Categories: EĞİTİM

Çocuklarımız Reklam Malzemesi Değildir

 

Eğitimde Başarı Algısını Yeniden Düşünmenin Zamanı

 

Her yıl aynı manzaraya tanıklık ediyoruz. LGS ve YKS sonuçları açıklandıktan sonra sosyal medya hesapları, okul panoları ve reklam afişleri tek bir söylem etrafında şekilleniyor: “Türkiye birincisi okulumuzdan çıktı.”, “İlk yüzde 1’de şu kadar öğrencimiz var.”, “Başarıda lideriz.”, “Gurur tablomuz…”

 

Hiç kuşkusuz, emek veren her öğrencinin başarısı alkışlanmalıdır. Başarı görünür olmalı, gençlerimizin gayreti takdir edilmelidir. Ancak tam da burada eğitim adına sormamız gereken temel bir soru vardır:

 

Gerçekten kutladığımız şey eğitim başarısı mı, yoksa seçilmiş öğrencilerin bireysel başarısını kurumsal başarı gibi sunan bir algı yönetimi mi?

 

Bu soru sadece okulları değil; velileri, öğrencileri, öğretmenleri ve toplumun geleceğini ilgilendiren önemli bir meseledir.

 

Bir okulun yüzde 0,1’lik veya yüzde 1’lik başarı diliminden öğrenci kabul edip yıllar sonra yine aynı öğrencilerin yüksek puanlarla mezun olduğunu ilan etmesi, tek başına eğitim başarısını ispat etmez. Çünkü eğitim bilimi sadece sonuca değil, öğrencinin gelişim sürecine bakar.

 

Bugün dünyanın gelişmiş eğitim sistemlerinde giderek önem kazanan kavram **”eğitsel katma değer”**dir. Asıl soru şudur:

 

Öğrenci okula hangi seviyede geldi?

 

Mezun olurken hangi seviyeye ulaştı?

 

Okul ona ne kattı?

 

Eğer okul, zaten en başarılı öğrencileri seçip mezun ettiğinde sadece bu sonucu kendi başarısı olarak sunuyorsa, burada ölçülen şey eğitim değildir; seçme mekanizmasının sonucudur.

 

Daha çarpıcı bir soruyu sormaktan da çekinmemeliyiz:

 

Yüz öğrenci mezun eden bir okul neden sadece ilk on öğrencisini afişlere taşıyor?

 

Diğer doksan öğrencinin hikâyesi neden görünmüyor?

 

Başarı yalnızca birkaç fotoğrafa sığdırılabilir mi?

 

Eğitim psikolojisi bize önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır. Çocuklar sadece başarılı olduklarında değil, değer gördüklerinde gelişirler. Okul panolarında ve sosyal medya hesaplarında sürekli aynı yüzlerin yer alması, görünmeyen çocuklara farkında olmadan şu mesajı verir:

 

Sen yeterince değerli değilsin.”

 

Bir eğitim kurumunun istemeden de olsa oluşturduğu bu duygu, öğrencinin özgüvenini, aidiyet hissini ve öğrenme motivasyonunu zedeleyebilir. Eğitimin amacı, çocukları birbirine karşı yarıştırmak değil; her birini kendi potansiyeline ulaştırmaktır.

 

İşin bir başka boyutu da velilerdir. Bugün birçok aile okul seçimini eğitim anlayışına, öğretmen niteliğine, okul kültürüne veya öğrencinin gelişimine bakarak değil; sosyal medyada paylaşılan başarı afişlerine göre yapmaktadır. Böylece eğitim kurumları, farkında olmadan birer reklam markasına dönüşmektedir.

 

Oysa okul bir marka değildir.

 

Okul, insan yetiştiren bir medeniyet kurumudur.

 

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu eğitimin amacını açık biçimde ortaya koymaktadır. Eğitim; millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerleri benimsemiş; düşünen, üreten, sorumluluk alan, demokratik kişiliğe sahip bireyler yetiştirmeyi hedefler. Akademik başarı bu büyük hedefin yalnızca bir parçasıdır.

 

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli de aynı anlayışı benimsemekte; bilgiyi beceriyle, beceriyi değerlerle, değerleri ise karakter gelişimiyle birlikte ele almaktadır.

 

Öyleyse şu soruyu sormamız gerekir:

 

Eğer eğitim sadece sınav puanlarından ibaret olsaydı, neden sanat eğitimi, spor, rehberlik, sosyal sorumluluk, mesleki eğitim, ahlak ve değerler eğitimi okul sisteminin ayrılmaz parçaları olarak varlığını sürdürmektedir?

 

Çünkü insan tek boyutlu değildir.

 

Toplumun geleceğini sadece test çözebilen bireyler kurmaz.

 

İyi bir hekim kadar iyi bir teknisyen…

 

İyi bir mühendis kadar iyi bir çiftçi…

 

İyi bir akademisyen kadar iyi bir sanatçı…

 

İyi bir yönetici kadar iyi bir usta da bu ülkenin kalkınmasının vazgeçilmez unsurudur.

 

Bu nedenle meslek liseleri, imam hatip liseleri, fen liseleri, Anadolu liseleri, spor liseleri ve güzel sanatlar liseleri birbirinin rakibi değildir. Hepsi aynı milletin çocuklarına farklı alanlarda hizmet eden eğitim kurumlarıdır.

 

Son yıllarda Millî Eğitim Bakanlığının fırsat eşitliğini güçlendirmek amacıyla okul altyapısından dijital imkânlara, öğretmen istihdamından eğitim materyallerine kadar önemli yatırımlar yaptığı görülmektedir. Bu çabaların anlam kazanabilmesi için başarı kavramının da yeniden tanımlanması gerekir.

 

Artık okul başarıları yalnızca derece yapan öğrenci sayısıyla ölçülmemelidir.

 

Bunun yerine her okul için şu göstergeler kamuoyuyla paylaşılmalıdır:

 

– Öğrencinin okula giriş ve mezuniyet düzeyi arasındaki gelişim.

– Akademik katma değer.

– Öğrenci mutluluğu ve okul aidiyeti.

– Rehberlik hizmetlerinin etkililiği.

– Sanat, spor ve bilim alanındaki gelişim.

– Mesleki beceri kazanımları.

– Mezunların yükseköğretim, istihdam ve yaşam başarısı.

 

İşte o zaman gerçek eğitim kalitesi konuşulmaya başlanacaktır.

 

Bir başka önemli husus da “Türkiye birincisi” söylemidir. Bu ifade çoğu zaman başarıyı kutlamaktan çok, çocukları sembolleştirmektedir. Oysa her çocuğun omuzlarına “ülkenin en başarılı öğrencisi” etiketi yüklemek, onun psikolojik yükünü de artırmaktadır. Başarı kadar başarının yönetilmesi de eğitimin sorumluluğudur.

 

Bugün ihtiyacımız olan şey, birkaç öğrencinin başarısını büyüten bir eğitim dili değil; milyonlarca çocuğun potansiyelini geliştiren bir eğitim kültürüdür.

 

Bir okul gerçekten güçlü olduğunu göstermek istiyorsa, yalnızca tam puan alan öğrencisini değil; içine kapanık bir çocuğu yeniden hayata bağlayışını, okumayı söken öğrencisini, bir gence meslek kazandırışını, sanatla tanıştırdığı çocuğu, özgüvenini yeniden inşa ettiği öğrenciyi de anlatmalıdır.

 

Çünkü eğitimin gerçek mucizesi budur.

 

Eğitim kurumlarının görevi birkaç parlak yıldız yetiştirmek değildir; gökyüzündeki bütün yıldızların ışığını görünür kılmaktır.

 

Ve eğitim, hiçbir çocuğun diğerinin gölgesinde bırakılmadığı gün gerçek anlamına kavuşacaktır.

 

Aydın Mertayak

Kafkasya Haber

Recent Posts

TGF, Sivas’ta 24 Temmuz Basın Bayramı buluşmasına katıldı

Sivas Valiliği ve Sivas Belediye başkanlığı tarafından 24 Temmuz Basın Bayramı dolayısıyla düzenlenen programaTGF Genel…

43 dakika ago

HUZUR RESTAURANT’IN SAHİBİ AHMET TORNACI’NIN ANNESİ VEFAT ETTİ

87 YAŞINDAKİ M. NERİMAN TORNACI BUGÜN RİZE’DE TOPRAĞA VERİLDİ

47 dakika ago

Yavuz Ağıralioğlu’ndan Çay Üreticisine Destek: ÇAYKUR Üreticinin Emeğini Güvence Altına Almalı

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, çay üreticilerinin emeğini korumanın önemine dikkat çekti. Rize’de çay…

18 saat ago

RTEÜ’ye 15 Bin Metrekarelik Merkezi Derslik Binası Geliyor

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, farklı fakültelerin ortak kullanacağı 15…

18 saat ago

TÜRK ÇAYININ EN BÜYÜK RAKİBİ ARTIK İTHAL KAHVELER

ÇOK ACI BİR GERÇEK ki, ( Kahve tüketimi son yıllarda 6 kat artmasına rağmen, Türk…

19 saat ago

Çaykur Rizespor’un Slovenya kampındaki 4. hazırlık maçı da belli oldu.

Yeni sezon hazırlıklarının 3. etabını Slovenya'nın Kranjska Gora turizm bölgesinde sürdüren Atmacalarımız, günü çift antrenmanla…

1 gün ago