Categories: KÜLTÜR-SANAT

Serpil Koçar ile şiirden hayata: Sözün, sesin ve vefanın izinde

Söyleşi:Filozof Sosyolog

 

Bu yazı dizisinin temel amacı yalnızca bugün şiir ve edebiyat üreten isimleri görünür kılmak değil; Türk dili ve edebiyatına ömrünü adamış, eserleriyle kültür ve sanat dünyamızda iz bırakmış, bugün aramızda olmayan kıymetli şair ve edebiyatçılarımızı da saygı, minnet ve rahmetle anmaktır.

Çünkü edebiyat, yalnızca yazılan eserlerden değil; o eserleri meydana getiren insanların bıraktığı kültürel mirastan oluşur. Hayata veda etmiş büyük edebiyatçılarımızın kaleminden bizlere kalan her mısra, her cümle ve her eser, gelecek kuşaklara aktarmamız gereken kıymetli bir emanettir. Onları hatırlamak, eserlerini yaşatmak ve isimlerini yeni nesillerle buluşturmak da edebiyata gösterilen bir vefadır. Türk edebiyatına emek vermiş tüm usta kalemlerimizi minnet, saygı ve rahmetle anıyorum.

 

Bu vesileyle, edebiyat ve şiir dünyasına emek veren, kalemiyle duygularını ve düşüncelerini dizelere taşıyan, aynı zamanda şiirleri seslendirerek bu değerli mirası dinleyicilerle buluşturan kıymetli şairimiz Sayın Serpil KOÇAR’ı yazı dizimizde ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum. Kendisine, şiire ve edebiyata gönül veren bir isim olarak bu vefa yolculuğumuza eşlik ettiği için teşekkür ediyorum.

 

 

Merhaba Sayın Serpil KOÇAR, söyleşimize hoş geldiniz. “Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizimiz kapsamında sizi ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum. Şiiri yalnızca kaleme almakla kalmayıp sesinizle de dinleyiciyle buluşturmanız, edebiyata farklı bir ifade alanı kazandırıyor. Şair ve yazar kimliğinizin yanı sıra şiir seslendirmeleriniz, sosyal medya aracılığıyla şiirin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkınız ve hayata dair bakışınız üzerine konuşacağımız bu söyleşide; şiir yolculuğunuzu, edebiyat anlayışınızı, insan ve toplum gözlemlerinizi, hayat felsefenizi ve “vefa” kavramına yüklediğiniz anlamı ele alacağız. Hazırsanız, şiirden hayata uzanan söyleşimize başlayalım.

 

Sayın Serpil KOÇAR, öncelikle sizi tanımayan okurlarımız için kısaca kendinizi anlatır mısınız? Serpil KOÇAR’ı nasıl tanımlarsınız; şair, yazar ve şiir seslendiren bir edebiyat gönüllüsü olarak kendinizi hangi noktada görüyorsunuz?

Öncelikle bu güzel söyleşi daveti için teşekkür ediyorum. Ben Serpil Koçar. 1976 yılında Muğla’nın Kavaklıdere ilçesinde doğdum. Kendimi hiçbir zaman tam anlamıyla şair ya da yazar olarak tanımlamadım. Ben daha çok duygularını kelimelere döken, hissettiklerini kalemiyle anlatmaya çalışan biriyim. Bana göre yazmak, insanın içinde birikenleri kâğıda aktarmasından çok daha fazlası. Bazen anlatamadığımız bir duygunun, bazen içimizde sakladığımız bir hatıranın, bazen de kimseye söyleyemediğimiz bir sözün dizelere dönüşmesidir.

 

Bugüne kadar yaklaşık 700 şiir kaleme aldım. Her biri benim için ayrı bir duyguya, ayrı bir yaşanmışlığa ya da kalbimin bir köşesine dokunan bir hikâyeye karşılık geliyor. Şiirlerimi yazarken çoğu zaman duygularımdan, insan ilişkilerinden, aşktan, özlemden ve hayatın insana öğrettiklerinden besleniyorum. Henüz yayımlanmış bir kitabım yok. Kendimi şair ya da yazar olarak tanımlayabilmem için bu yolda kat etmem gereken daha çok mesafe olduğuna inanıyorum. Ancak bir gün şiirlerimi bir kitapta toplamak, onları kalıcı bir esere dönüştürmek en büyük arzularımdan biri. Vakti ve zamanı geldiğinde bu hayalimi gerçekleştirmeyi çok istiyorum.

 

Şiir seslendirmek de benim için yazmak kadar kıymetli. Çünkü bir şiirin yalnızca okunması değil, hissedilmesi ve dinleyenin yüreğine dokunması gerektiğine inanıyorum. Kendimi bugün edebiyat yolculuğunun hâlâ öğrenen, keşfeden ve gelişmeye çalışan bir noktasında görüyorum. Belki kendime henüz şair demiyorum ama kelimelerle kurduğum bir dünyam var. Ben de o dünyada duygularımı anlatmaya, kendimi tanımaya ve başkalarının yüreğine dokunmaya devam ediyorum.

 

 

Şiirle yolculuğunuz nasıl başladı? Yazmaya başladığınız ilk dönem ile bugün kaleme aldığınız şiirler arasında nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadınız?

Şiir yolculuğum aslında hayatımın oldukça zor bir döneminde başladı. Yıllar önce ağır bir depresyon süreci yaşadığım sırada doktorumun tavsiyesi üzerine yazmaya başladım. İlk zamanlarda yazdıklarımın şiir olduğunun bile farkında değildim. İçimde biriken duyguları ve anlatamadıklarımı kelimelere döküyordum.

 

Zaman içerisinde yazmak benim için çok daha derin bir anlam kazandı. Kendime örnek aldığım şairleri okumaya, onların şiire yaklaşımını ve kelimeleri kullanma biçimlerini gözlemlemeye başladım. Amacım kimseyi taklit etmek değil, edebiyatı daha iyi anlamak ve kendi sesimi bulmaktı.

 

Şiirlerimi besleyen yalnızca kendi yaşadıklarım ve duygularım değil. Ben insanların hikâyelerinden de çok etkileniyorum. Bazen bir insanın yaşadığı acı, bazen anlattığı bir hatıra, bazen de içinde taşıdığı bir özlem beni derinden etkileyebiliyor. Kendimi o insanın yerine koymaya, onun duygularını anlamaya çalışıyorum. Sonra o duyguyu kendi iç dünyamdan geçirerek kelimelere döküyorum.

 

Bunun çok özel bir örneği, Anne adlı şiirimdir. Annem hayattayken, annesini kaybetmiş bir arkadaşımın hikâyesini dinledim. Onun yaşadığı özlem ve annesizliğin yüreğinde bıraktığı iz beni çok etkiledi. Kendi annemi kaybetmemiş olmama rağmen, onun duygularını anlamaya ve o özlemi empati kurarak hissetmeye çalıştım. Böylece arkadaşımın hikâyesinden yola çıkarak Anne şiirimi yazdım.

 

Sanırım şiirin benim için en anlamlı yanlarından biri de bu: Her duyguyu bizzat yaşamış olmak zorunda kalmadan, bir başkasının yüreğine dokunabilmek… Çünkü insanın kalbi bazen kendi yaşadıklarından, bazen de başkasının hikâyesinde kendine rastladığı duygulardan besleniyor.

 

İlk yazdıklarımla bugünkü şiirlerim arasında elbette önemli bir değişim var. Başlangıçta daha çok içimde birikenleri anlatırken zamanla şiirin dilini, kelimelerin gücünü ve duyguyu okura aktarabilmenin inceliklerini öğrenmeye başladım.

 

Ben her zaman öğrenmeye açık bir insan oldum. Eleştirileri kulak ardı etmedim; üzerlerinde düşündüm, kendime ne katabileceğimi sorguladım. Hâlâ da aynı noktadayım. Her şiirimde biraz daha gelişmek, kendimi daha iyi ifade edebilmek istiyorum.

 

Bugün geriye dönüp baktığımda, şiirin benim için yalnızca bir yazma biçimi olmadığını görüyorum. Şiir, hem kendimi keşfetme hem de başka insanların dünyasına dokunabilme yolculuğum. Bazen kendi içimdeki bir duyguyu, bazen de bir başkasının hikâyesini dizelere dönüştürüyorum.

 

Ve sanırım bütün bu yolculuk boyunca değişmeyen tek şey, insanı ve insanın duygularını anlamaya duyduğum ihtiyaç…

 

Sizce insan neden şiir yazar? Şiir sizin için yalnızca bir edebî ifade biçimi mi, yoksa insanın kendisini, yaşadıklarını ve hayata dair düşüncelerini anlamlandırma yolu mu?

Bana göre insan şiir yazar çünkü içinde kelimelere dökmek istediği bir dünya taşır. Bazen bu dünya derin acılarla, bazen büyük bir aşkla, bazen özlemle, bazen de hiç yaşanmamış ama yaşanması arzulanan duygularla doludur.

 

Ben şiiri, insanın yaşadıklarının ruhunda bıraktığı izler kadar, yaşamak istediklerinin hayal dünyası olarak da görüyorum. Çünkü insan yalnızca yaşadıklarını anlatmaz; bazen yaşayamadıklarını, söyleyemediklerini, içinde büyüttüğü umutları ve kurduğu düşleri de şiire dönüştürür.

 

Bence şiir, insanın kendini anlamlandırma yollarından biridir. Bazen insan ne hissettiğini konuşarak anlatamaz ama bir dizeye sığdırabilir. İçinde taşıdığı bir acıyı, bir özlemi ya da kimseye anlatamadığı bir duyguyu kelimelere döktüğünde, belki kendini daha iyi anlamaya başlar.

 

Benim için şiir yalnızca edebî bir ifade biçimi değil. Aynı zamanda insanın kendisiyle, hayatla ve diğer insanlarla kurduğu bir bağ. Daha önce de söylediğim gibi, yalnızca kendi yaşadıklarımdan beslenmiyorum. Başka insanların hikâyelerinden, onların acılarından, sevinçlerinden ve özlemlerinden de etkileniyorum. Bazen hiç yaşamadığım bir duyguyu, bir başkasının hikâyesinde hissedebiliyor ve onu empati yoluyla dizelere taşıyabiliyorum.

 

Bir de şiirin hayal tarafı var. Bana göre insanın hayal kurmaya da ihtiyacı var. Hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor. Bazen gerçeklerin içinde bulamadığımız güzelliği hayallerimizde kuruyor, sonra o hayali kelimelerle yaşatıyoruz. Şiir de işte bu noktada gerçeklerle hayaller arasında bir köprü kuruyor.

 

Belki de insan şiir yazarak biraz kendine yaklaşır, biraz başkasını anlar, biraz da hayatın içinde eksik kalan yanlarını tamamlamaya çalışır.

 

Ben şiiri, kalbin dile getiremediği duyguların kendine bir ses bulması olarak görüyorum. Çünkü bazı duygular vardır ki anlatılmazsa insanın içinde kalır; yazıldığında ise yalnızca yazanın değil, onu okuyan ve kendinden bir parça bulan herkesin duygusuna dönüşür.

 

Sanırım şiirin en güzel yanı da budur: Bir insanın yüreğinden doğan birkaç dize, hiç tanımadığı başka bir insanın yüreğinde kendine yer bulabilir.

 

Şiirlerinizde aşk, özlem, ayrılık, yalnızlık ve insanın iç dünyası gibi temaların önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Hayatınızda yaşadığınız veya gözlemlediğiniz insanlar ve olaylar şiirlerinize nasıl yansıyor?

Şiirlerimde aşk, özlem, ayrılık, yalnızlık ve insanın iç dünyası önemli bir yer tutuyor. Çünkü ben şiirlerimi yalnızca yaşadıklarımdan değil, hayal ettiklerimden ve gözlemlediklerimden de besliyorum.

 

Bazen hayatımda olmasını istediğim bir sevgiyi, yıllarca hissettiğim sevilme ihtiyacını ve özlemini duyduğum duyguları hayal ederek şiirler yazdım. Bir anlamda, yaşayamadığım bazı güzellikleri önce şiirlerimde yaşadım.

 

Bugün geçmişe dönüp şiirlerime baktığımda ise çok ilginç bir şey görüyorum. Yıllarca şiirlerimde aradığım, hayalini kurduğum sevgiyi ve aşkı, bugün hayatımı birleştirdiğim insanla yaşıyorum. Bunun bir tesadüf mü, yoksa hayatın bana yazdığı güzel bir hikâye mi olduğunu bilmiyorum.

 

Ama bildiğim bir şey var: Şiirlerimde yıllarca aradığım sevgi, bugün sevgili eşimle hayatımın gerçeği oldu. Belki de bazı hayaller önce dizelerde doğuyor, sonra hayatın içinde karşılığını buluyor.

 

Siz yalnızca şiir yazmıyor, aynı zamanda şiirleri seslendirerek dinleyiciyle buluşturuyorsunuz. Bir şiiri yazmak ile onu seslendirmek arasında sizin için nasıl bir bağ var? Şiirin seslendirilmesi, ona sizce yeni bir boyut kazandırıyor mu?

Benim için şiiri yazmakla seslendirmek birbirinden ayrı şeyler değil; tam tersine birbirini tamamlayan iki süreç. Şiiri yazarken bir duyguya kelimelerle hayat veriyorum, seslendirirken ise o duyguyu yeniden yaşıyorum. Bence şiir seslendirmenin en önemli tarafı, şiirin içindeki duyguyu dinleyiciye gerçekten geçirebilmek.

 

O şiirde özlem varsa özlemi, aşkı, acıyı, hatta ölümü anlatıyorsa o duygunun ağırlığını sesimle ve yorumumla hissettirebilmek gerekiyor.

 

Ben özellikle kendi şiirlerimi seslendirmekten büyük keyif alıyorum. Çünkü kendi yazdığım duygunun nerede yükselmesi, hangi kelimenin nasıl söylenmesi gerektiğini içgüdüsel olarak daha iyi hissediyorum. Şiirin içine daha rahat girebildiğimi ve o duyguyu dinleyene aktarabildiğimi düşünüyorum.

 

Bunu yalnızca benim düşünmem değil, şiirlerimi dinleyen insanlardan da defalarca duymam benim için çok kıymetli. Dinleyicinin, şiiri dinlerken benim hissettiğim duyguyu hissedebildiğini söylemesi, bir şiir seslendirmeni için alınabilecek en güzel karşılıklardan biri. Çünkü benim için şiir, yalnızca okunacak bir metin değil hissedilecek ve hissettirilecek bir duygudur.

 

Sosyal medya bugün şiirin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan önemli mecralardan biri. Sizce sosyal medya şiiri toplumla yeniden buluşturuyor mu, yoksa şiirin derinliğini hızlı tüketilen içeriklere dönüştürme riski de taşıyor mu?

Bence sosyal medya, şiirin daha geniş kitlelere ulaşması açısından gerçekten çok önemli bir alan. Ben de şiirlerimi ve seslendirmelerimi sosyal medya aracılığıyla insanlarla buluşturuyorum. Hiç tanımadığım insanların şiirlerimi dinlemesi, bir dizede kendilerinden bir şey bulması benim için çok kıymetli.

 

Ama her şeyde olduğu gibi burada da önemli olan nasıl kullandığımız. Sosyal medya şiirin daha fazla insana ulaşmasını sağlayabilir ama şiiri sadece hızlıca tüketilen bir içeriğe dönüştürmemek gerektiğini düşünüyorum. Şiirin duygusuna, emeğine ve kime ait olduğuna saygı göstermek gerekiyor.

 

Ben sosyal medyayı şiirle insanlar arasında kurulmuş güzel bir köprü olarak görüyorum. Çünkü bugün belki bir kitabımı eline alamayacak bir insan, sosyal medyada seslendirdiğim bir şiirimi dinleyip o duyguyla buluşabiliyor.

 

Benim için en güzel tarafı da bu. Şiirimi paylaşıyorum ve hiç tanımadığım bir insan bana dönüp Bu şiir tam olarak benim hissettiğim şeyi anlatıyor diyebiliyor. İşte o zaman şiirin amacına ulaştığını hissediyorum. Çünkü şiir, yazanın kaleminden çıkıp başka bir insanın yüreğine dokunduğu zaman gerçek anlamını buluyor.

 

Bir sosyolog gözüyle baktığımda şiirin aynı zamanda toplumun duygusal hafızasını taşıyan önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Sizce günümüz insanının yalnızlığı, sevgisizliği, ilişkileri, kaygıları ve değişen değerleri günümüz şiirine ne ölçüde yansıyor?

Bence şiir, yaşadığı çağdan bağımsız düşünülemez. İnsan hangi dönemde ne yaşıyorsa, neyi özlüyorsa ve neyin eksikliğini hissediyorsa, bunlar bir şekilde şiire yansıyor.

 

Günümüzde insanların birbirine ulaşması çok kolaylaştı ama buna rağmen duygusal yalnızlığın arttığını düşünüyorum. Sevilmek, anlaşılmak, değer görmek ve bir yere ait hissetmek hâlâ insanın en temel ihtiyaçları. Bu ihtiyaçların karşılanamadığı yerde de özlem, kırgınlık, kaygı ve yalnızlık ortaya çıkıyor. Günümüz şiirinde bunların izlerini çok net görebiliyoruz.

 

Ben de şiirlerimde insanın bu iç dünyasından besleniyorum. Bazen kendi hislerimden, bazen çevremde gördüğüm insanların yaşadıklarından, bazen de sadece bir hikâyeden etkileniyorum. Çünkü insanın duyguları bana her zaman şiirin en güçlü kaynağı gibi geliyor.

 

Hayatımız, ilişkilerimiz ve değerlerimiz değişiyor ama insanın sevilme ve anlaşılma ihtiyacının değiştiğini düşünmüyorum. Belki şiirin dili ve anlatım biçimi zamanla değişecek, fakat insanın kalbindeki bazı duygular hep aynı kalacak.

 

Bu nedenle şiiri biraz da toplumun duygusal hafızası olarak görüyorum. Yıllar sonra bugünleri anlamak istediğimizde, sadece nasıl yaşadığımıza değil, neler hissettiğimize de bakmamız gerekecek. Şiir de bize bunun izlerini bırakacak.

 

Bugünün insanında sizce en fazla ne eksiliyor: sabır mı, merhamet mi, vefa mı, güven mi? Bir şair olarak topluma baktığınızda sizi en çok düşündüren değişim nedir?

Ben açıkçası bu saydıklarınızdan yalnızca birini seçemiyorum. Sabır, merhamet, vefa ve güvenin birbirinden bağımsız olmadığını düşünüyorum. Birinin eksilmesi diğerlerini de etkiliyor. Ama özellikle sabır ve merhametin çok azaldığını hissediyorum. İnsanlar artık birbirini dinlemek, anlamaya çalışmak ve bir başkasının duygusuna gerçekten yer açmak konusunda daha tahammülsüz olabiliyor. Her şeyin çok hızlı yaşandığı bir dönemdeyiz; belki de en çok kaybettiğimiz şeylerden biri, durup birbirimizi anlamaya ayırdığımız zaman.

 

Sabır olmayınca tahammül azalıyor, merhamet olmayınca empati eksiliyor. Güven ve vefa da bunların yanında yara alıyor. Bu yüzden benim için mesele sadece bir değerin eksilmesi değil; birbirini tamamlayan bu duyguların hep birlikte zayıflaması.

 

Bir insan olarak beni en çok düşündüren değişim de bu. Çünkü insan ilişkilerinin temelinde hâlâ aynı ihtiyaçlar var: anlaşılmak, değer görmek, güvenmek ve sevildiğini hissetmek. Fakat bunları birbirimize vermekte giderek daha fazla zorlanıyoruz.

 

Belki de bugün şiire her zamankinden fazla ihtiyaç duymamızın nedenlerinden biri de bu. Çünkü şiir insana durmayı, hissetmeyi ve bazen de kendinden başka birinin yüreğine bakmayı hatırlatıyor.

 

“Vefa” kavramı sizin hayatınızda ne ifade ediyor? Size göre insana, dostluğa, aileye, geçmişe ve edebiyata vefa göstermek nasıl mümkün olur?

Vefa benim hayatımda çok önemli bir yere sahip. Bana yapılan bir iyiliği, aradan yıllar geçse bile unutmam. Benim için vefa, insanın kendisine yapılan iyiliği zor zamanlar geçtiğinde de hatırlayabilmesidir.

 

Mesela bir insanın karakteri veya kişiliği benimle uyuşmayabilir. Hayatımda aynı şekilde yer almasını istemeyebilirim. Ama en zor günümde bana el uzatmışsa, yaptığı iyiliği yok sayamam. O insanla yollarımız farklılaşsa bile bana yaptığı iyiliğe karşı vefa duygumu korurum.

 

Bence dostluğa, aileye, geçmişe ve edebiyata vefa da biraz böyle. İnsan kendisine dokunanı, kendisine emek vereni ve zor zamanında yanında olanı unutmamalı. Çünkü vefa, bence insanın karakterini gösteren en önemli değerlerden biri.

 

Hayat felsefenizi birkaç cümleyle anlatmanızı istesem; yaşadığınız tecrübeler size hayat hakkında en önemli hangi dersi verdi?

Hayat bana en çok şunu öğretti: Hiçbir şeyin ve hiçbir insanın kıymetini kaybetmeden önce anlamaya çalışmak gerekiyor.

 

Yaşadığım her şey bana insanın her zaman güçlü olmak zorunda olmadığını, bazen kırılabileceğini, yorulabileceğini ama yine de yeniden ayağa kalkabileceğini öğretti. Ben hayata hâlâ sevginin, vefanın, merhametin ve güzel insanların varlığına inanarak bakıyorum.

 

Bir de şunu öğrendim:Hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor ama insan, elindeki güzellikleri fark etmeyi ve zor zamanlarda umudunu korumayı öğrenebiliyor.

 

Benim için hayatın en önemli dersi belki de şu: Kalbimizi yaşadıklarımız yüzünden sertleştirmeden, insanlığımızı kaybetmeden yolumuza devam edebilmek.

 

İnsanların birbirini sosyal medya üzerinden tanıdığı, ancak gerçek hayatta giderek daha fazla yalnızlaştığı bir dönemdeyiz. Sizce teknoloji insanları birbirine gerçekten yaklaştırdı mı, yoksa aramızdaki mesafeyi başka bir biçimde mi değiştirdi?

Bence teknoloji insanları hem birbirine yaklaştırdı hem de aramızdaki mesafeyi başka bir hâle getirdi. Bugün dünyanın öbür ucundaki bir insanla birkaç saniye içinde konuşabiliyoruz. Hatta sosyal medya sayesinde hiç tanımadığımız insanların hayatlarına, düşüncelerine ve duygularına dokunabiliyoruz.

 

Ama bir yandan da bunun gerçek bir yakınlık olup olmadığını sorguluyorum. Çok fazla iletişim kuruyoruz ama bazen gerçekten birbirimizi dinlemeyi ve anlamayı ihmal ediyoruz. Bir mesajla “nasılsın?” demek kolay ama karşımızdaki insanın gerçekten nasıl olduğunu anlamak başka bir şey.

 

Ben teknolojinin kendisini suçlamıyorum. Önemli olan onu nasıl kullandığımız. Bazen sosyal medya sayesinde hiç tanımadığımız bir insanın yüreğine dokunabiliyoruz; bazen de yanımızdaki insanla aramıza görünmez bir mesafe koyabiliyoruz. Sanırım teknoloji bize insanlara ulaşmanın yolunu kısalttı ama birbirimize gerçekten yakın olmanın yolunu hâlâ kalbimiz buluyor.

 

 

Bir insanın karakterini sizce en çok ne belirler: yaşadıkları mı, seçimleri mi, çevresi mi, yoksa zor zamanlarda gösterdiği tavır mı? Şiirlerinizde insanı gözlemleyen bir tarafınız olduğunu düşünüyor musunuz?

Bence bir insanın karakterini en çok zor zamanlardaki duruşu gösterir. Her şey yolundayken iyi olmak, anlayışlı olmak, insanlara güzel davranmak kolay. Asıl önemli olan, hayat zorlaştığında nasıl davrandığın.

 

Ben insanları gözlemlemeyi de severim. Özellikle söylediklerinden çok yaptıklarına bakarım. Bir insanın kendisine değil, başkalarına nasıl davrandığı bana karakteri hakkında çok şey anlatır.

 

Elbette insanı yaşadıkları, çevresi ve aldığı kararlar da şekillendiriyor. Ama sonunda nasıl biri olacağımızı biraz da kendi seçimlerimiz belirliyor.

 

Sanırım şiirlerimde insanın iç dünyasına bu kadar yer vermemin nedeni de insanları gözlemlemeyi sevmem. Bir bakış, bir davranış, bir hikâye bile bazen bana bir şiirin kapısını açabiliyor.

 

Benim için insanın gerçek karakteri, hayatın kolay zamanlarında değil, zor zamanlarında belli oluyor. Çünkü insanın asıl duruşu, her şey elinden alındığında nasıl davrandığında ortaya çıkıyor.

 

Şiirlerinizi ve yazılarınızı farklı platformlarda okurlarınızla buluşturuyorsunuz. Şiirlerinizi bir kitapta toplama düşünceniz oldu mu? Varsa bugüne kadar yayımlanmış veya hazırlık aşamasında olan bir kitabınızdan ve bundan sonraki edebî çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Evet, gerçekten de uzun zamandır böyle bir düşüncem var. Şiirlerimi farklı platformlarda okurlarla buluşturuyorum, ama içten içe onları bir kitapta toplama fikri hep aklımdaydı. Şu an hâlâ bir kitap yayınım yok, ama

Kafkasya Haber

Recent Posts

Rize’nin Turizm Potansiyeli KKTC Heyetiyle Görüşüldü

Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin, TÜRSAB-KITSAB Doğu Karadeniz Bilgilendirme Gezisi kapsamında Rize’ye gelen heyeti belediyede…

2 dakika ago

BİR KRAVAT, BİR ÖMÜR, BİR DE YARIM KALAN HAYALLER…

DURSUN ALİ HACIOĞLU’NU ÖZLEMLE ANIYORUZ

1 saat ago

TURİST SAYISI REKOR KIRIYOR, ESNAF KEPENK KAPATIYOR: BU İŞTE BİR TERSLİK YOK MU?

Recep Ali Aksoylu Turizm Sektörü Analizi / 2026.10.02

9 saat ago

Rize’de Öğrenci Yurtlarında Afet ve Yangın Hazırlıkları Sürüyor

Rize’de öğrenci yurtlarında olası afet ve acil durumlara karşı hazırlık çalışmaları devam ediyor.

20 saat ago

Ahmet Arif Mete: Rize’nin Sorunlarını Ortak Akılla Ankara’ya Taşıyacağız

Rize Ticaret ve Sanayi Odası (RTSO) Başkan Adayı Ahmet Arif Mete, kentteki sorunların çözümü için…

20 saat ago

Rize Siyaset Ve Ticaret Dünyasının Değerli Hüseyin Agun Vefat Etti

Rize’mizin Koca Çınarı Siyaset ve ticaret dünyasını değerli ismi Hüseyin Avni Agun büyüğümüzün vefat haberini…

20 saat ago