Categories: KÜLTÜR-SANAT

Evren Elvin Köseoğlu​ ile Vaveyla- Büyük Feryat’a

Söyleşi:Filozof Sossyolog

Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine duyduğumuz vefayı görünür kılmak; şiire, söze, müziğe ve edebiyata emek veren isimlerin dünyasını kendi seslerinden dinlemek amacıyla hazırladığım “Vefa” yazı dizisi söyleşimizin konuğu, şiirleriyle duygularını kelimelere, sözlerini ise müziğe dönüştüren şair, söz yazarı ve müzisyen Evren Elvin Köseoğlu.
Şiir yalnızca kelimelerin yan yana gelişi değil; insanın iç dünyasından süzülen duyguların, yaşanmışlıkların ve hayallerin söze dönüşmesidir. Kimi zaman bir mısrada saklanan özlem, kimi zaman bir şarkıya dönüşen sevda, insanın kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkinin izlerini taşır. Evren Elvin Köseoğlu’nun şiir ve müzik yolculuğunu, “Vaveyla – Büyük Feryat” adlı kitabını ve sanata bakışını kendi penceresinden dinleyeceğiz.

Merhaba Sayın Evren Elvin KÖSEOĞLU, Vefa söyleşimize hoş geldiniz. Şimdi söz sizde…

Sizi henüz tanımayan okurlarımız için biraz kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Evren Elvin Köseoğlu?
Merhaba Jale Hanım, hoş bulduk. Evren Elvin Köseoğlu; seven, kırılan, yeniden ayağa kalkan, hayattan öğrendiklerini kelimelere emanet eden ve hâlâ anlatacak çok hikayesi olduğuna inanan bir kadın. Sanırım beni en doğru anlatan cümle şu olacak: “Ben, yaşadıklarını susarak değil, yazarak çoğaltan biriyim.”

Şiirle ilk tanışmanız nasıl oldu? Çocukluk ve gençlik yıllarınızda şiirin hayatınızda nasıl bir yeri vardı?
Şiirle tanışmam aslında güzel bir tesadüften çok, hayatımın en ağır dönemlerinden birinin ardından oldu.
14 yaşındaydım. Babamdan aldığım ve çocuk yaşta taşımakta zorlandığım çok büyük bir yara vardı. O dönem yaşadığım kırgınlığı, öfkemi, yalnızlığımı ve içimde birikenleri kimseye anlatamıyordum. Söyleyemediklerim içimde büyüyordu.
Sonra kalemle tanıştım. İlk yazdığım şeylerin şiir olduğunu bile bilmiyordum belki. Sadece içimde birikenleri kâğıda döküyordum. Kelimeler, benim söyleyemediklerimi söylemeye başladı. Şiir benim için o zaman bir edebiyat biçiminden çok, kendime açtığım bir kapı oldu. Çocukluk ve gençlik yıllarımda şiir hayatımın merkezinde değildi; ama yaşadığım her büyük duyguda yeniden karşıma çıktı. Büyüdükçe anladım ki ben aslında şiiri seçmemişim. Hayat beni şiire götürmüş. Bugün dönüp 14 yaşıma baktığımda, o günlerin bana bıraktığı yaranın yanında bir de kalem bıraktığını görüyorum. Belki de şiirin benim hayatımdaki en büyük anlamı burada: Söyleyemediklerimi susturmak yerine, onları bir esere dönüştürmeyi öğretti bana.

Şiirlerinizde aşk, özlem, ayrılık, kırgınlık ve yalnızlık gibi yoğun duyguların öne çıktığını görüyoruz. Bir şair olarak sizi yazmaya en çok hangi duygular yönlendiriyor?
Beni yazmaya en çok aşk, ayrılık ve kırgınlık yönlendiriyor. Aşk benim için yalnızca kavuşmak değil; insanın bir başkasında kendinden bir parça bulması, derinleşmesi ve bazen kendini tamamen o duygunun içinde kaybetmesi. Ayrılık ise bambaşka… İnsan bazı ayrılıkları yaşarken değil, sonrasında anlıyor. Geride kalan sessizlik, söylenmemiş sözler ve yarım kalmışlık yazdırıyor bana. Kırgınlık da şiirlerimin en güçlü taraflarından biri. Ben de içimde kalanları susturmak yerine kelimelere bırakıyorum. Sanırım benim kalemim en çok kalbin sustuğu yerde konuşuyor. Aşk bana kelimeleri veriyor, ayrılık onları derinleştiriyor, kırgınlık ise şiire dönüştürüyor.

Şiir yazarken yaşadıklarınızdan mı, gözlemlerinizden mi, yoksa hayal dünyanızdan mı besleniyorsunuz?
Benim şiirlerimde hayal dünyasının çok fazla yeri yok. Ben daha çok yaşadıklarımdan ve gözlemlediklerimden besleniyorum.
Yaşadığım her duygu, hayatımda iz bırakan her olay, karşılaştığım insanlar ve onların hikâyeleri şiirlerime bir şekilde dokunuyor. Bazen kendi yaşadığım bir ayrılık, bazen bir insanın gözlerinde gördüğüm kırgınlık, bazen de bana anlatılan bir hikâye kalemime dönüşüyor. Ben olmayan bir duyguyu varmış gibi yazmayı tercih etmiyorum. Yazdığım şeyin içinde mutlaka yaşanmışlığın, hissedilmişliğin bir izi olsun istiyorum. Çünkü bana göre şiiri güçlü yapan şey, sadece güzel kelimeler değil; o kelimelerin arkasında gerçek bir duygu olması.

Şiirlerinizde insan ve insan ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Hayatı ve insanları gözlemleme biçiminiz şiirlerinize nasıl yansıyor?
İnsanlara bakarken sadece söylediklerini değil, söylemediklerini de görmeye çalışıyorum. Bir cümleyi söylerken sesinin değişmesinde bile anlatılmamış bir hikâye olduğuna inanıyorum. İnsanların birbirlerine nasıl yaklaştıklarını, nasıl sevdiklerini, nasıl kırıldıklarını, birbirlerinden nasıl uzaklaştıklarını izliyorum. Çünkü birbirleriyle olan ilişkilerinde çok büyük bir duygu dünyası var. Bana anlatılan hikâyeler de bu yüzden şiirlerimde yer buluyor. Ben insanları kusurlarıyla, çelişkileriyle, sevgileriyle ve kırgınlıklarıyla bir bütün olarak görüyorum. Kimseyi iyi ya da kötü diye ayırmıyorum, sanırım şiirlerime de en çok bu yansıyor.

Şiirin yanı sıra söz yazarlığı ve müzikle de ilgileniyorsunuz. Şiirden müziğe uzanan bu yönünüz nasıl başladı ve müzik hayatınızda nasıl bir yer edindi?
Aslında müzik benim hayatıma sonradan giren bir alan değil. Ben sanatçı bir aileden geliyorum. Annem, TRT’nin eski ses sanatçılarından. Dolayısıyla müzik çocukluğumdan beri hayatımın içinde, kulağımda ve hafızamda vardı. Benim de sesime ve müziğe olan ilgime o yıllarda dikkat edenler oldu. Sesimin güzel olduğunu söyleyen, müzik konusunda teklifler getiren insanlar vardı. Fakat aile yapım ve o dönemdeki şartlarım nedeniyle bu teklifleri kabul etmedim. Müzik hayatımın içinde hep vardı ama profesyonel anlamda onun peşinden gitmek o zaman nasip olmadı. Ben önce şiirle kendi yolumu buldum. Daha sonra şiirlerimin içindeki duygunun müzikle de buluşabileceğini fark ettim ve söz yazarlığına yöneldim.
Bir gün oğlumla bu konuyu konuşurken bana, “Anne, sen bu işi yaparsın. Senin müzik bilgin ve şiirlerin var, neden denemiyorsun?” dedi. Onun bu cesaretlendirmesiyle birlikte denemeye başladık. Yapay zekânın müzik üretiminde kullanılmaya başlaması da bu süreci farklı bir noktaya taşıdı. Ben de kendi şiirlerimi ve yazdığım sözleri müzikle buluşturmaya başladım. Böylece şiirlerim sadece okunmakla kalmadı; melodilerle, sesle ve duyguyla yeniden hayat buldu.
Bugün müzik benim için şiirin devamı gibi. Şiirde kelimelerle anlattığım duyguyu, müzikte melodi ve sesle başka bir boyuta taşıyorum. Yıllar önce önüme gelen o fırsatları değerlendirememiş olsam da, hayat beni başka bir yoldan yine müziğe getirdi. Belki de bazı şeylerin zamanı vardır. Benim müzikle gerçek anlamda buluşmamın zamanı da şimdiymiş.
Değerlendirme: Böylece şiir, onun sanat dünyasında yalnızca yazılı bir metin olarak kalmıyor; ses, müzik ve yorumla farklı bir biçime kavuşuyor. Köseoğlu, şiirlerini müzikle buluşturarak kendi eserlerinin üretim ve sunum sürecini de üstleniyor.

Bir şair ve söz yazarı olarak şiir ile şarkı sözü arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence şiir ile şarkı sözü arasında çok güçlü bir bağ var ama anlatım biçimleri farklı. Şiir, bir duygunun başından sonuna kadar bütün hikâyesini anlatabilmek. İçinizde ne varsa, bütün ayrıntılarıyla kâğıda dökebilmek. Duygunun başladığı yerden bittiği yere kadar onunla yürümek… Şarkı sözü ise biraz daha farklı. Şiirin içinden o duygunun en güçlü, en vurucu yerini seçmek ve onu daha az kelimeyle, daha yoğun bir biçimde anlatmak. Çünkü şarkıda sözün müzikle birlikte nefes alması gerekiyor. Ben şiiri daha geniş bir anlatım alanı, şarkı sözünü ise o anlatımın özünü yakalamak olarak görüyorum. Şiirde duyguyu anlatıyorum; şarkı sözünde ise o duygunun kalbine dokunmaya çalışıyorum.

“VAVEYLA – Büyük Feryat” adlı yeni kitabınız bugün okuyucuyla buluşuyor. Hayırlı olsun. Öncelikle kitabınızın ortaya çıkış hikâyesinden ve “Vaveyla” adını seçmenizdeki anlamdan söz eder misiniz?
Çok teşekkür ederim Jale Hanım. “Vaveyla” benim için sadece bir kitap adı değil, kitabın içindeki bütün duyguların ortak sesi.
Bu kitapta aşkın feryadı var, ayrılığın feryadı var, kırgınlığın, özlemin, tutkunun ve yarım kalmışlıkların feryadı var. Her şiirde başka bir duygu, başka bir hikâye konuşuyor. Kimi zaman bir aşkın içinden yükselen bir ses, kimi zaman bir ayrılığın bıraktığı sessizlik, kimi zaman da insanın kendi içinde susturamadığı bir çığlık… “Vaveyla” kelimesinin anlamı da tam olarak bu duyguyla örtüştü benim için: Büyük bir feryat, güçlü bir haykırış. Şiirlerimi bir araya getirirken fark ettim ki aslında kitabın tamamında ortak bir ses var. Her şiir başka bir hikâye anlatsa da hepsinin içinde bir feryat saklı. Ben de kitabın adını bu yüzden “Vaveyla” koydum.

“VAVEYLA – Büyük Feryat” kitabınızda okuyucuyu nasıl bir şiir dünyası bekliyor?
“Vaveyla – Büyük Feryat”ta okuyucuyu tek bir duygunun değil, hayatın içinden geçen birçok duygunun olduğu bir şiir dünyası bekliyor. Ben bu kitapta duyguları süsleyerek değil, oldukları hâliyle anlatmaya çalıştım. Yaşanmışlıklardan, gözlemlerden ve insan hikâyelerinden beslenen şiirler var. Bu yüzden okuyucunun bazı dizelerde kendisini, bazı şiirlerde geçmişinden birini, belki de hiç söyleyemediği bir cümleyi bulacağına inanıyorum. “Vaveyla” biraz kalbin sesi, biraz hayatın bıraktığı izler, biraz da insanın içinde susturamadığı duyguların kitabı.

Günümüzde sosyal medya, şiirin ve edebiyatın okuyucuya ulaşmasında önemli bir alan hâline geldi. Sizce sosyal medya şiir için nasıl bir imkân sunuyor?
Sosyal medyanın şiir ve edebiyat için önemli bir alan hâline geldiği söyleniyor. Elbette insanlara ulaşmak, şiirleri paylaşmak ve farklı okuyucularla buluşmak açısından bir imkân sunabilir. Ancak ben kendi adıma, sosyal medyanın şiirim için çok büyük bir imkân sunduğunu henüz görebilmiş değilim. Belki ileride bunu daha iyi anlayabilirim, onu da bilmiyorum. Şimdilik elimden geleni yapmaya, şiirlerimi yazmaya ve okuyucuyla samimi bir bağ kurmaya çalışıyorum. Sosyal medyanın bu anlamda nasıl bir karşılık bulacağını zaman gösterecek.

 

Bir sosyolog olarak özellikle merak ettiğim bir konu da toplumun duygu dünyası. Sizce günümüz insanı sevgi, sadakat, vefa ve özlem gibi duyguları nasıl yaşıyor?
Bana göre günümüz insanı sevgi, sadakat, vefa ve özlem gibi duyguları artık eskisi kadar derin yaşamıyor. Çağın hızına, tüketim kültürüne ve değişen ilişkilere baktığımızda, duyguların da biraz yüzeyselleştiğini düşünüyorum. Eskiden sevgi emek isterdi, sadakat bir sözden öte bir duruştu, vefa insanın karakterini gösterirdi. Özlemek ise bir insanın yokluğunu gerçekten hissetmekti.

Şiir, insanın kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkiyi nasıl etkileyebilir? Sizce bir şairin topluma karşı sorumluluğu var mıdır?
Şiir, insanın önce kendine, sonra çevresine bakmasını sağlar. Ben şiirlerimin altına sığmadım aslında; içimde birikenleri dizelere dökerek hem kendimi daha iyi tanıdım hem de insanlarla kurduğum bağları daha derinden anlamlandırdım. Toplumla ilişkilerim de her zaman iyi oldu. Şiir benim için insanlardan uzaklaşmak değil, insanlara ve hayata daha farklı bir pencereden bakmak oldu. Bir şairin elbette topluma karşı sorumluluğu vardır. Çünkü şair yalnızca kendi duygularını anlatmaz; toplumun suskunluklarına, yaralarına, sevinçlerine ve özlemlerine de ses olur. Ben de şiirlerimde yalnızca kendimi değil, insanların içinden geçen ama dile getiremediği duyguları da anlatmaya çalışıyorum.

Türk şiirinde sizi etkileyen, eserlerini severek okuduğunuz bir şair veya edebiyatçı var mı?
Türk şiirinde eserlerini severek okuduğum ve beni etkileyen birçok şair var. Özellikle Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerindeki derinlikten, Attilâ İlhan’ın tutkuyu ve aşkı işleyişinden, Nâzım Hikmet’in güçlü ve özgür söyleyişinden etkileniyorum. Yaren Atalar’ın da şiir dünyasındaki kendine özgü duygu ve anlatımını severek takip ediyorum. Her birinin şiire bıraktığı iz, benim kendi şiir yolculuğumda farklı bir yer taşıyor.

“Vefa” sizin için ne ifade ediyor? Edebiyat ve sanat dünyasında emeği ve değer üreten insanları hatırlamak sizce neden önemli?
Vefa, benim için çok derin anlam taşıyan bir eylem. Hayatımda çok büyük bir yeri var. Kendi adıma söylemem gerekirse, kendimi gerçekten vefalı bir insan olarak görüyorum. Bir insan hayatıma girdiğinde, benim için değer taşıdığında ya da bana bir iyilik dokunduğunda, bunu zaman geçince unutmayı kendime yakıştıramıyorum. Benim için vefa, şartlar değişse bile gönülden verilen değeri koruyabilmek, geçmişi inkâr etmemek ve insanın hayatında bıraktığı izi unutmamaktır.
Fakat hayat bana şunu da öğretti: Her insanın vefa anlayışı benimki kadar derin olmayabiliyor. Hayatıma giren ve çıkan insanların, benim taşıdığım anlamda vefayı taşıdığını her zaman göremedim. Belki de bu yüzden vefa kelimesi benim dünyamda bambaşka bir yer kaplıyor. Çünkü ben vefayı yalnızca bir davranış değil, insanın karakterini gösteren çok önemli bir değer olarak görüyorum. Bugün yürüdüğümüz yolları bizden önce yürüyenler açtı. Edebiyata ve sanata emek veren insanlar, bizlere yalnızca eserlerini değil, takip edebileceğimiz yolları, ilham alabileceğimiz dünyaları ve öğrenebileceğimiz büyük bir mirası bıraktılar. Onları hatırlamak, geçmişe bakmak kadar geleceğe de sahip çıkmaktır. Bir sanatçının emeğini unutmamak, aslında sanatın kendisine duyulan saygının bir göstergesidir. Ben, kendimden önce kalemiyle iz bırakmış insanları anmayı ve onların bıraktığı değeri yaşatmayı vefanın en güzel biçimlerinden biri olarak görüyorum.

Son olarak, şiire yeni başlayan gençlere ne söylemek istersiniz? Önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek istediğiniz çalışmalar ve hayalleriniz nelerdir?
Şiire yeni başlayan gençlere söyleyeceğim ilk şey, içlerinde tuttuklarını kâğıttan sakınmamaları olur. Söyleyemediklerini, karşısındakine anlatamadıklarını, söylemek isteyip de kelimelere dökemediği duygularını önce kâğıda emanet etsinler. Aşkı güzel yaşasınlar, sevdiklerinde bunu saklamasınlar; ayrılığı yaşadıklarında ise birbirlerinin kalbinde bıraktıkları izlere saygı duysunlar. Kırgınlıklarını bile incitmeden anlatmayı öğrensinler. Şiir yalnızca güzel sözler kurmak değil, insanın kendisine ve duygularına dürüst olabilmesidir. Kendi seslerini bulmaktan ve farklı yazmaktan da asla korkmasınlar.

Benim önümde ise henüz anlatılmamış çok şey var. Yazılmış ama henüz kitaplaşmamış çok sayıda şiirim, kaleme alınmayı bekleyen hikâyelerim var. Bundan sonraki en büyük hayallerimden biri yeni bir şiir kitabı hazırlamak. Bunun yanında, yaşanmışlıklardan ve içimde iz bırakan hikâyelerden oluşacak bir hikâye kitabı da yazmak istiyorum. Ayrıca şiirlerimden birini müzikle buluşturarak tek şarkılık bir single çalışması çıkarmak da önümüzdeki dönem gerçekleştirmek istediğim projelerden biri.

Kısacası kalemimin söyleyecekleri henüz bitmedi. Daha yazacak çok şiirim, anlatacak çok hikâyem, müzikle buluşturacak sözlerim ve gerçekleştirmek istediğim çok hayalim var.

Yeni kitabınız “VAVEYLA – Büyük Feryat” için sizi tebrik ediyor, kitabınızın edebiyat dünyasında güzel bir karşılık bulmasını ve çok sayıda okuyucuyla buluşmasını diliyorum. Kaleminiz ve sanat yolculuğunuz daim olsun.

Şiirle başlayan yolculuğunuzun söz yazarlığı ve müzikle nasıl yeni bir boyut kazandığını, yaşanmışlıklarınızı ve insan gözlemlerinizi dizelere nasıl taşıdığınızı bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim.

Bugün okuyucuyla buluşan “VAVEYLA – Büyük Feryat” adlı yeni kitabınız için sizi tebrik ediyorum. Kitabınızın, okuyucuların kendi duygularından ve yaşanmışlıklarından izler bulacağı bir eser olmasını; edebiyat dünyasında hak ettiği ilgiyi görmesini diliyorum.

Şiirlerinizi müzikle buluşturmanız, kendi eserlerinizi seslendirmeniz ve fon müziklerini de kendiniz hazırlamanız, sanat yolculuğunuzun farklı yönlerini ortaya koyuyor. Bundan sonraki çalışmalarınızda şiirlerinizin müzikle buluştuğu yeni eserlere, hikâye kitabınıza ve gerçekleştirmek istediğiniz projelere başarılar diliyorum.

“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” söyleşi dizimiz kapsamında, emeğinizi ve sanat yolculuğunuzu okurlarımızla buluşturmaktan memnuniyet duydum.

Kaleminiz, sözünüz ve müziğiniz daim olsun. Yeni kitabınız hayırlı olsun.

Sana açılan son kapı olayım
Olur da bir gün beni sana soran olursa,
boğazında düğümlenen son sözün olayım.
Adımı anarken titrerse sesin,
içinde susturamadığın yangın olayım.
Gözlerin dalarsa uzaklara,
aklına düşen o eski cümle olayım.
Ne kadar kaçarsan kaç kendinden,
dönüp dolaşıp vardığın yer olayım.

Bir gece uykun bölünür de
yanında kimseyi bulamazsan,
yastığa başını koyduğun yerde
içinden geçen o derin sızı olayım.
İçinde büyüttüğün o cümle olayım,
her sustuğunda biraz daha ağırlaşayım.

Ne zaman “geçti” desen kendine,
boğazına yeniden oturayım;
yutamadığın, çıkaramadığın
o tek kelime olayım.

Yıllar geçsin, sesin değişsin,
yine de benden söz açıldığında
aynı yerde düğümlensin içinden geçenler.
Ben sana söylenmiş bir söz değil,
ömrünün sonuna kadar
söyleyemeyeceğin cümle olayım.

Bir gün kalabalıklar yorarsa seni,
herkes konuşur da sen susarsan;
kimsenin duymadığı o sessizlikte
adını içimden geçiren ben olayım.

Ve gün gelir de hayat önüne
bütün kapıları kapatırsa,
sen yine de korkma;
ben, sana açılan son kapı olayım.

Evren Elvin Köseoğlu

Kafkasya Haber

Recent Posts

Attilâ İlhan’ın ardından: Bir şairi anmak, bir dönemi yeniden okumaktır

Filozof Sosyolog   Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa yazı dizisi…

42 dakika ago

FON SOYGUNU, KENT VURGUNU

ADNAN ONAY   Bu ülkede yaşanan her felaketin ve yozlaşmanın arka planında sınırsız bir açgözlülük,…

19 saat ago

Anne Carson’a Nobel: Edebiyatın sınırlarını aşan bir yazarın hikâyesi

Biyografi:Filozof Sosyolog   Klasik ile modern arasında kurulan edebî köprü, şiir ile düzyazının buluşması ve…

19 saat ago

Çaykur Rizespor’da sakatlık raporu açıklandı: 3 futbolcunun dönüş süresi belli oldu

Çaykur Rizespor’da Attila Mocsi, Ahmed Kutucu ve Can Bozdoğan’ın sakatlıkları nedeniyle sahalardan uzak kalacağı süreler…

19 saat ago

AFET DEĞİL, İHMAL ÖLDÜRÜYOR!

Fethi Karadeniz Yağmur yağınca sel, deprem olunca yıkım… Sonra aynı söz: “Doğal afet!” Peki dere…

19 saat ago

Ödüllü Yazar Halise Aydoğdu: Yaşam mücadelesinden edebiyata uzanan bir yolculuk

Söyleşi:Filozof Sosyolog   Türk Dili ve Edebiyatı’na, Türk şiirine, şairlere ve mesleğine emek vererek iz…

20 saat ago