hizmeti, radyo, televizyon, şiir, edebiyat ve son yıllarda Anadolu yolları… Dışarıdan bakıldığında birbirinden farklı görünen bütün bu alanların benim hayatımda aslında ortak bir noktası var: insan.

İnsanı dinlemeyi, anlamayı, hikâyesini keşfetmeyi seviyorum. Belki radyo mikrofonunun başında da, bir şiirin karşısında da, motosiklet üzerinde Anadolu’nun bir kasabasına girerken de beni harekete geçiren şey hep aynı merak oldu.

1975 yılında Ankara’da doğdu. Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile İşletme bölümlerinden mezun oldu. Hoca Ahmet Yesevî Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nde Yönetim ve Organizasyon alanında yüksek lisans yapan Koşan, St. Clements Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon programında doktora eğitimini tamamladı. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir. Kamu görevinin yanı sıra şiir, müzik, spor ve güzel sanatların çeşitli alanlarında çalışmalarda bulunmuştur. İnsani yardım, kültür sanat, medya ve bilişim faaliyetleri gösteren çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yönetim ve danışmanlık görevlerini sürdürmektedir.

Bürokrasi ile sanatın özgür dünyasını aynı yaşam içerisinde nasıl buluşturdunuz?
İlk bakışta bürokrasiyle sanat birbirinin zıddı gibi görünüyor. Birinde kurallar, mevzuat, disiplin ve sorumluluk var; diğerinde hayal, sezgi ve özgürlük… Fakat benim hayatımda bu iki alan birbirini dengeledi.

Kamu hayatı bana disiplinli olmayı, zamanı yönetmeyi, sorumluluk almayı ve farklı insanlarla birlikte çalışmayı öğretti. Sanat ise o disiplinin içinde insanı unutmamamı sağladı.

Bürokrasi bazen size rakamları, dosyaları ve sonuçları gösterir; sanat ise o dosyanın arkasındaki insanı hatırlatır.

Dolayısıyla ben bunları birbirinden ayırmadım. Bir tarafım hayatın gerçekliğiyle temas ederken diğer tarafım o gerçekliğin insandaki karşılığını anlamaya çalıştı. Sanırım şiirlerimdeki yaşanmışlık duygusunun kaynaklarından biri de bu.

Radyo size insanı, toplumu ve hayatı gözlemleme konusunda neler kattı?
Radyo bana önce dinlemeyi öğretti. Bu çok önemli. Çünkü iyi konuşmanın yolu aslında iyi dinlemekten geçiyor.

Mikrofonun başındayken karşınızdaki insanı görmezsiniz. Sesinizle onun zihninde bir dünya kurarsınız. Bir kelimenin vurgusu, bir saniyelik sessizlik, nefesinizin tonu bile anlatının parçasıdır.

Radyo yılları insan sesindeki ayrıntıları fark etmemi sağladı. İnsan bazen söylediği kelimeden çok, o kelimeyi söylerken sustuğu yerde kendisini anlatıyor.

Şiirle radyonun benim dünyamda buluştuğu yer de burasıdır sanırım: ikisi de söylenen kadar söylenmeyenle ilgilenir.

Şiir hayatınıza ne zaman ve nasıl girdi? Şiir sizin için nedir?
Şiirin hayatıma girdiği kesin bir tarih vermek zor. Çünkü bazı şeyler hayatımıza bir anda girmez; uzun süre bizimle yürür ve bir gün adını koyarız. Ama radyo programı yaptığım 1990’lı yılların başında şiire ve edebiyata yoğunlaşmaya başladım diyebilirim.

Şiir benim için yalnızca anlatmak değildir. Bazen insanın kendisiyle konuşmasıdır, bazen bir hatırayı koruma biçimidir, bazen söyleyemediğini söylemenin yolu…

Ama belki en çok şudur: İnsan herkesten kaçabilir ama kendisinden kaçamaz. Şiir, insanın kendisiyle karşılaştığı yerlerden biridir.

Ben de şiirde çoğu zaman başkasını anlatırken kendimi, kendimi anlatırken insanı arıyorum.

Bir Dr. Mehmet Fatih KOŞAN şiirini diğerlerinden ayıran temel özellik nedir?
Kendi şiirimi diğer şiirlerden ayırmak iddialı bir değerlendirme olur. Bunun kararını nihayetinde okur verir. Fakat şiirlerimde özellikle korumaya çalıştığım bir şey varsa o da samimiyettir.

Ben kelimeyi göstermek için şiir yazmıyorum; duyguyu taşıyabilmek için kelime arıyorum.

Elbette ahenk önemlidir, ses önemlidir, kelime önemlidir. Fakat bütün bunların arkasında sahici bir duygu yoksa şiir teknik olarak güzel olabilir ama insanın kalbine ulaşmakta zorlanır.

Benim için sıralama yapmam gerekirse önce duygu ve yaşanmışlık gelir. Kelime ve ahenk onların elbisesidir.

Ayrıca şiirlerimde dikkat etmeye çalıştığım bir husus daha var. Az kelimeyle çok şey ifade edebilmek.

“Bir Yemin Gibisin” adı nasıl ortaya çıktı?
“Bir Yemin Gibisin” benim için yalnızca bir kitap adı değil; içinde bağlılık, vazgeçemeyiş ve söz taşıyan bir ifade.

Yemin dediğimiz şey sıradan bir cümle değildir. İnsanın söylediği sözün arkasında bütün varlığıyla durmasıdır. “Bir Yemin Gibisin” derken de aslında bir insana, bir hatıraya, bir duyguya veya hayata karşı kurulan güçlü bir bağı anlatıyorum.

Kitapta yer verdiğim şiirlerimin birinde geçen bu önemli ve güçlü cümleyi, kitabın adı olarak tercih ettim.

Bu şiirde yer alan bölüm şöyleydi;

“Bir yemin gibisin, verdiğim bir söz,

Ne yapsam olmuyor, vazgeçemiyorum,

Sımsıkı tuttuğum bir avuç köz,

Yansa da ellerim bırakamıyorum”

Şiir yazarken en çok hangi duygunun peşinden gidiyorsunuz?
Aslında duygunun peşinden gitmiyorum; duygu gelip beni buluyor.

“Bugün aşk şiiri yazacağım” ya da “bugün yalnızlığı anlatacağım” diye masaya oturmuyorum. Bazen bir cümle, bir bakış, eski bir fotoğraf, bir yolculuk sırasında gördüğünüz manzara veya yıllar önce yaşadığınız bir şey ansızın kapıyı çalıyor.

QR kodlarla şiirleri ses ve görüntüyle buluşturma fikri nasıl doğdu?
Radyo ve televizyon geçmişimin bunda önemli bir etkisi var. Çünkü ben şiiri yalnızca sayfanın üzerinde görmüyorum; şiirin bir sesi olduğuna inanıyorum.

Bazı şiirleri okuduğunuzda başka, şairinin sesinden dinlediğinizde başka bir kapı açılıyor. Nerede durduğu, hangi kelimeyi vurguladığı, nerede sustuğu şiirin başka bir katmanını ortaya çıkarabiliyor.

QR kod fikri de kitabı yalnızca basılı bir eser olmaktan çıkararak okurla farklı bir temas kurma arzusundan doğdu.

Okur isterse şiiri kendi iç sesiyle okuyabiliyor; isterse benim sesimden ya da başka yorumcuların sesinden dinleyebiliyor. Böylece aynı şiirin iki farklı yolculuğu ortaya çıkıyor.

“Misafir Şiirler” fikri nasıl ortaya çıktı?
Şiiri hiçbir zaman yalnız bir sanat olarak görmedim. Şair yalnız yazabilir ama edebiyat yalnız yapılmaz.

Hayatımın ve edebiyat yolculuğumun farklı dönemlerinde yollarımızın kesiştiği, şiirlerini sevdiğim şairlerin ve dostların eserlerine kendi kitabımda yer vermek istedim. “Misafir Şiirler” düşüncesi böyle ortaya çıktı.

Misafir bizim kültürümüzde çok kıymetli bir kavramdır. Kapınızı açarsınız, sofranızda yer açarsınız. Ben de kitabımın sayfalarında kıymet verdiğim bazı şairlere ve dostlara yer açmak istedim.

Edebiyatın rekabetten ziyade birbirinin sesine kulak veren insanların çoğalmasıyla zenginleşeceğine inanıyorum. Bir başka şairin güzel bir dizesini takdir etmek kendi şiirinizden bir şey eksiltmez; aksine edebiyatın sofrasını büyütür.

“5 Vakit Yolda” fikri nasıl ortaya çıktı?
“5 Vakit Yolda” aslında birkaç tutkunun aynı noktada buluşmasıyla ortaya çıktı: yol, motosiklet, Anadolu, insan, tarih, anlamak ve anlatmak.

Türkiye’yi yalnızca şehir isimlerinden ibaret görmüyorum. Her kasabanın, köyün, çeşmenin, caminin, köprünün ve mezar taşının anlatacak bir hikâyesi var.

Motosiklet ise yolculuğun en doğrudan hâllerinden biri. Aranızda cam yok; havayı hissediyorsunuz, kokuyu duyuyorsunuz, yağmur size değiyor. Yolun içindesiniz.

“5 Vakit Yolda” biraz da Anadolu’yu seyretmek yerine Anadolu’nun içine girmek düşüncesinden doğdu.

Anadolu yolculukları size ne kattı?
Yolda insanın bazı kabulleri değişiyor. Haritada küçük bir nokta olarak gördüğünüz yerin içine girdiğinizde orada koca hayatların yaşandığını görüyorsunuz.

Anadolu’da beni en çok etkileyen şeylerden biri insanların hikâyelerini anlatma biçimi oldu. Bazen yol kenarında çay içtiğiniz bir insan size birkaç dakika içinde yılların tecrübesini bırakabiliyor.

Tek bir karşılaşmayı diğerlerinden ayırmak benim için zor. Çünkü bazen yaşlı bir amcanın duası, bazen bir esnafın ikram ettiği çay, bazen hiç tanımadığınız bir insanın “Yolun açık olsun” demesi hafızanızda kalıyor.

“5 Vakit Yolda” ile şiir arasında bir bağ var mı?
Çok güçlü bir bağ var. Hatta bazen yolun kendisinin uzun bir şiir olduğunu düşünüyorum.

Yolda yalnızlık var, beklemek var, kavuşmak var. Şehirler var, geçmiş var, ayrılıklar var. Bir dağın yamacında tek başınıza ilerlerken başka, yüzlerce yıllık bir yapının önünde durduğunuzda başka düşünüyorsunuz.

Bütün bunlar insanın içinde birikiyor.

Ben yolda sadece kilometre yapmıyorum; hikâye, yüz, ses ve duygu biriktiriyorum.

Bunların bazısı programa dönüşüyor, bazısı bir fotoğraf olarak kalıyor, bazısı da belki yıllar sonra bir şiirin tek dizesi olarak karşıma çıkıyor.

Mehmet Akif Ersoy ve “Demir Hafız” çalışmanız… Akif sizin için ne ifade ediyor?
Mehmet Akif benim için yalnızca İstiklâl Marşı’nın şairi değildir. Akif; sözüyle hayatı arasındaki mesafeyi mümkün olduğunca kapatmaya çalışan bir karakterdir.

“Demir Hafız” çalışması sırasında Akif’in hayatına daha yakından baktıkça beni en fazla etkileyen taraflarından biri de bu oldu. Şiirinde savunduğu değerlerle hayatında taşımaya çalıştığı değerler arasındaki tutarlılık…

Onu canlandırmaya çalışırken yalnızca dış görünüşünü veya sesini düşünemezsiniz. Onun yalnızlıklarını, öfkesini, merhametini, memleket meselesini nasıl bir dert hâline getirdiğini anlamaya çalışıyorsunuz.

Akif’i okumak başka, onun dünyasının içine girmeye çalışmak başka bir tecrübe.

Bana göre bugün Akif’ten öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri de şu: Sözü kıymetli yapan, onu söyleyen insanın hayatıdır.

Ve bir de Akif’in çok yönlü kişiliğe sahip olması da benim için çok dikkat çekici bir husustur.

Birden fazla alanda üretim yapabilmenin temel şartı nedir?
Merak ve disiplin.

Merakınız yoksa yeni bir alana giremezsiniz; disiplininiz yoksa girdiğiniz alanda kalıcı bir şey üretemezsiniz.

Ben farklı alanlarda bulunmayı birbirinden kopuk uğraşlar olarak görmüyorum. Radyo şiirimi besledi, şiir televizyon anlatıcılığımı; kamu hayatı disiplinimi geliştirdi, yolculuklar gözlemimi…

İnsan kendisini tek bir tanımın içine hapsetmemeli. Fakat çok şey yapmak uğruna hiçbir şeyi derinleştirememek gibi bir tehlike de var.

Bu yüzden mesele çok alanda görünmek değil; bulunduğunuz her alanda samimiyetle emek vermek.

Pinhan Kültür Sanat Derneği ve sivil toplumun kültür-sanattaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pinhan’ın kültür ve sanata yaklaşımında benim önemsediğim taraf; geleneği yalnızca muhafaza edilecek bir hatıra olarak değil, bugüne ve geleceğe taşınması gereken canlı bir değer olarak görmesidir.

Kültür devlet kurumlarının, sanatçıların veya akademinin tek başına taşıyabileceği bir alan değil. Sivil toplum burada çok önemli bir köprü görevi görüyor.

Özellikle Türkçenin doğru ve güzel kullanılması, gençlerin edebiyatla buluşması, şiirin ve geleneksel sanatların yeni kuşaklara aktarılması konusunda sivil toplum kuruluşlarının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum.

Hat, kaligrafi, ebru, diksiyon, sunuculuk ve drama gibi farklı alanların birbirinden beslendiğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Çünkü görünüşte farklı olsalar da hepsinin temelinde ifade var.

Hatta baktığınızda hat sanatında da şiirde de bir ritim vardır. Ebruda suya ne kadar müdahale edeceğinizi bilmeniz gerekir; şiirde de kelimeye. Diksiyonda nerede susacağınızı bilirsiniz; şiirde de bazen en güçlü şey yazmadığınız kelimedir.

Drama insana başka bir insanın dünyasına girmeyi öğretir. Sunuculuk anlatmayı, radyo sesi kullanmayı, geleneksel sanatlar ise sabrı öğretir.

Ben bunları ayrı odalar gibi değil, aynı evin farklı pencereleri gibi görüyorum.

Her pencereden baktığınızda manzaranın başka bir tarafını görüyorsunuz.

“İyi ki yaşamışım” dediğiniz bir dönüm noktası var mı?
Birini seçersem diğerlerine haksızlık etmiş olurum. Ama hayatımdaki en kıymetli deneyimlerin ortak özelliği beni konfor alanımdan çıkarmalarıydı.

İlk kez mikrofonun karşısına geçmek, ilk kitabımı yayımlamak, kamera karşısında olmak, motosikletle uzun yollara çıkmak, Mehmet Akif gibi büyük bir ismin dünyasına yaklaşmaya çalışmak…

Hepsinde biraz korku, biraz heyecan vardı.

Bugün geriye baktığımda iyi ki dediğim şey aslında tek bir olay değil: İyi ki merak ettiğim şeylerin peşinden gitmişim.

Çünkü insanın en büyük pişmanlıkları bazen yaptığı yanlışlardan değil, cesaret edemediği doğrulardan oluşuyor.

Bundan sonra hangi projeler var?
Üretmeye devam ediyorum. Yeni şiirler birikiyor ve elbette bunların bir gün yeni bir kitapta buluşması düşüncesi var. Fakat kitap konusunda acele etmek istemiyorum. Bir kitabın takvim istediği kadar demlenmeye de ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

“5 Vakit Yolda” tarafında ise Anadolu’nun daha anlatılacak çok hikâyesi var. Gitmediğimiz yollar, kayda alınmayı bekleyen insanlar ve kültürel değerler var.

Televizyon, belgesel ve kültür-sanat alanında da üzerinde düşündüğümüz farklı çalışmalar bulunuyor.

Ben projeleri önceden çok büyük cümlelerle anlatmak yerine, zamanı geldiğinde ortaya koymayı seviyorum.

Şimdilik şunu söyleyebilirim: Yol devam ediyor. Hem gerçek anlamda hem de mecazen.

Genç şairlere ve yazarlara ne söylemek istersiniz?
Genç kardeşlerime tek cümle bırakmam gerekse şöyle söylerdim:

“yürüdüğün yolda iz bırakmazsan, o yoldan geçmiş sayılmazsın”

Hayat yolculuğunu, şiire ve edebiyata bakışını, sanat anlayışını ve kültür çalışmalarını kendi cümleleriyle paylaşmasından memnuniyet duyduğum Sayın Dr. Mehmet Fatih KOŞAN’a değerli katkıları için şükranlarımı sunuyorum.

“Türk Dili ve Edebiyatına, Türk Şiirine ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizim kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu söyleşinin; şiire, edebiyata, kültüre ve Anadolu’nun zengin hafızasına ilgi duyan okurlar için anlamlı bir buluşma olmasını diliyorum.

Kendisine bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyor; edebiyat, kültür ve sanat yolculuğunun yeni eserler ve güzel izlerle devam etmesini temenni ediyorum. Değerli katkıları ve samimi paylaşımları için Sayın Dr. Mehmet Fatih KOŞAN’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Söyleşimizi, Sayın Dr. Mehmet Fatih KOŞAN’ın şiir dünyasından bir eserle tamamlamak istiyorum. Şairin dünyasını bu kez kendi dizelerinden dinlemek ve söyleşimizde dile getirdiği duygu ve düşüncelere şiirin diliyle eşlik etmek üzere, siz değerli okurlarımızı onun şiiriyle baş başa bırakıyorum.

MÜSAADE VAR MI?
Bütün kavramlar kargaşa içinde bu gece
ölçü hesabı yapmadan
kafiye tedirginliği yaşamadan yazılan bir şiir gibi
betimlemelerin bile kifayetsiz kaldığı bir film gibi
biliyorum
dualar yeniden geçirilmeli kalpten
irtifa seviyeleri yeniden belirlenmeli
bütün ölçü birimleri yeniden hesaplanmalı
kaybolmanın tarifi yeniden yapılmalı gözlerinden sonra
Müsaade var mı?
her sözünün bir şarkıya dönüştüğü mırıldanmalarıma
ne desen kabulümdür
ön yargılıyım hep sana
şükürler olsun
sana çıkan yolları buldurana.

Mehmet Fatih KOŞAN