Categories: GÜNDEM

FETÖ VE SÜLEYMANCILAR

ADNAN ONAY

 

Bu ülkede gelmiş, geçmiş en tehlikeli ve en yaygın yapı “hizmet hareketi” adı altında dini görüntüyle devletin her yerine sızan ve sonunda darbeye kalkışan CIA uzantısı FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) yapısıdır.

O nedenle, bilhassa 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana en kapsamlı ve uzun soluklu mücadele, FETÖ yapılanmasına karşı yürütülmektedir. Resmi değerlendirmelere göre FETÖ, ülkemizde bütün kirli örgütlerin de üzerinde, onları kontrol eden uluslararası bir yabancı istihbarat örgütüdür.

 

Özetle; ana yapılanmasını ve maddi kaynaklarını ülkemizdeki insan kaynaklarından oluşturan bu kirli yapı ülkemiz aleyhine başka ülkelerin istihbarat birimlerine hizmet eden din soslu bir üst terör örgütüdür. “Hizmet Hareketi” söylemiyle sivil toplum, eğitim ve finans alanlarında örgütlenerek başlayan bu yapı, zamanla devletin mülki idare, yargı, emniyet ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) gibi kritik organlarında kadrolaşmıştır. Dini cemaat görüntüsü altında takiye, kod adı kullanımı, hücresel örgütlenme ve kripto haberleşme sistemleri gibi doğrudan istihbarat örgütlerine özgü yöntemler kullanan FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi, ulaştığı tehdit boyutunu ve yabancı istihbarat servisleriyle ilişkilerini somut biçimde ortaya koymuştur.

Gücünün zirvesinde olduğu dönemlerde, ideolojik olarak kendisine tamamen zıt görünen Kemalist, seküler, muhafazakar ve diğer cemaat yapılanmalarına da eleman devşirme ya da sızma politikası uyguladığı soruşturmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Nitekim 10 yılı aşkın süredir yürütülen adli ve kolluk operasyonlarına rağmen halen “kripto” unsurların tespit edilmeye devam etmesi, yapının ne denli derin bir sızma stratejisi izlediğini göstermektedir.

 

Son dönemde kamuoyunda ve bazı medya organlarında sıkça yer alan iddialardan biri, Alihan Kuriş liderliğindeki Süleymancılar (Süleymanlılar) yapısının FETÖ ile organik veya işlevsel bağları olduğu, hatta yan kuruluşu pozisyonunda olduğu yönündedir. Yani, bu yapı FETÖ’nün 15 Temmuz sonrası zayıflamasıyla ortaya çıkan “boşluğu” dolduran, yabancı istihbaratlara hizmet edebilecek bir yapı haline gelmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geçmişte hazırladığı “gizli tarikatlar raporu”nda Süleymancılar için “yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu iddialarının ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemelerin yapılması” uyarısı yer almıştır.

Eski cemaat mensuplarının anlatımlarına göre Almanya’da FETÖ mensuplarına Süleymancı camilerinde namaz kılma talimatı verildiği, FETÖ Elebaşının ölümü sonrası hatim okutulduğu, bazı hocaların “Türkiye’yi fethedeceğiz, her yerde adamımız var” tarzı ifadeler kullandığı iddia edilmiştir.

Alihan Kuriş’in FETÖ’den ihraç edilen emniyet mensupları, doktorlar ve iş insanlarıyla görüştüğü; eşinin FETÖ abla evlerinde yetiştiği; akrabalarından Bylock kullananların bulunduğu yönünde iddialar da medyada sık sık gündeme getirilmiştir.

Yapının hiyerarşik, hücre tipi, kapalı örgütlenme modeli ve yurt dışı faaliyetleri (özellikle Almanya Köln’deki büyük merkez yatırımı) FETÖ yöntemleriyle önemli benzerlikler göstermektedir. Yapılan bazı değerlendirmelerde Süleymancılar, FETÖ’nün “renklenme” (yeni kimliklerle yeniden örgütlenme) merkezlerinden biri olarak tanımlanmıştır.

 

Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu ve eski AK Parti İstanbul Milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun’un mevcut yapı ve Alihan Kuriş hakkında çeşitli ağır suçlamalarda bulunması, son dönemlerde dikkatlerin iyice bu yapı üzerinde yoğunlaşmasına yol açmıştır. Denizolgun, yapının 2016’dan sonra “ele geçirildiğini”, geleneksel çizgiden sapıp ekonomik ve siyasi çıkar odaklı hale geldiğini, AK Parti’ye karşı sistematik nefret beslediğini sık sık sosyal medyada paylaşmaktadır. Bu iddialardan en önemlisi ise Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’daki ölümü ile ilgilidir. Denizolgun’un ölümü (resmi olarak beyin kanaması) ve ardından liderliğin Alihan Kuriş’e geçmesi şüpheli bulunmuştur. Aile üyeleri (özellikle Fatih Süleyman Denizolgun), ölümün doğal olmadığını, planlı bir cinayet olabileceğini, otopsi raporunun manipüle edildiğini iddia ederek suç duyurularında bulunmuştur. Bu iddialar arasında, ölümün Kuriş ekibiyle bağlantılı olabileceği de yer almıştır. Ancak ilgili soruşturmalarda (otopsi heyeti ve Adli Tıp görevlileri hakkında) takipsizlik kararları verilmiştir. Mahkemeler ve savcılık, somut delil bulunmadığı gerekçesiyle dosyaları kapatmıştır. Bu dosyanın Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yeniden açılacağı öne sürülmektedir.

 

Şuna da dikkat çekmekte yarar var: Bilhassa FETÖ darbe girişiminin ardından, FETÖ ile irtibatlı olan bazı Süleymancıların, yine Süleymancı ekolden olduklarını ileri süren ve iktidara yakın gözüken guruplara, vakıflara kaydıkları iddiası önemli bir iddiadır. Bu iddialara göre Vakıf, Kuran Kursu, vb. isimler adı altında halktan para, hatta çay ve benzeri tarım ürünleri toplayan bu çevreler elde ettikleri bu paraları çeşitli yerlere, ticari alanlara aktarmaktalar. Devlet, hiçbir geliri olmayıp bu tip yapılarda yer alanların mevcut zenginliklerini nasıl elde ettiklerini sorgulamalıdır. Alihan Kuruş liderliğindeki yapıya ait olup el konulan büyük bilançolu, hemen her alana yayılmış 33 şirket bence bu genel yapının sadece küçük bir bölümünü oluşturmaktadır.

 

FETÖ örneğinde görüldüğü üzere en büyük tehlike, dini söylemin bir örgütlenme perdesine dönüştürülmesi, lidere mutlak itaate dayalı kapalı bir hiyerarşi kurulması, mensupların devlet içerisinde belirli noktalara sistematik biçimde yerleştirilmesi ve nihayet örgütsel çıkarın devlet ve millet çıkarının üzerine çıkarılması, din adına örgütlenen bu tip yapıları yabancı istihbarat örgütlerinin aracı haline getirmektedir.

Devlet, yaşananlardan ders çıkararak bütün kapalı yapılara karşı şeffaflık, mali denetim, hukuki hesap verebilirlik ve liyakat esaslarını yakın takibe alarak kirli faaliyette bulunan bu tip yapılara göz açtırmamalıdır.

 

Sonuç olarak, Türkiye’nin devlet güvenliği açısından en önemli derslerden biri, denetlenmeyen, kapalı, hiyerarşisi belirsiz ve yabancı odakların manipülasyonuna açık yapılanmaların uzun vadede ulusal güvenlik tehdidine dönüştüğü gerçeğidir.

Kafkasya Haber

Recent Posts

Biz Rizeliler Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na kızmakta haklı mıyız?

ADNAN ONAY Biz Rizeliler Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na kızmakta haklı mıyız?   Bence…

3 saat ago

Sahte İş İlanları Siber Güvenlik Riski Haline Geldi: Milyonlarca CV Kimin Elinde? İş ararken kimliğinizi kaybetmeyin!..

Adli Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Hamza Aytaç Doğanay, dijital platformlarda yayımlanan sahte, yanıltıcı veya…

3 saat ago

DERYA UĞUR: GENÇLİĞİMİZ GELECEĞİMİZ.

Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, 12 Ağustos Uluslararası Gençlik Günü dolayısıyla gençlerin ve…

3 saat ago

Çaykur Rizespor-Konyaspor Maçında İlginç Detay: İki Teknik Direktör de Tribünde

Çaykur Rizespor-Konyaspor Maçında İlginç Detay: İki Teknik Direktör de Tribünde

3 saat ago

Rize’de Yoğun Yağış Sonrası 61 noktada Heyelan ve Taşkınlar meydana geldi.

Rize’de 42 köyde 61 noktada meydana gelen heyelan ve taşkınlara ekipler müdahale ediyor

3 saat ago

Recep Uçar: “Geçen Sezonun Üzerine Çıkmak İçin Sınırlarımızı Zorlayacağız”

Çaykur Rizespor Teknik Direktörü Recep Uçar, Süper Lig’in ilk haftasında deplasmanda oynayacakları TÜMOSAN Konyaspor karşılaşması…

3 saat ago