Medya sektörü, gazetecilik bildim bileli İlkesiz, çıkarcı insanlardan çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. İlkesiz gazeteciler tüm sektöre aynı gözle bakılmasının nedenlerinden biri.
İlkesiz gazetecilik, kişilikle ilgili bir zaaf olduğu gibi , toplumsal hafızaya karşı işlenen ve süreklilik arz eden bir suçtur. Dün alkışladığını bugün yerden yere vuran, dün göklere çıkardığını bugün yerden yere vuran, dün manşet attığı gerçeği bugün yok sayan bir kalemin derdi artık kamuoyunu bilgilendirmek değil, rüzgârın yönüne yelken açmak demektir. Bu tür gazetecilikte hakikat sabit değildir; menfaatin şekline göre eğilip bükülür.
Bu tür davranışlar sergileyen gazeteciler çıkar hesapları yapmış olmalarına rağmen yazdıklarını, söylediklerini ideolojilerle veya gerçekçilik maskesi altında saklarlar. İlkesiz gazetecinin kalemi gerçeği ortaya çıkarmak için yazmaz, çıkarı gerektirdiği için öyle yazar. Ondaki eleştirel dil bir erdem değil, bir silah; övgü ise bir kanaat değil, bir yatırımdır. Kalem, kamu yararına değil, kişisel ya da kurumsal kazanca çalışır. Bu tür gazeteciler, olanı olduğu gibi yazan değil; yazacağı şeye göre pozisyon alan bir aktöre dönüşür. Bu noktada meslek, kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkar, bir pazarlık aracına indirgenir.
Bu durumun biz, medya mensupları açısından en tehlikeli tarafı ise bu tutumun normalleştirilmesidir. Okuyucu, aynı kalemin aylar içinde birbirini tekzip eden yazılarına maruz kaldıkça, hakikatin de göreceli olduğuna inandırılır. “Demek ki herkes çıkarına göre konuşuyor” duygusu yayılır. Bu da sadece gazeteciliğe değil, bilgiye, gerçeğe ve sonunda toplumsal güvene zarar verir. İlkesiz gazetecilik, sadece kendini itibarsızlaştırmaz; doğruyu söyleyenleri de aynı çamurun içine çeker.
Oysa gazeteciliği gazetecilik yapan şey, kimin işine yaradığı değil, ne kadar doğru olduğudur. Gazeteci her şeyden önce menfaatini bir yana itip, kendisiyle çelişmemeyi göze alabilmelidir. Aksi hâlde yazılan her kelime, kamuoyuna değil; yalnızca sahibinin çıkar hanesine hizmet eder. Ve bu artık gazetecilik değil, sadece kâğıda dökülmüş fırsatçılıktır.
Türkiye’de genel medyayı etkisi altına alan ve gazetecileri çıkarının borazanı haline getiren ilkesizlik maalesef yerelde daha belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Yerel medya, yerel demokrasinin işleyişi açısından önemli bir potansiyele sahip olmakla birlikte, bu çeşit kirliliklerin gölgesi altında çeşitli toplumsal zararlara yol açmaktadır. Buna yol açan nedenlerden biri de editoryal bağımsızlık konusudur.
Yerel medya kuruluşlarının gelir kaynakları büyük ölçüde belediyeler, kamu kurumları ve yerel sermaye çevreleriyle kurulan ilişkilere dayanmaktadır. Bu yapısal bağımlılık, gazetecilikte ilkesizliğin bireysel bir etik sorun olmaktan çıkıp sistematik bir olgu hâline gelmesine neden olmaktadır. Aynı siyasal aktörün ya da politikanın farklı dönemlerde radikal biçimde olumlanması veya olumsuzlanması, editoryal değerlendirmedeki rasyonel bir değişimden ziyade güç dengelerindeki kaymalara işaret etmektedir.
Yerel medyanın gelirlerinin son derece sınırlı olması yerel gazetecilerin menfaate yönelmesini kolaylaştırmakta, bu ise ilkesi olmayan gazetecilerin kalemini bir silah aracı olarak kullanmasına fırsat tanımaktadır. Yerel medya kuruluşlarının ekonomik sürdürülebilirlik sorunları, editoryal bağımsızlığı doğrudan etkileyen bir faktör olarak öne çıksa da, yine de asıl sorun çıkar adına etik değerleri bir yana itmekle ilgilidir.
Bu bulgular doğrultusunda, yerel medyada ilkesizlik sorununun çözümü için yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulsa da, hiçbir yasanın bu gibi etik sorunları çözebilmesi mümkün gözükmemektedir.
Sonuç olarak, Türkiye’de yerel medyada gözlemlenen ilkesizlik, omurgasızlık bireysel gazetecilik pratikleriyle açıklanamayacak ölçüde yapısal bir karakter taşımaktadır. Ekonomik bağımlılık, siyasal ve sosyal çıkar hesapları, etkin çevrelere yaranma ve sermaye ilişkileri, gazeteciliğin normatif işlevini aşındırmaktadır. Bu durumun aşılması, yalnızca etik kodların vurgulanmasıyla değil; ancak yerel medyanın kurumsal ve ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek yapısal düzenlemelerle ve ahlaki normların yerleştirilmesiyle mümkün olabilir. Bu tür ahlaki otokontrol mekanizmalarını oluşturmak ise yerel etkiler nedeniyle pek mümkün gözükmemektedir.
İlkesiz ve omurgasız gazetecilerin meslekte açtığı derin çukurda toptancı suçlamalarla karşı karşıya kalmak ne yazık ki, mesleğin kötü kaderi..
ADNAN ONAY
DEVA Partisi Kadın Çalışmaları Başkanlığı’ndan Suriye’de Yaşanan Sürece İlişkin Açıklama
Rize Belediyesi, yaz mevsimine hazırlık olarak yeşil alanları artırmak için bitkilendirme çalışmalarına başladı. Yürüyüş yolları,…
Rize'nin Handüzü Yaylası'nda 31 Ocak - 1 Şubat tarihlerinde düzenlenecek Dünya Kar Motosikleti Şampiyonası, kış…
Evvel Zaman İçinde Rize / Bir Zamanlar Rize İki Prestij Kitap Bir Ömür Harcanan Arşiv
Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması C Grubu 3. hafta mücadelesinde Çaykur Rizespor, Beyoğlu Yeni Çarşı…
Saadet Partisi Rize İl Başkanı Av. Muhammet Kaçar, yaptığı açıklamada 2025 bütçesine ve ülkede yaşanan…