Fethi Karadeniz
Yağmur yağınca sel, deprem olunca yıkım… Sonra aynı söz: “Doğal afet!” Peki dere yataklarını kim yapılaşmaya açtı, denetimsiz binalara kim göz yumdu, önlem almakla görevli olanlar neredeydi? Neden felaketin faturasını hep garibanlar ödüyor?
Yağmur yağar, evler su altında kalır. Yollar göle döner, araçlar sürüklenir, insanlar evsiz kalır. Yetkililer açıklama yapar: “Büyük bir doğal afet yaşadık!”
Deprem olur, binalar yıkılır, insanlar enkaz altında kalır. Bu kez de aynı söz: “Deprem bir doğa olayıdır!”
Elbette doğa olaylarını engelleyemeyiz. Ama asıl soruyu sormak zorundayız: Yağmurun yağacağını, depremin olacağını biliyorsak neden hâlâ hazırlıksız yakalanıyoruz?
İSTANBUL’UN DERE ADLARINA HİÇ DİKKAT ETTİNİZ Mİ?
İstanbul’da sel felaketlerini konuşurken Ayamama Deresi’ni, Kağıthane Deresi’ni, Kurbağalıdere’yi ve Alibeyköy Deresi’ni hatırlayalım.
Bu adlar bize önemli bir gerçeği anlatıyor: Şehirler büyürken suyun doğal yollarını unutmamak zorundayız. Elbette bir yerin adında “dere” geçmesi, bugünkü arazi yapısının mutlaka dere yatağı olduğunu kanıtlamaz. Ancak dere yataklarının daraltılması, üzerlerinin kapatılması ve çevrelerinin plansız yapılaşmaya açılması, yağışların felakete dönüşme riskini artırabilir.
Peki dere yataklarını kim koruyacak? Taşkın riski bulunan alanlarda imar kararlarını kim verecek? Altyapı yetersizse neden sorun yaşanmadan çözülmeyecek?
Suyun yolunu kapatıp sonra suya kızmanın akılla açıklanır bir tarafı var mı?
DEPREMİ DURDURAMAYIZ, AMA YIKIMI AZALTABİLİRİZ!
Türkiye deprem ülkesi. 1999 Marmara Depremi’ni yaşadık, 6 Şubat 2023’te tarifsiz acılar çektik. Bilim insanları yıllardır uyarıyor. Yapı yönetmelikleri, denetim sistemleri ve afet risklerini azaltmaya yönelik planlar var.
Öyleyse neden hâlâ riskli binaları, yetersiz denetimleri ve hazırlık eksikliklerini konuşuyoruz?
AFAD’ın Türkiye Afet Risk Azaltma Planı da afetlerin yol açacağı zararların önceden azaltılmasını hedefliyor. Demek ki mesele yalnızca felaket sonrasında yardım etmek değil, felaketten önce harekete geçmek.
Bir binanın sağlamlığını depremden sonra sorguluyorsak, artık betonu değil, ihmalleri de konuşmalıyız!
NEDEN HEP GARİBANLAR ZARAR GÖRÜYOR?
İmkânı olan güvenli konut arayabilir, riskli bölgeden taşınabilir. Dar gelirli vatandaş ise çoğu zaman bütçesinin yettiği evde yaşamak zorundadır.
Sel geldiğinde evini, eşyasını, yıllarca biriktirdiği üç kuruşu kaybeder. Deprem olduğunda bütün hayatı bir enkazın altında kalabilir.
Afetler herkesi aynı ölçüde etkilemez. Güvensiz binalarda yaşayanlar, altyapısı yetersiz mahallelerde oturanlar ve başka seçeneği bulunmayanlar daha ağır bedeller ödeyebilir.
Yoksulun kaderi neden hep enkaz, çamur ve gözyaşı olsun?
Vatandaşa felaketten sonra yardım etmek elbette gereklidir. Ancak asıl görev, o vatandaşı önceden korumaktır.
FELAKETTEN ÖNCE NEREDEYDİNİZ?
Felaket yaşanır yaşanmaz sahaya çıkan, kameraların karşısında açıklama yapan siyasetçileri görüyoruz. Elbette yaraları sarmak görevdir. Ama vatandaşın da soru sormaya hakkı var:
Yağmur yağmadan önce neredeydiniz? Dere yataklarını ve altyapıyı yeterince denetlediniz mi? Depremden önce riskli binaların güvenli hâle getirilmesi için ne yaptınız?
Her felaketten sonra sorumluluğu birbirine atanları değil, sorumluluk alanları görmek istiyoruz. İhmal iddiaları bağımsız biçimde araştırılmalı, kusuru bulunanlar hukuk önünde hesap vermelidir.
Çünkü yöneticilik, yalnızca felaket sonrasında geçmiş olsun demek değil; felaket yaşanmaması için önlem almaktır.
SON SÖZ: İNSAN HAYATI RANTTAN DEĞERLİDİR!
Dere yataklarını koruyun. Altyapıyı güçlendirin. Riskli binaları tespit edin. Denetimleri tavizsiz uygulayın. Bilim insanlarının uyarılarını dikkate alın.
Yağmur yağdığında herkes ıslanabilir ama herkes aynı ölçüde korunmasız değildir. Deprem herkesi sarsabilir ama her binanın yıkılması kaçınılmaz değildir.
Bir ülkede aynı felaketler tekrar tekrar yaşanıyorsa artık yalnızca gökyüzünü değil, yeryüzündeki kararları da sorgulamak gerekir.
Vatandaşın istediği mucize değil; güvenli bir ev, sağlam bir yol, çalışan bir altyapı ve yaşama hakkıdır.
Bunlar lütuf değil, kamu görevidir!
