Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

ERZİNCAN’IN KURMA EVLERİ: YIKILAN SADECE EVLER Mİ?

Fethi KARADENİZ   Bazı şehirler vardır; insan orada doğmamış olsa

Fethi KARADENİZ

 

Bazı şehirler vardır; insan orada doğmamış olsa bile hayatının bir parçası olur.

 

Erzincan benim için böyle bir şehir…

 

Askerliğimi yaptığım, yıllar sonra ilk görev yerim olarak yeniden döndüğüm, sokaklarını, insanlarını, acılarını ve sevinçlerini yakından tanıdığım Erzincan…

 

Benim için yalnızca bir şehir değil, adeta ikinci vatanım.

 

1992 depreminden sonra İlköğretim Müfettişi olarak mecburi hizmet kapsamında ilk görev yerime Erzincan’a atandığımda, şehrin deprem yaralarını henüz üzerinden atamadığını gördüm. Her tarafta yıkıntılar, geçici yapılar ve barakalar vardı. Şehir adeta yeniden ayağa kalkmaya çalışıyordu.

 

Merkezdeki Urartu Oteli’nin bile yıkılmış halini gördüğüm o günleri bugün hâlâ hatırlıyorum.

 

1994-1998 yılları arasında rahmetli Vali Recep Yazıcı döneminde Erzincan’da görev yaptım. Merkezle birlikte okulu bulunan ilçe ve köylerin tamamına yakınına gittim. Erzincan’ı sadece makam odamdan değil, köy yollarından, okul bahçelerinden, mahallelerinden ve insanlarından tanıdım.

 

Ve şunu çok iyi öğrendim:

 

Erzincan insanı iyidir.

 

Misafirperverdir, yardımseverdir, vefalıdır.

 

İşte bu yüzden Erzincan’ın bugününü konuşurken yalnızca bir şehirden değil, sevdiğim bir şehirden söz ediyorum.

 

Bir şehrin hafızası da yıkılabilir

 

Bugün Erzincan’da beni düşündüren bir gelişme var.

 

1939 depreminden sonra yapılan ve halk arasında “Kurma Evler” olarak bilinen tek katlı, bahçeli, ahşap ve prefabrik konutlar birer birer ortadan kaldırılıyor.

 

Yerlerine ise çoğu zaman 3-4 katlı betonarme yapılar yükseliyor.

 

Elbette şehirler değişir.

 

Elbette insanların daha modern, daha konforlu evlerde yaşama hakkı vardır.

 

Elbette yapıların ekonomik değeri, imar hakkı ve mülk sahibinin tasarruf hakkı da dikkate alınmalıdır.

 

Fakat Erzincan gibi deprem hafızası çok güçlü bir şehirde meseleye yalnızca “arsa kaç kat imarlı?” diye bakmak doğru mudur?

 

Bence asıl sorumuz şu olmalı:

 

Biz bu evleri yıktığımızda yalnızca bir yapıyı mı ortadan kaldırıyoruz, yoksa Erzincan’ın deprem hafızasının önemli bir parçasını da mı yok ediyoruz?

 

Kurma Evler neden önemli?

 

Kurma Evler sıradan konutlar değildi.

 

1939 depreminden sonra insanların güvenli biçimde barınabilmesi amacıyla oluşturulan bu konut modeli; tek katlı, bahçeli, ahşap, prefabrik ve modüler özellikleriyle dönemi açısından dikkat çekici bir yapılaşma örneğiydi. Yapı elemanlarının Avusturya’dan getirildiği ve yerinde monte edildiği akademik çalışmalarda da belirtiliyor.

 

Üstelik bu evlerin en önemli özelliği sadece hızlı yapılmaları değildi.

 

Deprem gerçeği dikkate alınarak tasarlanmış olmalarıydı.

 

Az katlıydılar.

 

Bahçe içerisindeydiler.

 

Ahşap ve prefabrik sistem kullanılmıştı.

 

Modülerdiler.

 

Hızlı kurulabiliyorlardı.

 

Ve belki de en önemlisi…

 

Erzincan’ın deprem hafızasının içerisinde sınanmışlardı.

 

1939 sonrasında yapılan bu yapıların 1992 depremi sırasında ve sonrasında birçok kullanıcı tarafından güvenli bulunduğuna ilişkin akademik çalışmalar ve sözlü tarih kayıtları bulunuyor.

 

1992 depreminde betonarme yapıların önemli bir bölümünün ağır hasar gördüğü, buna karşılık Kurma Evlerin büyük ölçüde ayakta kaldığına ilişkin dönemin basın kayıtları da mevcut.

 

Şimdi insan ister istemez soruyor:

 

Böylesine önemli bir deneyim neden geleceğe aktarılmasın?

 

1939’dan ders aldık mı?

 

Erzincan’ın deprem hikâyesi 1992 ile başlamadı.

 

1939’da yaşanan büyük deprem, şehrin yeniden kurulmasını zorunlu hale getirdi.

 

Yeni şehir için yer seçimi yapılırken bilim insanları ve uzman heyetler tarafından çeşitli bölgeler değerlendirildi. Fay hattından uzak, daha güvenli olduğu düşünülen alanlara ilişkin öneriler de gündeme geldi. Ancak sonuçta yeni şehir bugünkü konumuna taşındı.

 

Dolayısıyla Erzincan’ın şehirleşme tarihi aslında bize çok önemli bir şey söylüyor:

 

Deprem gerçeğini görmezden gelerek şehir planlanamaz.

 

1939’dan 1992’ye…

 

1992’den bugüne…

 

Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen Erzincan hâlâ aynı deprem gerçeğiyle karşı karşıya.

 

Tarihî kaynaklarda 1939 sonrasında farklı uzman ve bilim heyetlerinin şehir için yer seçimi konusunda incelemeler yaptığı görülüyor. Halk arasında ise o dönemde yabancı, özellikle Japon uzmanların Erzincan’ın daha güvenli alanlara taşınması yönünde tavsiyelerde bulunduğu anlatısı da canlılığını koruyor. Ancak bu konudaki ayrıntıların arşiv belgeleriyle ayrıca ortaya konulması gerekir.

 

Burada önemli olan isimden çok sonuçtur:

 

Bilim, deprem gerçeğinin dikkate alınmasını söylüyordu.

 

Şehir büyürken deprem küçülmüyor

 

Bugün Erzincan’da tek katlı Kurma Evlerin yerine 3-4 katlı yapıların yapılması konusunda çok dikkatli düşünmemiz gerekiyor.

 

Çünkü bir yapının yeni olması, otomatik olarak güvenli olduğu anlamına gelmez.

 

Dört katlı bir bina, mühendislik kurallarına uygun yapıldığında elbette güvenli olabilir.

 

Ama deprem bölgesinde mesele yalnızca kat sayısı da değildir.

 

Zemin, taşıyıcı sistem, mühendislik hizmeti, malzeme kalitesi, denetim, yapı yaşı ve uygulama kalitesi birlikte değerlendirilmelidir.

 

Erzincan’ın acı tecrübeleri bize bunu defalarca gösterdi.

 

Nitekim 1992 depremi sonrasında yayımlanan resmî değerlendirmelerde de can kayıplarının temel nedenlerinden birinin insanların içerisinde yaşadığı yapıların dayanıklılığı olduğu özellikle vurgulanmıştı.

 

O halde şehirleşme adına yapılacak her yeni adımın ilk sorusu şu olmalı:

 

“Bu bina ne kadar güzel?” değil, “Bu bina deprem olduğunda ne kadar güvenli?”

 

Kurma Evler müze olabilir mi?

 

Bence asıl konuşmamız gereken konu tam da burası.

 

Kurma Evlerin tamamını korumak ekonomik, hukuki veya teknik açıdan mümkün olmayabilir.

 

Ama hepsini yıkmak da zorunda değiliz.

 

Neden birkaç mahallede, birkaç sokakta bu evleri koruma alanı ilan etmeyelim?

 

Neden birkaç Kurma Ev restore edilerek “Erzincan Deprem ve Kurma Evler Müzesi” haline getirilmesin?

 

Neden çocuklarımıza 1939’u, 1992’yi ve Erzincan’ın deprem tarihini bu evlerin içerisinde anlatmayalım?

 

Neden mimarlık öğrencileri, mühendisler, şehir plancıları bu yapıları inceleyip geleceğin deprem konutları için dersler çıkarmasın?

 

Çünkü bazen geçmiş, geleceğin en iyi öğretmenidir.

 

Kurma Evler sadece eski ev değildir.

 

Onlar, Erzincan’ın deprem karşısındaki hafızasıdır.

 

Ben Erzincan’ı yeniden hatırlıyorum

 

Bugün fotoğraflara baktığımda yıllar önce görev yaptığım Erzincan’ın sokaklarını yeniden görüyorum.

 

Bir tarafta değişen şehir…

 

Bir tarafta yükselen yeni binalar…

 

Diğer tarafta sessizce ayakta kalmaya çalışan Kurma Evler…

 

Ve insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

 

Bir şehri modernleştirirken geçmişini tamamen silmek zorunda mıyız?

 

Bence hayır.

 

Modern şehirler geçmişlerini yok ederek değil, geçmişlerinden ders çıkararak büyür.

 

Erzincan’ın yeni binalara ihtiyacı vardır.

 

Ama aynı zamanda depreme dayanıklı binalara ihtiyacı vardır.

 

Yeni konutlara ihtiyacı vardır.

 

Ama aynı zamanda şehir hafızasına ihtiyacı vardır.

 

Ve belki de en önemlisi, rant ile güvenlik arasında tercih yapmak zorunda kalmayacağımız bir şehircilik anlayışına ihtiyacı vardır.

 

Sözüm Erzincan’a

 

Ben Erzincan’ı seviyorum.

 

İnsanlarını seviyorum.

 

O güzelim dağlarını, ovalarını, sokaklarını seviyorum.

 

Askerliğimi orada yaptım.

 

1992 depreminden hemen sonra ilk görev yerim olarak oraya gittim.

 

1994-1998 yılları arasında görev yaptım.

 

Merkezini, ilçelerini, köylerini dolaştım.

 

Çocuklarının gözlerine, öğretmenlerinin çabasına, depremden sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanların umutlarına tanıklık ettim.

 

Bu nedenle Erzincan hakkında konuşurken benim için mesele sadece mimari değildir.

 

Mesele vefadır.

 

Geçmişe vefadır.

 

Hayatını kaybedenlere vefadır.

 

Şehri yeniden kuranlara vefadır.

 

Ve gelecek nesillere karşı sorumluluktur.

 

Bugün bir Kurma Ev yıkılırken belki bir arsa daha değerleniyor olabilir.

 

Ama unutmayalım:

 

Her yıkılan Kurma Ev, Erzincan’ın deprem hafızasından kopan bir parçadır.

 

Hiç olmazsa bazılarını koruyalım.

 

İnceleyelim.

 

Restore edelim.

 

Yaşatalım.

 

Çünkü yarın yeni bir deprem olduğunda çocuklarımıza yalnızca beton binaları değil, geçmişte yapılan doğru şeyleri de anlatabilmeliyiz.

 

Erzincan bir deprem şehridir.

 

Bunu değiştiremeyiz.

 

Ama depremle yaşamayı öğrenen, bilimle şehirleşen ve geçmişinden ders çıkaran bir Erzincan’ı hep birlikte inşa edebiliriz.

 

Ve benim gönlümden geçen şudur:

 

Kurma Evler yıkılmasın; Erzincan’ın hafızası da yıkılmasın.

 

Çünkü bazı evlerin değeri metrekaresiyle değil,hatırasıyla ölçülür.

Ekrem Abi Site matbahis giriş