Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İKTİDARLAR ÜZERİNDEN ZENGİNLEŞENLER

ADNAN ONAY   İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, birçok devletten büyük

ADNAN ONAY

 

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, birçok devletten büyük olan İstanbul üzerinden cumhurbaşkanı olma sevdasıyla kurduğu illegal yapıyı gördük. İçinde her şeyin olduğu iddia edilen bu yapılanma; iktidar gücüyle, İBB başkanı olmanın sunduğu imkânlarla oluşturuldu.

 

Fon usulsüzlüğüyle ortaya çıkan vurgun da siyasi iktidara yakınlığın istismarıyla, iktidar üzerinden elde edilen güçle gerçekleştirildi.

 

Aradaki fark şudur: İBB üzerinden yürüyen suç örgütünün liderinin Ekrem İmamoğlu olduğu öne sürülürken fon usulsüzlüğünü yapanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan yakınlığı istismar eden kimselerdir. Bu durumda İmamoğlu yapının başı olduğu iddiasıyla bin yıl gibi ağır bir ceza talebiyle yargılanırken Erdoğan ise iktidara yakın bir üst zümre tarafından istismara uğratılmıştır. Bu yönüyle, fon vurgununda yer alan iktidara yakın kişiler, şahsi çıkarları uğruna AK Parti’nin geleceğini tehlikeye atmaktan çekinmemişlerdir.

 

Buradan baktığımızda kendi çıkarı uğruna Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan yakınlığını istismar eden ve AK Parti’yi heba etmekten geri durmayanların sayısı hiç de az değildir. Belirtmek isterim ki bu gibilerin sayısı yalnızca fon dolandırıcılığı yapanlarla da sınırlı değildir.

 

Geldiğimiz noktada; fon soruşturmalarında ortaya çıkan tablo üzerinden iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı suçlamaya kalkışanlar, iktidarın bu olaylara göz yumması nedeniyle sürecin bu noktaya geldiğini öne sürmektedirler. Bilhassa FETÖ ve onunla ağız birliği yapan bazı muhalifler, suçlulardan ziyade Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Gürlek’i hedefe koymaktadırlar. Olaya karışan bazılarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın bürokrat ve yönetici çevresinden oluşunu da malzeme olarak kullanmaktadırlar.

 

Oysa bilinen bir gerçek var ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, en ufak bir yolsuzluğa ya da usulsüzlüğe göz yumacak bir lider değildir. Bu durum o kadar açıktır ki kendisi 2014 yılında Twitter hesabından bunu şu sözlerle dile getirmiştir: “Çok açık ve net söylüyorum. Benim evlatlarımdan bir tanesi yolsuzluğa karışsın, bir saniye yanımda tutmam; evlatlıktan reddederim.”

 

Gündeme gelen tüm bu olaylara karşı böylesine net bir duruşa rağmen, maalesef etrafındakilere duyduğu aşırı güven, bu tür işlere karışanlar için bir fırsat kapısı olmuştur. Bazıları bu güveni menfaatleri doğrultusunda sonuna kadar art niyetle kullanmışlardır ve kullanmaya da devam etmektedirler.

 

PEKİ BU DURUM NASIL OLUYOR?

 

Buna verilecek cevap şudur: Bugüne kadar birçok badire atlatan; partisinin kapatılması, muhtıra ve darbe girişimi gibi iktidarı hedef alan doğrudan tehditlerle karşılaşan Erdoğan, güven duyduğu kişiler üzerinden oluşturduğu kadroyla partisinin geleceğini koruma altına almak istedi. Ancak bu doğrultuda şekillenen bazı kadrolar bir yandan Erdoğan’a yakın dururken bir yandan da karşılarına çıkan her fırsatı kendilerine çeşitli menfaatler devşirme yolunda kullandılar. Zamanla bu fırsatçılar, devletin üst kademelerinde büyük bir halkaya dönüştü. İş öyle bir boyuta vardı ki menfaatlerini idealler üzerinden maskeleyen gruplar, durumu kolektif bir çıkar dayanışmasına çevirdiler. Haliyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kişilerin arasına hafiyeler sokup ne yaptıklarını anbean takip ettirmesi gibi bir durum söz konusu olamazdı. Bu sayede söz konusu çevreler, karanlık ve akçeli işlerini kolayca yürütebildiler. Yaşananlar öyle profesyonelce maskelendi ki olup bitenler hiçbir zaman tam yalınlığıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne gelemedi.

 

İşte bu durumun farkına varıldığı içindir ki neredeyse her türlü kirliliğin üzerine kararlılıkla giden Akın Gürlek Adalet Bakanı yapıldı.

 

Maalesef benzer istismar durumları illerde de mevcuttur. İktidar gücünü arkasına alan bazı kişiler, devletten elde edilebilecek ne varsa bunları kendileri ve yakınları için seferber etmektedirler. Şurası bir gerçek ki iktidarın yereldeki temsilcileri, parti işlerini yürütmek adına yaptıkları bazı harcamaları finanse edebilmek için ticari işlerinde birtakım kolaylıklar görebilmektedirler. Bu, iktidar olmanın doğasında var olan bir durumdur. Ancak bu ilişkilerin bir süre sonra şaibeli ve alengirli bir hâl alması kaçınılmaz olmaktadır. Bu aşamada işin gerçek boyutu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hiçbir şekilde ulaşmamaktadır. Durumu ortaya çıkarmak isteyenler ise “iktidar karşıtı” ilan edilerek veya başka ithamlarla tasfiye edilmekte ve gözden düşürülmektedir. Böylece arı kovanına çomak sokmayanlarla ya da çıkar birliği içinde olunanlarla yola devam edilmektedir.

 

Ömrünün büyük bir bölümünü basında geçirmiş bir medya mensubu olarak, iktidarların yakın çevreleri tarafından nasıl istismar edildiğine dair sayısız bilgiye sahibim.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da gençlik yıllarından itibaren tanıyan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki kendisi vefa gösterdiği, değer verdiği kişilere karşı ileri sürülen iddialara karşı ne kadar temkinliyse bir o kadar da gözü karadır. Eğer bir konuda kesin bir kanaate varırsa gereğini tereddüt etmeden, gözünü kırpmadan yapar. Tıpkı “Benim evlatlarımdan bir tanesi yolsuzluğa karışsın bir saniye yanımda tutmam, evlatlıktan reddederim.” derken ortaya koyduğu irade gibi adımlarını atar.

 

Ben bu nedenle yaşanan fon dolandırıcılığını, genel bir temizlik için doğan bir umut ışığı olarak görüyorum. Eminim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreçten yola çıkarak benzer iddialara muhatap olan herkesi çok daha yakından takip ettirecektir.

 

Özetle söylemek gerekirse: Fon vesilesiyle keskin kılıç kınından çıkacaktır.