Categories: AKTÜEL

HUZUR

1999 Gölcük depreminde İstanbul’da değildim.

Tam da güneş tutulmasının ardından
bir çok spekülasyonlar yapılmıştı.
“10 Temmuzda büyük deprem olacak!”
Çok korkmuş, oğlumu da alıp Bartın’a rahmetli Hasan babam ve Fatma annemin yanına gitmiştim.
Olmadı
Ay ortası döndük tabi ama korkum her gün daha da artıyordu.
30 Temmuzda kuzenimin oğlunun sünnet düğünü vardı ve ben bir an önce kendimi İstanbul dışına atma hayalleri kurarken düğün 15 Ağustos’a ertelendi.
Canım çok sıkılmıştı ama ‘Her şeyde bir hayır vardır’ diye düşünüp, 15 gün erteledim gitmeyi.
Sonunda kendimi İzmir’e attım ve çok mutluydum.
Gözüm kulağım haberlerdeydi ama olmuyordu.
Sonunda kendimi inandırdım depremin olmayacağına.
Gezdim, tozdum, eğlendim.
Düğün sonrası 17 Ağustos’a almıştım biletimi.
Kiracının kızı yalvardı adeta “Seboş n’olur gitme, yarın seni Çeşmeye yazlığa götüreyim”
Israrlarına dayanamayıp bileti erteledim.
O gece nedense bir türlü uykum gelmiyordu.
Saat 03.30’da rahmetli kardeşim aradı.
Canhıraş soruyordu
“Abla neredesin?”
“İzmir’de”
“Abla İstanbul yıkıldı!”
Elim ayağım boşaldı.
Evet, o büyük depremde benim evim de 1.derece hasar almıştı.
Yollar kapalı, insanlar perişan…Dönüş için araç yoktu.
10 gün sonra ancak eve dönebildim.
O ara deponun araçları deprem bölgesine günübirlik götürüp, getiriyordu eczacıları.
İlk anda cesaret edemedim ama sonra onlara takılıp gittim.
Körfezi dönünce; gördüklerim karşısında ağlama krizine girdim.
Sağlam bina yoktu!
Değirmendere’de kaldık. Ben durmadan ağlıyordum.
Dönüş vakti gelince arkadaşlarıma ” Ben burada kalacağım, gelmeyeceğim” dedim.
Tam 21 gün orada kaldım. Bırakın o sıcak havada duş almayı, tuvalete bile gidemiyorduk.
8-10 kişi bir çadırda (kadın, erkek karışık) ceset torbalarının üzerinde yatıyorduk.
Aç, susuz; sabah 6, gece 12 durmaksızın çalışıyorduk. Benim görevim ilaçların geldiği merkezde dağıtım ve koordinasyonu sağlamaktı.
Akşam da çadırları dolaşıp insanları dinliyor, isteklerini not ediyordum.
Belki yorgundum belki uykusuzdum belki açtım ama çok huzurluydum.
Çok zor günler yaşıyordum, insanlardan yardım bile isteyemiyordum o günlerde.
Bazı dostlarım beni görünce yolunu değiştiriyordu.
Gölcük’te geçirdiğim o 21 günde öğrendim huzurun ne olduğunu.
Huzur; paylaşmakmış! Huzur; birine el uzatmakmış.
Huzur; karşılık beklemeden vermekmiş.
O gün, bu gündür huzurluyum be dostlar!
İçim gidiyor!
Muhtaç birini görünce dayanamıyorum.
Hep o yaşadığım yokluk günlerim geliyor aklıma ve şükrediyorum.
“Allah’ım bir ekmek parası bulamazken, bana birine yardım etme fırsatı verdiğin için sana binlerce kere şükürler olsun”
Güzel bir duygu bu
Şimdi tam zamanı;
Hadi, bir yoksula el uzatın!
Maaşınızın bir kısmını verin mesela
Ya da en sevdiğiniz kazağınızı, paltonuzu, çizmenizi verin.
Korkmayın!
Uzattığınız eli biri tuttuğunda dünyanın en mutlu insanı olacaksınız, göreceksiniz.
Deneyin..

Saygılarımla
Sebahat Karagöz

Kafkasya Haber

Recent Posts

Başkan Durmuş“Çocuklarımız Kırmızı Çizgimiz”

Büyük Birlik Partisi (BBP) Çayeli İlçe Başkanı Mustafa Durmuş, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylara ilişkin…

21 saat ago

BBP Rize Teşkilatına Sendika Ziyareti

Büyük Birlik Partisi Rize İl Başkanlığı, önemli bir sendika heyetini ağırladı. İl Başkanı Ensar Özçelik,…

22 saat ago

RİZE AYDER HATTINDA ULAŞIM ÜCRETLERİNE ZAM YAPILDI

Rize’nin önemli turizm merkezlerinden Ayder Yaylası güzergâhında toplu taşıma ücret tarifesi güncellendi.

23 saat ago

Saadet Partisi’nden Okullardaki Şiddete Sert Tepki: “Toplumsal Çürümenin Son Noktası”

Saadet Partisi Rize İl Kadın Kolları Başkanı Canan Yıldız, son günlerde okullarda yaşanan silahlı saldırılara…

1 gün ago

ÇAYKUR’da Atama Rüzgârı: Yeni Sezon Öncesi Görev Değişiklikleri

ÇAYKUR’da 2026 yılı yaş çay kampanyası öncesi atama ve görev değişiklikleri hız kazandı. Kurum bünyesinde…

1 gün ago

Rize’de Bir İlk: Uluslararası Boks Gecesi Çayeli’nde Nefes Kesti

Rize’nin Çayeli ilçesinde düzenlenen uluslararası boks organizasyonu “Çayeli Şampiyonlar Gecesi”, farklı ülkelerden sporcuların ringe çıktığı…

1 gün ago