Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Aydın Mertayak kaleme aldı “Ayağa Kalkılan Şey”

Bazen bir sokağı değil, bir zamanı dolaşa dolaşa yürür insan.

Bazen bir sokağı değil, bir zamanı dolaşa dolaşa yürür insan.

Tokat Artova’da öğretmenliğe başladığım yılları düşündüğümde, aklıma önce o sokak gelir. Evin bir ucunda ben, diğer ucunda okul. Düz yürünse on dakika. Ama ben hiçbir zaman düz yürümedim. Yolu uzattım; adımlarımı kavisli çizgilere emanet ettim. Çünkü sokağın ortasında bir çay bahçesi vardı. İçinde saçları ak, omuzları hayattan düşmüş, bakışları ağır insanlar otururdu. Beni görünce ayağa kalkarlardı. “Muallim bey geliyor,” derlerdi. Bir insan geçiyor diye koskoca bir çay bahçesinin ayağa kalkması, insana onurdan çok bir yük bırakıyor.

O yükü taşımaya kendimi layık görmezdim.

Çünkü ayağa kalkılan ben değildim. Ayağa kalkılan, bilgi olmalıydı. Okulun kapısından girip çıkan, yıllar içinde eksilen ama anlamı hiç azalmaması gereken şey… Bilgiye duyulan saygı, kişiye yöneldiğinde insanı utandırır; topluma yöneldiğinde ise büyütür.

Ben o günlerde şunu sezmiştim: Saygı, yanlış adrese teslim edildiğinde incelir, hatta bozulur. Öğretmeni yücelttiğinizde değil, öğrenmeyi yücelttiğinizde toplum güçlenir. Öğretmeni kutsallaştırmak değil; çocuğun merakını kutsamak gerekir.

Bugün dönüp baktığımda, asıl yürüyüşün sokakta değil, zihnimizde değiştiğini görüyorum. Eskiden bilgi konuşurdu; şimdi gürültü alkışlanıyor. Eskiden bilmediğini bilmek bir erdemdi; bugün bilmemek cesaret sanılıyor. Vasatlık, sıradan olmanın doğal hali olmaktan çıkıp, korunması gereken bir kimliğe dönüştü.

Daha acısı şu: Cehalet artık utanılacak bir eksiklik değil, sahneye çıkarılan bir gösteri. Ne kadar az bilirseniz, o kadar “sahici” sayıldığınız bir çağdayız. Derinlik şüpheli, yüzeysellik makbul. Düşünmek yorucu, slogan atmak kolay.

Eğitim dediğimiz şey, yalnızca müfredatla, sınavla, bina ile ilgili değildir. Eğitim; bir toplumun neye saygı duyduğuyla ilgilidir. Eğer alkış, emeğe değil gürültüye gidiyorsa; eğer söz, bilgiden çok cehaletin cesaretine bırakılıyorsa, okul ne kadar güzel olursa olsun içi boşalır.

Öğretmen, bilgiyi taşıyan bir kaptır. Kabı kutsallaştırıp içindekini değersizleştirirsek, sonunda susuz kalırız. Öğrenciye “her şey sensin” deyip, ona emek vermeden hak dağıtırsak, iyilik yapmış olmayız. Hayatı kandırmak mümkün değildir; sadece biraz geciktiririz.

Bugün belki hâlâ farkında değiliz ama şunu açıkça söylemek zorundayız: Vasatlık övülmeye, cehalet cesaret olarak sunulmaya devam ederse, hep birlikte batarız. Ve bu batış gürültülü olmaz. Sessiz olur. Kimse ayağa kalkmaz. Kimse utanmaz.

O yüzden bazen yolu uzatmak gerekir. Kendimizden kaçmak için değil; değeri yanlış yerde aramamak için. Saygının adresini yeniden düşünmek için. Bilgiye yeniden yer açmak için.

Belki o zaman, bir gün bir çay bahçesinde insanlar ayağa kalktığında, bir kişiye değil; düşünceye, emeğe ve öğrenmeye kalkarlar. Ve işte o gün, yol ne kadar uzun olursa olsun, yürümeye değer.

 

Aydın MERTAYAK

Rize Haber betgarantig oslobet