Makale:Adnan ONAY
21 Ekim günü “Dünya Gazeteciler Günü” olarak her yıl çeşitli yazılara konu oluyor. Yapılan açıklamalar, yazılan yazılarda gazeteciliğin önemine vurgu yapılıyor, gazeteciliğin ne olduğu anlatılıyor.
Gazetecilik, yalnızca haber yazmak, kamera karşısına geçmek, mikrofon uzatmak veya bir olayın görüntülerini kamuoyuna ulaştırmak değildir. Gazetecilik; hakikatin peşinde koşmak, toplumun göremediğini göstermek, duyulmayan sesleri duyurmak, yanlışın karşısında durmak ve gücü elinde bulundurmanın etkisiyle keyfi uygulamalar yapanları hesap vermeye çağırmaktır. Gazeteci, toplum ile iktidar, vatandaş ile devlet, hakikat ile algı arasında bir köprüdür. Bu köprünün sağlamlığı, toplumun doğru bilgiye ulaşabilmesi açısından hayati önem taşır. Bu yönüyle gazetecilik, bir meslek olmanın ötesinde, ağır bir vicdani sorumluluğu üstlenmek demektir. Bir gazeteci, gerektiğinde baskılara göğüs gererek gerçeği yazabiliyorsa, haksızlığa uğrayanın yanında durabiliyorsa, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulayabiliyorsa ve yanlış yapanın kimliğine bakmaksızın gerçeğin peşinden gidebiliyorsa görevini yerine getiriyor demektir.
Günümüzde gazetecilik, mesleğin tarihî sorumluluğuyla bağdaşmayan ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Ekonomik baskılar, medya sahipliğinin belirli sermaye gruplarında yoğunlaşması, siyasi ve ticari ilişkiler, dijital platformların hız yarışı ve sosyal medyada tıklanma uğruna her şeyin mübah görülmesi, haberciliğin niteliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Bir zamanlar haberin doğruluğu ve toplumsal değeri ön plandayken bugün kimi yayın organlarında görüntülenme sayısı, reklam geliri ve siyasi çıkar, gerçeğin önüne geçebilmektedir. Haber, bazen kamuoyunu bilgilendirmek için değil, kamuoyunu belli bir düşünceye yönlendirmek için üretilmekte ve birilerinin çıkarlarını savunan bir propaganda aracına dönüşmektedir. Kalemini satan bu kirli eller aracılığıyla kimi gerçekler öne çıkarılırken kimileri bilinçli biçimde karanlıkta bırakılmaktadır. Böylece haber ile yorum, eleştiri ile karalama, gazetecilik ile propaganda arasındaki sınırlar bulanıklaşmaktadır.
Ancak, şunu da belirtmeli; kalemini satanların varlığı, bütün gazetecilik mesleğini zan altında bırakmamalıdır. Baskılara rağmen araştıran, tehditlere rağmen yazan, işini kaybetme pahasına gerçeği açıklayan, yoksulluk ve güvencesizlik içinde mesleğini sürdürmeye çalışan çok sayıda gazeteci vardır. Onların emeği, mesleğin hâlâ ayakta kalan itibarının temelidir.
Gazeteci görüşünü açıkça ifade edebilir; ancak haberin olgularını kendi düşüncesine göre eğip bükemez. Eleştirebilir, sorgulayabilir, hatta sert bir dille karşı çıkabilir; fakat bilerek yanlış bilgi üretemez. Çünkü gazetecilikte özgürlük kadar sorumluluk, eleştiri kadar doğruluk da esastır.
İçinde bulunduğumuz dijital çağ gazeteciliğin imkânlarını genişletirken tehlikelerini de büyütmüştür. Artık bir haber saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor. Ancak yanlış bir bilgi de aynı hızla yayılabiliyor. Teyit edilmemiş iddialar, bağlamından koparılmış görüntüler, eski haberlerin yeniymiş gibi sunulması ve yapay zekâyla üretilen sahte içerikler, gerçeğin ayırt edilmesini giderek zorlaştırıyor. Gerçeği eğip büken, kitleleri belirli çıkarlar doğrultusunda yönlendiren ve gerçeği saptırmayı bir uzmanlık haline getiren yapılar, maalesef mesleğin saygınlığını ciddi şekilde zedelemiştir. Bu ortamda gazetecinin görevi yalnızca hızlı olmak değil, hızın baskısı altında doğruluğu korumaktır. Çünkü yanlış bir haberin milyonlara ulaşması, onun doğru olduğu anlamına gelmez; milyonlarca kez paylaşılması da gazetecilik değerini artırmaz. Gazeteciliğin geleceği, teknolojiye ne kadar hızlı uyum sağladığından çok, mesleğin temel ilkelerine ne ölçüde bağlı kalacağıyla belirlenecektir.
Gazeteciliğin geleceği için basın özgürlüğünün güvence altına alınması, gazetecilerin mesleki ve ekonomik güvencelerinin geliştirilmesi, medya sahipliği ve çıkar ilişkilerinin şeffaflaştırılması, haber kaynaklarının korunması ve meslek etiğinin güçlendirilmesi şarttır. Gazeteci, haber yaptığı için cezalandırılma korkusuyla yaşamamalı; işini kaybetmemek için gerçeği gizlemek zorunda bırakılmamalıdır. Bununla birlikte basın özgürlüğü, yanlış bilgi yayma veya kişilik haklarını ihlal etme serbestisi olarak da görülmemelidir. Zira, özgürlük ile sorumluluk birbirini tamamlayan iki temel ilkedir.
Dünya Gazeteciler Günü, yalnızca gazetecilerin kutlama günü değil, aynı zamanda bir meslek muhasebesi günü olarak değerlendirilmelidir. Basın özgürlüğünü savunurken meslek ahlakını, gazetecilerin haklarını savunurken kamuoyunun doğru bilgiye ulaşma hakkını da korumalıyız. Çünkü özgür, bağımsız ve güvenilir basın; yalnızca gazetecilerin değil, bütün toplumun ihtiyacıdır. Dünya Gazeteciler Günü vesilesiyle asıl sorgulamamız gereken, kaç kişinin gazeteci olduğu, kime gazeteci dendiği değil, gazetecilik sorumluluğunu kaç kişinin taşıdığıdır.
Bütün baskılara, zorluklara ve mesleğin itibarını zedeleyen örneklere rağmen doğruluktan ayrılmayan, kalemini satmayan, haberini çıkar ilişkilerine teslim etmeyen ve kamu yararını her şeyin üzerinde tutan gazetecilerin Dünya Gazeteciler Günü kutlu olsun.
