Fethi KARADENİZ Eğitimci-Yazar
Bizim gençliğimizde Karadeniz başka güzeldi. Denizin hırçın dalgalarıyla boğuşur, hiçbir sörf tahtasına ihtiyaç duymadan, yalnızca bedenimizle dalgaların üzerinde kayardık. Adına VİYA derdik. Kimi zaman bir dalganın sırtında sahile ulaşmanın heyecanını yaşar, kimi zaman da Karadeniz’in azgın sularıyla mücadele ederdik. Bu, bizim için yalnızca bir eğlence değil, çocukluğumuzun ve gençliğimizin unutulmaz bir parçasıydı.
Peki, şimdi ne oldu o sahillere?
Doğu Karadeniz boyunca uzanan karayolu uğruna denizle aramıza kilometrelerce taş, kaya ve beton duvarlar örüldü. Deniz hâlâ orada, dalgalar hâlâ hırçın, ama sahillerimiz artık yok denecek kadar az. Bir zamanlar özgürce denize girdiğimiz, viya indiğimiz kıyılar, bugün ulaşılması güç, çoğu yerde tehlikeli kayalıklarla dolu.
Yol yaptık, peki ya sahillerimizi nereye kaybettik?
Elbette yollar yapılacak, ulaşım gelişecek. Ancak kalkınma, doğayla ve insanla kavga ederek mi sağlanmalı? Bir kentin, bir bölgenin denizle buluşma hakkı elinden alınarak mı medeniyet inşa edilir? Karadeniz’in kıyısında yaşayıp denize girecek güvenli bir sahil bulamamak, üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir çelişkidir.
Bugün eski sahillerimizde viya inmek, çoğu yerde denize girmekten çok, uçurumun kenarından kendini kayalıkların arasına bırakmak kadar tehlikeli hâle geldi. Oysa deniz, Karadeniz insanının yalnızca manzarası değil; çocukluğudur, kültürüdür, yaşamıdır.
Biz denizimizi kaybetmedik, ama denizimize ulaşma hakkımızı büyük ölçüde kaybettik.
Yetkililere çağrımızdır: Yeni yollar yapılırken kalan doğal kıyılarımız korunsun. Uygun bölgelerde güvenli halk plajları, denize iniş noktaları ve geleneksel viya kültürünü yaşatacak alanlar oluşturulsun.
Çünkü biz, denize yalnızca uzaktan bakmak istemiyoruz. Bir zamanlar dalgaların üzerinde özgürce kayan çocukların torunlarına da o heyecanı yaşatmak istiyoruz.
Karadeniz bizimdi, sahilleri de bizim olmalı!
