Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

FON VURGUNU VE MEHMET ŞİMŞEK

ADNAN ONAY   Ekonominin iyi yönetilmediğine dair geçmişte birkaç yazı

ADNAN ONAY

 

Ekonominin iyi yönetilmediğine dair geçmişte birkaç yazı kaleme aldım. Ekonomik dengelerin iyice bozulması üzerine direksiyona geçen Mehmet Şimşek’in de beklenen başarıyı gösteremediğine değindim. Zira Şimşek; enflasyonu düşürmek, bütçe açığını kapatmak ve borç sarmalının yükünü hafifletmek için alışılagelmiş yöntemlerin dışına çıkamadı.

 

Uyguladığı ekonomi modeli; sıkı para politikası yürütmek, zamlarla bütçe açığını yamamak, memur, işçi ve emekliyi düşük ücrete mahkûm etmek gibi klasik yollara başvurmaktan ibaret kaldı. Sıkı para politikası Merkez Bankasının rezervlerini güçlendirse de orta ve alt gelir grubunun feryadı zirve yaptı. Üstelik bu kesimden sürekli fedakârlık beklenirken kamudaki israf ve savurganlığa dokunulmadı.

Sonuç olarak enflasyon hedefleri tutturulamadı ve Mehmet Şimşek’ten beklenen başarı tablosu ortaya çıkmadı.

 

Aslında Bakan Şimşek’ten asıl beklenen, ülkeye doğrudan yabancı yatırımcı çekmekti. Enflasyonun düşürülmesi ve piyasaların istikrarlı, yatırıma uygun hâle getirilmesiyle yabancı sermaye ülkeye akacak; böylece ekonomide esecek bahar havasıyla bütçe açığı kapanacak ve bu iyileşme kademeli olarak dar gelirliye de yansıyacaktı.

Ancak kabul etmek gerekir ki devralınan Kur Korumalı Mevduat (KKM) yükü ile para ve sermaye piyasalarındaki istikrarsızlık, Şimşek’in önündeki en büyük engeldi. KKM kademeli olarak tasfiye edildi, döviz kurlarındaki kontrollü artış ise ihracatçıya bir nebze nefes aldırdı. Buna karşın sermaye piyasalarındaki aşırı oynaklık yabancı yatırımcının güvenini kırdı; bu da Bakan Şimşek’in dış yatırımcı çekme hedefini gölgeledi.

 

Bugün borsada patlak veren vurguna bakıldığında tablonun nedeni daha net anlaşılıyor: İktidara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlık algısı üzerinden birilerinin sermaye piyasalarını manipüle etmesi, Türkiye’yi yabancı yatırımcı gözünde güvensiz kılıyor. Uluslararası piyasaların bu durumu yetkili mercilere defalarca rapor ettiği, ancak olayın merkezindeki isimlerin nüfuzu nedeniyle gerekli adımların atılamadığı dile getiriliyor.

Nihayetinde bıçak kemiğe dayanmış olmalı ki soruna cesaretle neşter vuruldu ve borsa vurgunu açığa çıkarıldı. Şimdilerde ucu kime dokunursa dokunsun, kararlılıkla üzerine gidiliyor.

 

Yaşananlar iç piyasada olduğu kadar dış piyasalarca da yakından takip ediliyor. Atılan adımlar cesur olsa da tam bir temizlik için zamana ihtiyaç duyulduğu açık. Ancak Türkiye sırtındaki bu kamburu söküp atamazsa para ve sermaye piyasalarında güveni yeniden tesis etmek imkânsızlaşır. Bu mesele, geleceğimiz açısından hayati bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla ucu nereye varırsa varsın bu temizlik sonuna kadar yapılmalı ve piyasalar güvenli bir limana dönüştürülmelidir.

Bunun sağlanabilmesi halinde ekonomimizin beklenen sıçramayı yapacağına inanıyorum.

 

Özetle; geçmiş yazılarımda Mehmet Şimşek’in politikalarını sertçe eleştirsem de görevine devam etmesi gerektiğini savunuyordum. Bugün gelinen noktada, bu devamlılığın Türkiye ekonomisi için çok daha kritik bir zorunluluk olduğuna inanıyorum.