Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DİPLOMA FABRİKASI DEĞİL, GELECEK FABRİKASI İSTİYORUZ!

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA AÇIK ÇAĞRI!   Bir ülkenin geleceği okullarında

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA AÇIK ÇAĞRI!

 

Bir ülkenin geleceği okullarında yazılır.

 

Ama o okullardan çıkan genç, elinde diplomasıyla kapı kapı iş arıyorsa; üniversite mezunu kendi alanında iş bulamıyorsa; fabrikalar “ara eleman bulamıyoruz” diye feryat ediyorsa; okullar öğretmen beklerken öğretmenler atama bekliyorsa…

 

Ortada ciddi bir eğitim ve insan gücü planlama sorunu var demektir!

 

Artık bunu görmezden gelmeyelim.

 

ÇOCUĞU TANIMADAN GELECEĞİNİ BELİRLİYORUZ!

 

Her çocuk aynı değildir.

 

Kiminin matematiği güçlüdür, kiminin eli beceriklidir. Kimi müzikte, kimi sporda, kimi teknolojide, kimi tarımda, kimi sanatta başarılıdır.

 

Peki biz ne yapıyoruz?

 

Çocuğu yeterince tanımadan yıllarca aynı sınav yarışının içine sokuyoruz.

 

Sonra üniversite tercih zamanı geliyor:

 

“Puanın kaç?”

 

Oysa sormamız gereken:

 

“Neye yeteneğin var?”

 

Finlandiya’nın eğitim sisteminde öğrencilerin güçlü yönlerini tanımalarına ve eğitim–meslek tercihlerine yönelik rehberliğe erken yaşlardan itibaren önem veriliyor. Mesleki eğitim de çalışma hayatıyla güçlü biçimde ilişkilendiriliyor.

 

Biz neden kendi şartlarımıza uyarlayarak bundan yararlanmayalım?

 

BAKANLIĞA SORUYORUM:

 

Türkiye’nin 10 yıl sonra kaç öğretmene ihtiyacı olacak?

 

Kaç ziraat mühendisi?

 

Kaç orman mühendisi?

 

Kaç hemşire?

 

Kaç teknisyen?

 

Kaç yazılımcı?

 

Kaç ustaya, kaç kalifiye işçiye ihtiyaç duyulacak?

 

Bunların hesabı yapılmadan üniversitelerde bölüm ve kontenjan planlaması yapılıyorsa, gençlerimizi geleceğe değil, belirsizliğe gönderiyoruz demektir.

 

DİPLOMALI İŞSİZLER ORDUSU!

 

TÜİK’in 2025 verileri önemli bir tablo ortaya koyuyor: 25–34 yaş grubunda yükseköğretim mezunlarının oranı %45,6’ya ulaşmış durumda. Ancak lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı %73,9 ve çalışan lisans mezunlarının eğitim aldığı alanla uyumlu işte çalışma oranı %56,7 seviyesinde.

 

Yani mesele sadece üniversiteye girmek değil.

 

Mesele, üniversiteden sonra ne olacağıdır!

 

Genç dört yıl, beş yıl, altı yıl okuyor.

 

Ailesi fedakârlık ediyor.

 

Devlet kaynak harcıyor.

 

Genç mezun oluyor.

 

Sonra?

 

“İş yok.”

 

Bunun hesabını kim yapacak?

 

BİR TARAFTA MÜHENDİS, DİĞER TARAFTA İHTİYAÇ!

 

Orman mühendisleri…

 

Ziraat mühendisleri…

 

Türkiye’nin ormanları, tarımı, toprağı, suyu, kırsalı; yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyarken eğitim ile istihdam arasındaki bağ neden daha güçlü kurulmasın?

 

Bir yanda mesleğini yapamayan mühendis…

 

Diğer yanda korunmayı, rehabilite edilmeyi ve planlanmayı bekleyen ormanlar…

 

Bir yanda tarımın sorunları…

 

Diğer yanda mesleğini yapamayan ziraat mühendisi…

 

Bu nasıl insan gücü planlamasıdır?

 

Mühendis yetiştiriyorsak onu ülkenin sorunlarını çözmek için yetiştirelim.

 

ÖĞRETMEN BEKLİYOR, ÖĞRETMEN BEKLİYOR!

 

En acı çelişkilerden biri de öğretmenlikte yaşanıyor.

 

Bir tarafta atama bekleyen öğretmenler…

 

Diğer tarafta okullarda öğretmen ihtiyacı…

 

Ve aradaki boşluğu kapatmak için ücretli öğretmenlik!

 

Ders başına ücret…

 

Sınırlı güvence…

 

Dönem bittiğinde belirsizlik…

 

Oysa karşımızdaki insan bir “ders saati” değil.

 

Bir öğretmen!

 

Bir sınıfın sorumluluğunu taşıyor.

 

Bir çocuğun geleceğine dokunuyor.

 

Bir öğretmenin emeği nasıl yalnızca girdiği ders saati üzerinden değerlendirilebilir?

 

Ücretli öğretmenlik bazı koşullarda ortaya çıkan ihtiyaca çözüm olabilir; ancak kalıcı öğretmen ihtiyacının sürekli biçimde geçici yöntemlerle karşılanması, eğitim politikası açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

 

“ARA ELEMAN YOK” DİYE AĞLIYORUZ!

 

Sanayi eleman arıyor.

 

İnşaat sektörü usta arıyor.

 

Teknisyen aranıyor.

 

Kaynakçı aranıyor.

 

Elektrikçi aranıyor.

 

Makineci aranıyor.

 

Ama gençlerimizin önemli bir bölümü yıllarca üniversite sınavına hazırlanıyor.

 

Çünkü toplumda hâlâ:

 

“Üniversite okumazsan adam olamazsın.”

 

gibi yanlış bir anlayış var.

 

Hayır!

 

İyi yetişmiş bir teknisyen de değerlidir.

İşini bilen bir usta da değerlidir.

Toprağı bilen çiftçi de değerlidir.

Üreten insan da değerlidir.

 

Bir ülke yalnızca masa başında çalışanlarla kalkınmaz.

 

Üreten eller olmadan kalkınma olmaz!

 

FABRİKA MI YAPACAĞIZ, HAPİSHANE Mİ?

 

İşte yazının en ağır sorusu burada.

 

Eğer gençlerimizi meslek sahibi yapamazsak…

 

İş bulamazlarsa…

 

Üretime katılamazlarsa…

 

Umutsuzluğa düşerlerse…

 

Sonra güvenlik sorunları büyüdüğünde daha fazla polis, daha fazla asker, daha fazla cezaevi konuşmaya başlarız.

 

Elbette güvenlik güçlerine ihtiyaç vardır.

 

Ama güçlü devlet yalnızca güvenlik gücüyle güçlü olmaz.

 

Üreten insanıyla güçlü olur.

 

Fabrikalarıyla güçlü olur.

 

Okullarıyla güçlü olur.

 

Bilim insanlarıyla güçlü olur.

 

Çiftçisiyle, mühendisiyle, öğretmeniyle, teknisyeniyle güçlü olur.

 

Biz çocuklarımızın geleceğine okul ve fabrika inşa edelim; cezaevlerine mahkûm olmayalım.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA ÇAĞRIMDIR:

 

Artık eğitim sistemini sadece sınav sonuçlarıyla değerlendirmeyin.

 

İnsan gücü planlamasını eğitim politikasının merkezine koyun.

 

Her ilin, her bölgenin ve her sektörün gelecekteki insan gücü ihtiyacını ortaya koyun.

 

Çocuklarımızın yeteneklerini daha erken yaşlarda keşfedin.

 

Mesleki rehberliği güçlendirin.

 

Meslek liselerini gerçek anlamda cazibe merkezi hâline getirin.

 

Üniversite kontenjanlarını ülkenin gerçek ihtiyaçlarıyla daha güçlü ilişkilendirin.

 

Öğretmen ihtiyacını uzun vadeli planlayın.

 

Geçici çözümleri kalıcı eğitim politikasının yerine koymayın.

 

Ve gençlerimize sadece:

 

“Üniversite kazan!”

 

demeyin.

 

Şunu söyleyin:

 

“Kendini tanı. Yeteneğini keşfet. Bir meslek edin. Üret. Ülkenin sana ihtiyacı var.”

 

Çünkü eğitim sistemi gençleri yalnızca sınavlara hazırlamaz.

 

Hayata hazırlar.

 

Artık diploma sayısını değil, hayatını kurabilen gençlerin sayısını konuşmanın zamanı gelmiştir.

 

Çocuklarımızı yıllarca okutalım…

 

Ama sonunda ellerine yalnızca diploma değil,

 

bir meslek, bir gelecek ve umut verelim.

 

Çünkü bir ülkenin en büyük sermayesi petrolü, doğalgazı, altını değil;

 

iyi yetişmiş insanıdır.

 

Ve unutmayalım:

 

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ “SALDIM ÇAYIRA, MEVLAM KAYIRA” ANLAYIŞINA BIRAKAMAYIZ!

 

Sayın Milli Eğitim Bakanlığı;

artık eğitimde günü kurtarma değil, geleceği planlama zamanıdır.

 

Çünkü kaybedilen bir eğitim yılı telafi edilebilir.

Ama yanlış yönlendirilmiş bir neslin kaybedilen yıllarını geri getirmek çok daha zordur.

Fethi KARADENİZ

Emekli Eğitim Müfettişi / Eğitimci-Yazar