Categories: GÜNDEM

FON SOYGUNU, KENT VURGUNU

ADNAN ONAY

 

Bu ülkede yaşanan her felaketin ve yozlaşmanın arka planında sınırsız bir açgözlülük, doyumsuzluk ve kontrolsüz ihtiraslar yatıyor. Bu tür muhterisler, emellerine ulaşmak için her yolu mubah görür ve eninde sonunda kendileriyle aynı zihniyetteki suç ortaklarını bulmakta zorluk çekmezler.

 

İşte en taze örnek: Borsa piyasasında yaşanan son fon vurgunu…

 

Bir ülkenin finansal güven göstergesi sayılan borsalarda kirli işler çevirmek, sistemi manipüle etmek için fırsat kollayan odakların varlığı yeni değil. Ülkemizde de borsa zaman zaman bu tür skandallara sahne oldu. Para piyasalarında güvenli bir liman olma iddiasındaki borsamız, bu fırsatçıların zemin kazanma operasyonlarına karşı her ne kadar tedbir aldığını savunsa da son yaşananlar gösterdi ki “tarla” önceden çok iyi sürülmüş.

 

Peki, son derece sıkı denetimlerin uygulanması gereken bir sistemde, bu devasa fon vurgunu fark edilmeden nasıl bu raddeye gelindi?

 

Daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi; denetim mekanizmalarının menfaat ağlarına dahil edilmesiyle yaratılan o “kasıtlı körlük”, soygunu kolaylaştıran ana nedenlerin başında geliyor.

 

Sistem aynen şöyle işliyor:

 

Vurguncular öncelikle bünyelerindeki şirketleri borsada halka arz ediyor, ardından hisse fiyatlarını manipüle etmeye başlıyorlar. Bir sonraki aşamada borsa yöneticileri tabiricaizse “uyku moduna” geçiriliyor. Sırada ise etkili ve yetkili çevreleri yüksek kazanç vaadiyle sisteme dahil etmek yer alıyor.

Bu çıkar halkası yukarıya doğru genişledikçe, sistem dışarıdan hiç kimsenin müdahale edemeyeceği bir dokunulmazlık zırhına bürünüyor. Aksi yönde ses çıkaran ya da müdahale etmeye kalkan olursa, onlar da uydurma gerekçelerle siyasal güç eliyle bertaraf ediliyor. Olayın vahameti ise ancak sistem tümüyle çöküp devasa vurgun patlak verdiğinde anlaşılıyor. Elbette iş işten çoktan geçmiş oluyor.

 

Başlığa bakıp “Bütün bunların kent vurgunuyla ne ilgisi var?” diyebilirsiniz. Oysa, birçok yönden benzerlikler söz konusu. Zira, rantın ve yozlaşmanın mekanizması her alanda aynı mantıkla çalışmakta.

 

Kentlerde de süreç benzer bir adımla başlar: Önce imara kapalı alanlar bir gecede imara açılır. Bu arazilere mühendislik ve bilimden uzak, en düşük maliyetle lüks ve görkemli binalar dikilir. Ortaya çıkan devasa ranttan başta izin veren makamlar olmak üzere kilit noktadaki birçok çevre “nimetlendirilir”. Allayıp pullayarak yürütülen bu “alan razı, veren razı” çarkı; ta ki bir doğal felaket gelip her şeyin ranta kurban edildiğini yüzümüze vurana kadar tıkır tıkır işlemeye devam eder.

 

Bunun son acı örneğini, İstanbul’da sağanak yağışların ardından kentin içine düştüğü acınası halde bir kez daha gördük. Şehrin dört bir yanını saran rant yapılarının; aslında derelerin, su havzalarının önüne dikilmiş birer beton barikat olduğu gerçeği ortaya çıktı. Belli ki İstanbul, açgözlü müteahhitler ve onların bürokrasideki işbirlikçileri eliyle göz göre göre bir felakete sürüklenmiş.

 

Şimdilerde ise aynı rant oyunu “kentsel dönüşüm” adı altında sahneleniyor. İstanbul’un en köklü ve düzenli mahalleleri, kentsel dönüşüm maskesiyle adeta bir yağmaya kurban ediliyor. Hatta muhtemel bir afette hayat kurtaracak deprem toplanma alanları bile bu rant iştahından nasibini alıyor.

 

“Nasıl olsa depremin ne zaman olacağı, yağmurun ne zaman sele dönüşeceği belli değil” rahatlığıyla hareket ediliyor. Kurulan bu kirli çarklar ancak büyük bir felaket anında ifşa olduğu için; bizim gibi ülkelerde insan hayatını koruyacak bilimsel gerçekler değil, her zaman ve her şartta rant öncelik taşıyor.

 

Sanmayın ki bu tablo sadece İstanbul’a has bir durum… Maalesef ülkemizin bütün kentleri aynı doyumsuzlukla kuşatılmış durumda ve hiçbirinin durumu diğerini aratmıyor.

Kafkasya Haber

Recent Posts

Anne Carson’a Nobel: Edebiyatın sınırlarını aşan bir yazarın hikâyesi

Biyografi:Filozof Sosyolog   Klasik ile modern arasında kurulan edebî köprü, şiir ile düzyazının buluşması ve…

7 saat ago

Çaykur Rizespor’da sakatlık raporu açıklandı: 3 futbolcunun dönüş süresi belli oldu

Çaykur Rizespor’da Attila Mocsi, Ahmed Kutucu ve Can Bozdoğan’ın sakatlıkları nedeniyle sahalardan uzak kalacağı süreler…

7 saat ago

AFET DEĞİL, İHMAL ÖLDÜRÜYOR!

Fethi Karadeniz Yağmur yağınca sel, deprem olunca yıkım… Sonra aynı söz: “Doğal afet!” Peki dere…

7 saat ago

Ödüllü Yazar Halise Aydoğdu: Yaşam mücadelesinden edebiyata uzanan bir yolculuk

Söyleşi:Filozof Sosyolog   Türk Dili ve Edebiyatı’na, Türk şiirine, şairlere ve mesleğine emek vererek iz…

7 saat ago

SGK ŞEFİ NERMİN BAKOĞLU HAYATINI KAYBETTİ

RİZE'DE VEFAT EDEN NERMİN BAKOĞLU (65) RİZE PAZAR'DA TOPRAĞA VERİLDİ

7 saat ago

ÇAYELİ DOSTLUK GRUBU, GELENEKSEL ÇSK BULUŞMASINDA BİR ARAYA GELİYOR

Çay, Simit, Kaşar… Üç lezzet, tek isim: ÇSK! Yılların dostluğu, A. Mesut Yılmaz Sosyal Tesisleri’nde…

8 saat ago