ADNAN ONAY
Ülkemizde son yıllarda yardım derneklerinin ve vakıflarının sayısında ciddi bir artış yaşanıyor. Gerçekten samimi niyetlerle çalışan, gece gündüz demeden ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışan çok sayıda gönüllü insan var. Depremde, selde, yangında, savaş bölgelerinde canını ortaya koyarak yardım taşıyan insanların emeğini kimse inkâr edemez.
Ancak meselenin bir de kuşkulu tarafı bulunuyor. Yardım dernekleri diye ortaya çıkan dernekler gereğince denetleniyor mu?
Özellikle her Kurban Bayramı öncesinde kamuoyunun adını sanını bilmediği onlarca dernek bir anda sosyal medya reklamlarıyla ortaya çıkıyor. “Afrika’da kurban”, “mazlum coğrafyalara yardım”, “şu ülkede binlerce kişiye et dağıtımı” gibi duygusal sloganlarla vekâletle kurban bağışı toplanıyor. Birbiriyle yarışır şekilde milyonlarca liralık organizasyonlardan söz ediliyor.
Kurban Bayramı öncesinde, dijital mecraların ve sosyal medyanın denetimsiz reklam algoritmaları üzerinden mantar gibi türeyen onlarca “hayır derneği”nin tümü topladıkları paraları yerinde kullanıyor mu?
Toplanan paraların tamamı gerçekten kurban alımına mı gidiyor?
Kesildiği söylenen hayvanlar gerçekten kesiliyor mu?
Dağıtıldığı söylenen etler gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor mu?
Yoksa milletin dini hassasiyetleri ve yardım duyguları istismar mı ediliyor?
Adını daha önce hiç kimsenin duymadığı, kurumsal geçmişi ve şeffaflığı bulunmayan bazı yapıların, özellikle Afrika gibi coğrafyalarda “vekâleten kurban kesimi” adı altında adeta bir fiyat yarışına girmesi, meselenin insani bir yardımdan ziyade kontrolsüz bir finansal operasyona dönüştüğü izlenimi vermektedir.
Zira, geçmişte bunun örnekleri yaşandı. Yardım adı altında para toplayıp farklı alanlarda kullananlar oldu. Kimi yapılarda usulsüzlük iddiaları gündeme geldi. Bazı sözde yardım organizasyonlarının aslında bir tür ticari faaliyet yürüttüğü görüldü.
Burada mesele yardım faaliyetlerine karşı çıkmak değildir. Tam tersine, gerçek yardım kuruluşlarının korunabilmesi için sahte ve şaibeli yapıların ayıklanması gerekir. Çünkü birkaç istismarcı yüzünden milletin hayır duygusu zedelenirse en büyük zararı gerçekten dürüst çalışan kuruluşlar görür.
Devletin burada çok daha sıkı bir denetim mekanizması kurması gerekiyor. Özellikle yurt dışı organizasyonlarında “beyan esaslı” sistem yeterli değildir. Hangi ülkede kaç hayvan kesildiği, hangi tedarikçilerden alım yapıldığı, dağıtımların kimlere ulaştırıldığı, transfer edilen paraların hangi hesaplarda toplandığı detaylı biçimde incelenmelidir.
Bugün sosyal medya üzerinden birkaç profesyonel reklam videosu hazırlamak artık çok kolaydır. Afrika’dan birkaç görüntü paylaşarak milyonlar toplamak mümkündür. Ancak devlet sadece reklam filmlerine değil, sahadaki gerçekliğe bakmalıdır. Bu devasa organizasyonların iddia ettiği lojistik ağ, sahada rasyonel ve sosyolojik gerçeklerle ne derece uyumlu?
Türkiye’den binlerce kilometre uzakta, altyapısı yetersiz, bürokrasinin ve güvenliğin zayıf olduğu Afrika ülkelerinde her yıl yüz binlerce büyükbaş veya küçükbaş hayvanın kısa bir zaman diliminde temin edilmesi, İslami usullere uygun şekilde kesilmesi, saklanması ve muhtaçlara adilce dağıtılması, olağanüstü bir lojistik güç, kurumsal hafıza ve devasa bir gönüllü ağı gerektirir.
Bir diğer önemli mesele de kayıt dışı para hareketleridir. Yurt dışına gönderildiği söylenen milyonlarca liranın hangi kanallardan aktarıldığı, hangi ülkelerde kimlerle çalışıldığı, bu yapıların uluslararası bağlantıları olup olmadığı da ayrıca araştırılmalıdır. Yardım kisvesi altında farklı amaçlara hizmet eden organizasyonların ortaya çıkması ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Millet yardım etmek ister. Kurbanını paylaşmak ister. Aç insan doyurmak ister. Bu bizim inancımızın ve kültürümüzün bir parçasıdır. Fakat tam da bu yüzden devletin görevi, hayır yapmak isteyen vatandaşın parasını korumaktır. İnsanların dini hassasiyetlerini kullanarak oluşabilecek istismarların önüne geçmek kamu otoritesinin temel sorumluluklarından biridir.
Gerçek yardım kuruluşları şeffaflıktan korkmaz. Hesap vermekten kaçmaz. Denetlenmekten rahatsız olmaz. Rahatsız olanlar ise genellikle karanlık alanlarda faaliyet yürütmek isteyenlerdir.
Bu nedenle devlet, özellikle kurban bağışı toplayan dernek ve vakıfları çok daha sıkı biçimde incelemeli; kamuoyuna açık denetim raporları yayımlamalı; vatandaşın güvenini sarsacak en küçük şaibeye dahi müsamaha göstermemelidir.
Bu noktada devletin çok daha radikal, proaktif ve tavizsiz bir denetim mekanizmasını hayata geçirmesi mutlak bir zorunluluktur. Yurt dışında kurban kestiğini iddia eden her yapıya, kesilen hayvanların kulak küpe numaralarından, kesim anının dijital ve doğrulanabilir video kayıtlarına, yerel otoritelerden alınan resmi fatura ve teslimat tutanaklarına kadar eksiksiz bir “şeffaflık dosyasını” geriye dönük ibraz etme zorunluluğu getirilmelidir. Bunu yapamayan, kurumsal rüştünü ispat etmemiş tabela derneklerinin internet üzerinden para toplaması derhal engellenmeli ve sorumlular hakkında adli süreçler başlatılmalıdır.
Aksi takdirde, halkın temiz inancının sömürülmesine göz yummak, hem toplumsal güven bağını zedeleyecek hem de denetimsiz kalan bu devasa kayıt dışı fonların hangi illegal yapılara veya terör odaklarına finansman sağladığı sorusunu her zaman bir milli güvenlik açığı olarak devletin önünde tutacaktır..
Saadet Partisi Rize İl Başkanlığı’nın Mayıs ayı divan toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan İl Başkanı Muhammet…
Bu ülkede tarih boyunca Siyasete yapılan müdahalelerin isimleri farklı fakat etkileri millete ödetilmiş bedeli de…
Çayeli Ziraat Odası Başkanı ve Rize İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Ali Küçükislamoğlu, açıklanan yaş çay…
Fındıklı’da, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ilçe örgütü ve belediye meclisinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantının ardından Fındıklı…
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yaptığı…
Rize Belediyesi, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde şehir genelinde çevre temizliği, hijyen ve halk sağlığına yönelik…