Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

MİLLÎ TAKIMIN BAŞINA YABANCI DEĞİL, KENDİ EVLADIMIZ!

Fethi KARADENİZ Eski Futbol Hakemi ve Gözlemcisi   Türk futbolu

Fethi KARADENİZ

Eski Futbol Hakemi ve Gözlemcisi

 

Türk futbolu yıllarca yabancı teknik direktörlerin kapısını çaldı. Yabancı isimlere büyük umutlar bağlandı, milyonlar harcandı. Peki, kendi futbol aklımıza, kendi insanımıza ne kadar güvendik? İşte bugün bu sorunun cevabını arıyoruz.

 

Türkiye Futbol Federasyonu, 20 Ekim 2026’da A Millî Takım Teknik Direktörlüğüne Sergen Yalçın’ı getirdi. İki gün sonra dört yıllık sözleşme imzalandı. Böylece beş yıllık aranın ardından millî takım yeniden bir Türk teknik adama emanet edildi.

 

Peki, neden kendi hocamıza sıra gelince bu kadar tereddüt ediyoruz?

 

Sergen Yalçın sıradan bir futbol adamı değil. Dört büyük kulübün formasını giymiş, A Millî Takım’da 37 kez görev yapmış, futbolun sahadaki dilini bilen bir isim. Teknik direktör olarak 2020-2021 sezonunda Beşiktaş’ı hem Süper Lig şampiyonluğuna hem Türkiye Kupası zaferine taşıdı. Futbolculukta yaşadığı büyük kulüp tecrübesini teknik adamlıkta da başarıya dönüştürdü.

 

Elbette bunlar, millî takımda başarının garanti olduğu anlamına gelmez. Millî takım teknik direktörlüğü bambaşka bir sorumluluktur. Ancak bir teknik adamı daha göreve başlamadan tartışma konusu yapmak da hakkaniyetli değildir.

 

YABANCI HOCAYA GÜVEN, YERLİ HOCAYA ŞÜPHE!

 

Yıllardır aynı çelişkiyi yaşıyoruz. Yabancı teknik direktör geldiğinde ona zaman tanımaktan, sistemini anlamaktan, oyuncu tercihlerini beklemekten söz ediyoruz. Türk hoca geldiğinde ise daha ilk maçtan hükmümüzü veriyoruz.

 

Yabancı hocanın hatasına “süreç” diyoruz; yerli hocanın hatasına “yetersizlik” damgası vuruyoruz.

 

Neden?

 

Bizim insanımızın futbol bilgisi, taktik anlayışı, oyuncu karakterini okuma becerisi yabancı bir pasaportla mı ölçülüyor? Bir teknik direktörün başarısı milliyetine göre değil; bilgisine, planına, adaletine ve sonuçlarına göre değerlendirilmelidir.

 

Yabancı teknik direktörlerin Türk futboluna katkısını inkâr etmiyorum. İyi olan kimden gelirse gelsin öğrenelim. Ancak yabancıya kapıları ardına kadar açarken yerli hocanın önüne görünmez duvarlar örüyorsak burada ciddi bir zihniyet sorunu vardır.

 

Mesele yabancı hocaya karşı olmak değil, kendi hocamıza karşı peşin hükümlü olmamaktır!

 

SERGEN YALÇIN’A SADECE GÖREV DEĞİL, FIRSAT DA VERİLMELİ

 

Sergen Yalçın’ın önünde kolay bir yol yok. Kulüp futboluyla millî takım futbolu aynı değildir. Millî takımda oyuncular sınırlı zamanlarda bir araya gelir. Taktik çalışma, oyuncu uyumu, fiziksel hazırlık ve kadro seçimi çok daha dikkatli planlanmalıdır.

 

Üstelik millî forma söz konusu olduğunda mesele yalnızca kazanmak değildir. Forma adaletli dağıtılmalı, genç yetenekler görülmeli, kulüp ayrımı yapılmamalı ve hiçbir futbolcu geçmişinin hatırına kadroya alınmamalıdır.

 

Sergen Hoca’nın en önemli sınavlarından biri de bu olacaktır.

 

Beşiktaş’ta şampiyonluk yaşaması ona önemli bir referans kazandırdı. Fakat millî takımda geçmiş başarıların tek başına yetmeyeceğini kendisi de biliyordur. Burada her kararın milyonlarca insanın gözü önünde verileceği bir sorumluluk var.

 

Bizim beklentimiz açık: Cesur futbol, adil seçim, güçlü takım ruhu ve sahada ne yaptığını bilen bir Türkiye!

 

YERLİ HOCA, YERLİ FUTBOLCU, GÜÇLÜ MİLLÎ TAKIM

 

Bir başka önemli mesele de altyapı ve genç futbolcularımızdır. Yıllarca yabancı oyuncu transferine milyonlar harcayıp kendi gençlerimize yeterli fırsatı vermezsek yarının millî takımını nasıl kuracağız?

 

Sergen Yalçın döneminin başarısı yalnızca skor tabelasıyla ölçülmemeli. Genç oyuncuların önünün açılması, millî takım havuzunun genişletilmesi ve kulüplerle sağlıklı bir iş birliği kurulması da hedef olmalıdır.

 

Türk futbolunun geleceği, birkaç yıldız futbolcunun omuzlarına yüklenemez. Ülkenin dört bir yanındaki altyapılarda yetişen gençlere fırsat verilmelidir. Millî takım, bu gençlerin ulaşmak istediği en büyük hedef olmalıdır.

 

Yerli teknik direktör tercihi, ancak yerli futbolcunun gelişimini de destekliyorsa gerçek anlamını bulur.

 

ŞİMDİ ELEŞTİRİ DEĞİL, ADİL BİR SINAV ZAMANI!

 

Sergen Yalçın’ı göreve getirmek bir tercihtir; onu başarıya ulaştırmak ise ortak sorumluluktur. Federasyon gerekli çalışma ortamını sağlamalı, futbolcular ay-yıldızlı formanın ağırlığını hissetmeli, kamuoyu da sonuçları değerlendirirken aklı ve vicdanı elden bırakmamalıdır.

 

Başarısızlık olursa elbette eleştireceğiz. Yanlış kadro seçilirse soracağız. Gençlerin önü kapanırsa itiraz edeceğiz. Fakat henüz yolun başında, sırf yerli bir teknik adam olduğu için şüpheyle yaklaşmayacağız.

Çünkü millî takım kimsenin şahsi malı değildir. Ne federasyonun, ne bir kulübün, ne de herhangi bir teknik direktörün!

 

O takım bu milletindir.

 

Sergen Yalçın’ın görevi de yalnızca bir kadro kurmak değil, milletin millî takıma duyduğu güveni büyütmektir. Dört yıllık sözleşmenin karşılığı, kâğıt üzerindeki süre değil; sahada ortaya konulacak emek, disiplin ve başarıdır.

 

Benim yıllardır savunduğum düşünce değişmedi: Türk futbolu önce kendi insanına güvenmeyi öğrenmeli. Yabancının bilgisine kapımız açık olsun ama yerli hocanın önüne de peşin hüküm duvarı örmeyelim.

 

Sergen Yalçın başarılı olursa kazanan yalnızca Sergen Hoca olmayacak. Türk teknik direktörleri, genç futbolcularımız ve millî takımın geleceği kazanacak.

 

Başarısız olursa da bunu kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürmeden, futbolun gerçekleri üzerinden konuşacağız.

 

Artık mesele Sergen Yalçın’ın kim olduğu değil, bizim kendi değerimize ne kadar güvendiğimizdir!

 

Ay-yıldızlı forma için görev yapan herkesin yolu açık olsun. Ama unutmayalım: Millî takımın başında Türk ya da yabancı bir isimden önce, Türk futboluna inanan, adaletli davranan ve başarı için çalışan bir teknik adam görmek istiyoruz.

 

Çünkü bu ülkenin futbol aklı da var,  yüreği de! Yeter ki kendi evlatlarımıza hak ettikleri fırsatı verelim.