ADNAN ONAY
Devlet, gidişatı zora sokacak veya beka sorunu yaşatacak kişilerin önünü bir şekilde keser. Yasalarımız bu yönde önlem almaya fazlasıyla müsaittir.
En demokratik ülkelerde de durum farklı değildir. Bu ülkelerde sistem güzel işlese de devlet, kendisi için zararlı gördüğü olumsuzlukları bir şekilde ortadan kaldırır. Bu konuda Avrupa devletleri arasında gizli bir konsensüs vardır; böyle bir şey yaşandığında hiçbiri diğerini sorgulamaz.
Örneğin ABD, nice idam kararı alıp infazda bulundu ama kimsenin sesi çıkmadı.
Almanya’da Baader-Meinhof (Kızıl Ordu Fraksiyonu – RAF) örgütünü üyelerinden Baader ve Raspe, 18 Ekim 1977 sabahı hücrelerinde yapılan aramada ateşli silahlarla vurulmuş, Ensslin ise tavana asılı halde ölü bulundu. Devlet bunu “toplu intihar” olarak açıkladı.
İtalya Başbakanı Aldo Moro, Komünistleri hükümete dahil etmeye yönelik bir “Tarihi Uzlaşı” projesi yürütüyordu. Kızıl Tugaylar tarafından kaçırıldı ve öldürüldü. Ancak Moro’nun yerinin Gladio ve İtalyan gizli servisi tarafından bilindiği, fakat uzlaşıyı baltalamak için kurtarılmayıp ölüme terk edildiği yıllar sonra ortaya çıktı.
İspanya’da ETA’ya karşı devletin kurduğu operasyon örgütü GAL onlarca kişiyi katletti; devlet ise sesini çıkarmadı.
Başka ülkelerde de benzer birçok örnek var. Sonuçta devlet, kendisine yönelik faaliyetlere karşı acımasızdır. Sürecin hukuka uygun işleyip işlemediğine bakılmaksızın hedef odakların çökertilmesi esastır. Bu gibi olaylarda genellikle yasaların kullanılabilecek yönlerinden yola çıkılsa da yasaların elvermemesi halinde yasa dışına çıkılmasında bir sakınca görülmez. Bu işleyiş kimilerince “derin devlet” müdahalesi olarak değerlendirilir.
Türkiye’de yaşananlara baktığımızda da tarihi süreç içerisinde nice örnek görürüz. Ayrıntılara girerek yazımı fazla uzatmak istemem; bunlar zaten fazlasıyla tartışıldığı için biliniyor.
Devlet dendiğinde bunu statik, somut bir yapı olarak göremeyiz. Her şey günün konjonktürüne göre yapılır. Uygulayıcılar, gelecekte başlarına gelecekleri düşünmeden gerekli görüleni yerine getirirler.
Burada öne çıkan bir ayrıntı, neyin devletin kararıyla yapıldığı neyin yapılmadığıdır. Devlet, darbe dahil bir şeye karar vermişse bir şekilde onu yapar. Devletin dışında; şu veya bu nedenle yapılan, en küçüğünden en büyüğüne kadarki tüm eylemler devlet tarafından çökertilir.
Özetle devlet; günün şartlarına göre uygun gördüğü sınırların dışına çıkanlara müdahale etmeyi bir zorunluluk sayar. Bunun için siyaseti ve sisteme hükmeden her şeyi bu doğrultuda karar almaya zorlar.
Bizim bugün “yanlış” diye değerlendirdiğimiz devlet uygulamaları, o günün şartlarına göre doğru bir uygulama kabul edilir. Devlet her durumda haklıdır!
Türkiye’de dünden bugüne yaşanmış olanları doğru okuyamayanlar veya devletin tasvip etmediği odaklara bağlı oldukları için devletle mücadeleye girişenler kaybetmeye mahkumdur.
Türkiye’de devlet güçlüdür ve devleti dikkate almayan değişim girişimleri sonuçsuz kalır. Devlet, ancak kendisiyle birlikte yol alan değişimlere müsaade eder. Hatta devlet, değişim vaadiyle iktidara gelenleri bile değiştirecek kadar güçlü bir iç dinamiğe sahiptir.
Ekrem İmamoğlu, para gücünü sistematik bir güce dönüştüren bir aklın devletin sınırlarını aşabileceğini sandı ve arkasındakilerin gücünü abarttı. Yürüyen davalara bakıldığında uzun süre cezaevinde kalacağı muhakkak görünüyor. Bundan daha kötüsü ise “ekip” diye etrafında oluşturduğu kişilerin itiraflarıyla ortaya çıkan rezilliklerdir. Belki günün atmosferinde bunlar kamuoyunda beklenen etkiyi yaratmıyor; ancak gelecekte hep öne çıkacak ve unutulmayacak cinsten şeylerdir.
Özgür Özel’in genel başkanlık vekâletini hakkıyla yerine getirmesi, onu İmamoğlu’nun gücüne karşı bir alternatif haline getirebilir ancak bu sürecin sonu da iyi bitmeyebilir.
Her şeyiyle güzel olan ülkemizde, çatışmaya dayalı siyasi mücadelelerden çok çektik. Bunlardan hâlâ ders alınmıyor ve tekrar tekrar aynı şeyler yaşanıyor. Toplumun enerjisi bu tür olaylar nedeniyle gitgide tükeniyor.
Bu ülkenin çatışmacı değil, uzlaşmacı değişimlere ihtiyacı var. Devleti de ancak böylesi bir çaba dönüştürebilir; ancak o zaman daha demokratik, daha adil bir sistem içinde birlikte mutlu yaşayabiliriz.
