ADNAN ONAY
Türkiye, büyükşehirlerden Ege ve Akdeniz’in gözde sahillerine kadar uzanan bir gölgenin tehdidi altında. Terör örgütü PKK’nın uzantıları ve bu yapıyla bağlantılı sözde “Kürt mafyası” olarak anılan gruplar, sinsice ülkenin her köşesine sızıyor. Otellerden restoranlara, gazinolardan sokak ticaretine kadar her sektörü ele geçiriyorlar. Ellerinde büyük paralar, arkalarında karanlık bağlantılar, önlerinde ise devlete meydan okuyan bir cüretle hareket ediyorlar. Milletin alın teriyle kazandığı kaynakları bir şekilde terör örgütüne aktarıyor, esnafı eziyor, toplumu sindiriyorlar. Bu, sadece bir suç dalgası değil; organize, planlı ve tehlikeli bir işgal!
İzmir, Çeşme, Bodrum, Antalya… Türkiye’nin turizm cennetleri, bu karanlık ellerin kontrolüne geçmiş durumda. Sahillerde bir gün dolaşsanız, gerçeği kendi gözlerinizle görürsünüz: Koylar, restoranlar, oteller… Çoğunluk bu grupların elinde. Terör örgütü elebaşlarının “Akdeniz’de, Ege’de hem tatil yapıyoruz hem para kazanıyoruz” sözleri, bu istilanın itirafı niteliğinde. Bu gruplar, yalnızca görünürdeki piyonlar; asıl güç, dağa uzanan bağlantılarda yatıyor.
Yerel işletmeleri satın alıyor, esnafı tehditlerle kaçırıyor, bölgenin dokusunu bozuyorlar. Bu bir tesadüf değil, sistematik bir ele geçirme operasyonu!
İstanbul’un kalbi Taksim, İstiklal ve Aksaray, bu karanlık ağın pençesinde. Gazinolar, barlar, uyuşturucu ticareti, fuhuş… Büyük paralar dönüyor ve bu sektörler büyük ölçüde bu grupların kontrolünde. Sokak satıcıları bile bu ağın bir parçası haline gelmiş durumda. Antalya’nın kıyı şeridi, Sultanahmet’in tarihi dokusu, aynı gölgenin altında eziliyor. Bu bölgelerde esnaf, yüksek kiralar ve tehditlerle dükkânlarını terk etmek zorunda kalıyor. Normal bir vatandaşın rekabet edemeyeceği bu kirli para akışı, yerel ekonomiyi ve toplumsal düzeni tehdit ediyor.
Birçok ilde dükkânların büyük bir kısmı, bu yapılarla bağlantılı kişilerce kiralanmış durumda. Normal esnafın ödeyemeyeceği kiraları ödeyip sahte ürünler satıyorlar: tişörtler, ayakkabılar, saatler…
Korkusuzlar, çünkü ortamı teslim almışlar. Esnafı tehditlerle sindiriyor, mallarını gasp ediyor, canlarını yakıyorlar. Yerel mafyacıklar, bu karanlık ağın uzantıları olarak hareket ediyor. Esnaf, çaresiz bırakılarak dükkânını terk ediyor; geride ise bu grupların hâkimiyeti kalıyor.
Bu durum, sadece ekonomik bir sorun değil; toplumsal, kültürel ve güvenlik açısından ciddi bir sorun..
Terör örgütünün finansmanı, bu grupların kontrol ettiği işletmelerden sağlanan kirli paralarla büyüyor. Yerel yönetimlerin sessizliği, emniyet ve yargıdaki aksaklıklar, bu grupların cesaretini artırıyor.
Soru şu: Bu kadar pervasız olmalarının sebebi, arkalarındaki sağlam bağlantılar mı? Ortadoğu’daki suç şebekeleriyle, hatta bazı siyasi yapılarla olan ilişkiler mi bu cüreti sağlıyor?
Bu sinsice ilerleyen kuşatma ancak devletin kararlı müdahalesiyle durdurulabilir. Dükkânlar tek tek denetlenmeli, hesaplar incelenmeli, kirli paranın izi sürülmeli. Terörle bağlantılı her kim varsa, yasalar karşısında hesap vermeli. Devlet, gerekirse bu grupların elindeki işletmelere el koymalı, mallarını müsadere etmeli. Esnafın nefes alması, vatandaşın güvenliği için devletin demir yumruğu şart!
Aksi halde bu tehlike daha da büyüyecek.
Geçmişte olduğu gibi çözüm sürecini istismar ederek gücünü artıran bu yapı yeni süreçte de aynı istismara başvuracaktır. O nedenle, devlet hiç vakit geçirmeden bu soruna çok ciddi şekilde el atmalıdır.
Rize İl Jandarma Komutanlığı tarafından 25 Ocak 2026 tarihinde “Uyuşturucu ve Uyarıcı Maddelerle Mücadele” kapsamında…
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Yılmaz’ın kıymetli kayınbabası İsmail Yıldız hayatını…
Futbola Pazarspor altyapısında başlayan Rizeli savunma oyuncusu Muhammet Ensar Çavuşoğlu, Vanspor formasıyla gösterdiği başarılı performansla…
Rize Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Turan Akbulut, 10 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen 25. Seçimli…