Bazen bir kelime, insanın yüreğine diken gibi batar.
“Sivri dilli, muzır…” dediler. Belki eleştiri sandılar, belki susturma yöntemi.
Oysa insanın içini acıtan şey, sivrilik değil; haksızlık karşısında susmaktır.
Bu sabah işe giderken gördüğüm manzara, o sözlerin içimde bıraktığı izi daha da derinleştirdi.
Sıfır rakımda dahi yıllarca büyüyerek üç metreye ulaşmış, havayı temizleyen, göğe doğru dua eder gibi yükselen gencecik çam fidanları… Kesilmiş.
Çöp kenarına yığılmış. Bir hayatın sessizce son bulmuş hali.
Duyarsız mı olmalıydım?
Görmezden mi gelmeliydim?
Gülüp geçmeli miydim?
Bir ağacı kesmek sadece bir gövdeyi devirmek değildir. O gölgeyi, o nefesi, o yarını da devirmektir.
Hele ki toplumun ortak nefesi olan bir çamı… İster kamu malı olsun ister şahıs mülkünde bulunsun; o ağaç büyürken sadece bir kişiye değil, toprağa, havaya, kuşa, çocuğa hizmet eder.
Buradan sayın belediye başkanımız Rami Metin’e ve ilgili birim müdürlüklerine açık bir çağrıda bulunuyorum:
Bu kesim araştırılmalıdır.
Eğer kamu adına dikilmiş, toplumun ortak malı olan ağaçlar ise bunun hesabı sorulmalıdır.
Eğer şahıs mülkündeyse bile çevresel ve toplumsal boyutu değerlendirilmelidir. Çünkü bazı değerler tapu senedine sığmaz.
Duyarlılık muzırlık değildir.
Toplumun hakkını savunmak sivri dil değildir.
Asıl sivrilik, vicdanın körelmesidir.
Bugün çamı kesen duyarsızlığa susarsak, yarın gölgesiz kalırız.
Bugün kamu malına göz yumanlara ses çıkarmazsak, yarın hakkımızı arayacak söz bulamayız.
Şunu da açıkça ifade edeyim: Eğer bu ağaçlar kamu malı ise, bu sadece hukuki değil, vicdani bir meseledir.
Kul hakkı kadar ağırdır.
Toplumun nefesine kast eden bir davranışa karşı susmak, o vebale ortak olmaktır.
Duyarlı olmak suçsa, ben bu “suçu” işlemeye razıyım.
Emin Kanbur/ Vicdanın sesi
