Söyleşi:Filozof Sosyolog
.
Toplumumuza, mesleğine ve yaşadığı şehre emek veren, ülkemizde üretimleriyle iz bırakan ve kendi alanında değer oluşturan isimlere vefa göstermek amacıyla hazırladığım “Vefa” yazı dizimin bu bölümünde, fotoğraf sanatına gönül vermiş değerli Fotoğraf Sanatçısı Esin ATAR SAĞIR ile bir araya geldik. Ulusal ve uluslararası platformlarda elde ettiği başarıları, farklı seçki ve sergilerde yer alan çalışmaları ve kendine özgü fotoğraf diliyle Esin ATAR SAĞIR’ın sanat yolculuğuna yakından baktık.
Bir fotoğraf karesine yalnızca bir görüntüyü değil; insanı, duyguyu, zamanı ve hayatın içindeki hikâyeleri sığdıran sanatçımızla gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, kadrajın ardındaki emeği, bakışı ve sanat anlayışını da anlamaya çalıştık.
Böylelikle toplumumuza farklı pencerelerden bakarak onu anlama yolculuğumuzu da derinleştiriyoruz. Bir sosyolog olarak insanı ve toplumu yalnızca tek bir perspektiften değil, sanatın farklı disiplinlerinin sunduğu bakış açılarıyla birlikte değerlendirmeyi önemsiyorum. Resimden edebiyata, şiirden fotoğraf sanatına uzanan bu söyleşiler aracılığıyla insanın ve toplumun izlerini farklı sanatçıların gözünden okumaya çalışıyor; 360 derecelik bir bakış açısıyla daha bütünlüklü, şeffaf ve anlaşılır bir değerlendirme zemini oluşturuyoruz.
Her sanat dalının hayata tuttuğu farklı bir ayna olduğuna inanıyorum. Bu aynalarda oluşan farklı yansımaları bir arada okuyarak insanı, toplumu, kültürü ve yaşadığımız zamanı daha yakından anlamaya; aynı zamanda kendi alanında emek veren ve değer üreten isimlerin hikâyelerini görünür kılmaya devam ediyoruz.
1. Esin Hanım, hoş geldiniz. Merhaba. Öncelikle sizi henüz tanımayan okuyucularımız için Esin Atar SAĞIR kimdir? Nerede doğdunuz, hangi eğitimleri aldınız? Çocukluğunuzdan bugüne uzanan hayat hikâyenizde sizi bugün olduğunuz kişiye dönüştüren önemli dönüm noktalarından söz eder misiniz?
Merhaba. Rize’de doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Rize’de tamamladım. Evli ve 3 kız annesiyim. Şu anda Açıköğretim Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nde eğitimime devam ediyorum. Fotoğraf hayatımın en önemli parçalarından biri. Özellikle portre ve sokak fotoğrafçılığı üzerine çalışmalar yapıyorum. İnsanları, yaşamın içindeki anları ve sokaktaki hikâyeleri kendi bakış açımla fotoğraflamayı seviyorum. Şu sıralar çalışmalarımı özellikle kişisel bir sergi oluşturma üzerine yoğunlaştırıyorum. Fotoğraf benim için sadece bir uğraş değil; kendimi ifade etmenin ve dünyaya bakışımı anlatmanın en önemli yollarından biri.
2. Fotoğrafla ilk tanışmanız nasıl gerçekleşti? Fotoğrafçılığa başlamanıza vesile olan özel bir kişi, olay veya an var mıydı?
İlk zamanlar bir hobi olarak başlayan fotoğraf, sizin için ne zaman ciddi bir sanat yolculuğuna dönüştü? Fotoğrafla yolum çocukluk yıllarımda kesişti. Babamın Ruslardan aldığı bir Zenit fotoğraf makinesi vardı. O makine benim için büyük bir merak kaynağı oldu. Daha o yaşlarda makinenin ayarlarını öğrenmeye ve fotoğraf çekmeye başladım. Zamanla ailenin fotoğrafçısı oldum. Son beş yıldır ise fotoğrafı daha çok bir sanat olarak ele alıyor ve bu alanda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarına katılarak dereceler elde ettim. Her çalışma ve her yarışma benim için yeni bir deneyim ve kendimi geliştirmek için bir fırsat oldu. Bugün fotoğraf, hayatımda çocuklukta başlayan bir meraktan çok daha fazlası; kendimi ifade ettiğim ve sürekli geliştirmeye çalıştığım bir sanat alanı.
3. Fotoğraf sizin için ne ifade ediyor? Bir anı kaydetmenin ötesinde, fotoğraf aracılığıyla anlatmak istediğiniz bir duygu, düşünce veya hikâye var mı? Sizce fotoğrafçı gördüğü şeyi mi çeker, yoksa kendi dünyasından bir parçayı da kadraja taşır mı?
Fotoğraf benim için yalnızca gördüğüm bir görüntüyü kaydetmek değil. Fotoğraf, bir anın içinde saklı olan duyguyu, hikâyeyi ve bazen de insanların fark etmediği küçük ayrıntıları görünür kılmak. Bir fotoğrafa baktığımda öncelikle o anın bana ne hissettirdiğine bakarım. İnsanların yüz ifadeleri, bakışları, beden dilleri, ışık ve gölgeler benim için çok önemlidir. Bazen herkesin sıradan olarak gördüğü bir an, benim için güçlü bir hikâyenin başlangıcı olabilir. Fotoğraf çekerken gördüğüm şeyin ötesini hissetmeye ve anlatmaya çalışıyorum. Benim için iyi bir fotoğraf, sadece güzel görünen değil, izleyicide bir duygu ve düşünce bırakan fotoğraftır.
4. Portre ve sokak fotoğrafçılığı çalışmalarınızla öne çıkıyorsunuz. Bu iki alanın sizin için özel anlamı nedir? Portrede insanın yüzündeki ve gözlerindeki hikâyeye, sokak fotoğrafında ise hayatın kendiliğinden gelişen anlarına nasıl yaklaşıyorsunuz?
Beni en çok portre ve sokak fotoğrafçılığı etkiliyor. Özellikle insanların bakışları, yüz ifadeleri ve hayat hikâyeleri fotoğraflarımda önemli bir yer tutuyor. Bunun yanında gölgeler de benim için çok önemli; ışık ve gölgelerin fotoğrafa kattığı atmosferi ve gizemi seviyorum. Bazen tek bir bakışın ya da bir gölgenin, uzun bir hikâyeyi anlatabileceğine inanıyorum. Bu nedenle fotoğraf çekerken insanların ve sokakların bana hissettirdiği anları yakalamaya çalışıyorum. Beni en çok portre ve sokak fotoğrafçılığı etkiliyor. Özellikle insanların bakışları, yüz ifadeleri ve hayat hikâyeleri fotoğraflarımda önemli bir yer tutuyor. Bunun yanında gölgeler de benim için çok önemli; ışık ve gölgelerin fotoğrafa kattığı atmosferi ve gizemi seviyorum. Bazen tek bir bakışın ya da bir gölgenin, uzun bir hikâyeyi anlatabileceğine inanıyorum. Bu nedenle fotoğraf çekerken insanların ve sokakların bana hissettirdiği anlarr yakalamaya çalışıyotum
5. Bir insanın fotoğrafını çekerken onun gerçek hâlini yakalamak kolay değildir. Fotoğrafını çektiğiniz kişiyle aranızda nasıl bir iletişim kuruyorsunuz? Bir insanın karakterini, duygusunu veya hikâyesini tek bir kareye sığdırmak mümkün müdür?
İnsan fotoğrafında benim için en önemli şey doğallık ve duygudur. Bir insanın bakışının, yüz ifadesinin ve beden dilinin onun ruh hâli hakkında çok şey anlattığını düşünüyorum. Bu nedenle fotoğraf çekerken sadece kadrajı değil, kişinin o anki duygusunu da yakalamaya çalışıyorum. Fotoğrafını çektiğim kişiyle kurduğum iletişimin fotoğrafa büyük etkisi var. Önce karşımdaki insanı anlamaya ve kendisini rahat hissetmesini sağlamaya çalışıyorum. Çünkü insan kendini rahat hissettiğinde daha doğal oluyor ve gerçek duyguları fotoğrafa yansıyor. Benim için iyi bir portre, sadece bir yüzü göstermek değil; o insanın bakışından, ifadesinden ve duruşundan bir hikâye hissettirebilmektir.
6. Fotoğraf yarışmaları ve seçkiler açısından önemli çalışmalarınız bulunuyor. TFSF kapsamında Türkiye Güzellikleri ve Cumhuriyet sergilerinde fotoğraflarınızın seçilmesi size ne hissettirdi? Katıldığınız yarışmalar, aldığınız ödüller ve seçildiğiniz diğer çalışmalar hakkında bizimle paylaşmak istediğiniz başarılarınız nelerdir?
Fotoğraflarımın TFSF kapsamında düzenlenen Türkiye Güzellikleri ve Cumhuriyet sergilerinde seçilmesi benim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı oldu. Fotoğraf üretirken verdiğim emeğin ve bakış açımın böyle önemli seçkilerde yer bulması, doğru yolda olduğumu hissettirdi ve beni daha fazla üretmeye teşvik etti. Katıldığım ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarında elde ettiğim dereceler de benim için çok değerli. Her ödülü yalnızca bir başarı olarak değil, kendimi geliştirmem için yeni bir motivasyon olarak görüyorum. Özellikle fotoğraflarımın farklı jüri ve seçkiler tarafından değerlendirilmesi, kendi fotoğraf dilimi geliştirmeme katkı sağlıyor. Benim için asıl önemli olan, bu başarıların sonunda fotoğraf üretmeye devam etmek ve zaman içinde kendime ait daha güçlü bir görsel dil oluşturmak. Önümüzdeki dönemde özellikle kişisel sergi çalışmalarına yoğunlaşarak bu yolculuğu daha ileriye taşımak istiyorum.
7. 35AWARDS’ta iki fotoğrafınızın “Yılın Kataloğu”na girmesi oldukça önemli bir başarı. Biri portre, diğeri sokak fotoğrafı olan bu iki çalışmanın hikâyesini anlatır mısınız? Bu fotoğrafları çekerken ne gördünüz ve bugün geriye dönüp baktığınızda bu iki kare sizin için ne ifade ediyor?
35AWARDS’ta “Yılın Kataloğu”na giren iki fotoğrafımdan biri portre, diğeri ise sokak fotoğrafıydı. Bu iki fotoğraf benim için insanı, anı, ışığı ve gölgeyi anlatması açısından çok özel. Portre fotoğrafında beni etkileyen, kişinin bakışındaki duygu ve yüzündeki ifadeydi. O anda sadece bir portre değil, kişinin taşıdığı duyguyu ve hikâyeyi görmeye çalıştım. Sokak fotoğrafında ise gölgede oynayan üç çocuk vardı. Tam o anda ortadaki çocuğun topa vurduğu anı yakaladım. Çocukların hareketleri, top ve gölgelerin oluşturduğu görüntü bana çok güçlü ve doğal bir an sundu. Fotoğrafı çekerken aslında sıradan bir oyun anının, doğru anda ve doğru kadrajla nasıl güçlü bir hikâyeye dönüşebileceğini gördüm. Bugün geriye dönüp baktığımda bu iki fotoğrafın benim fotoğraf anlayışımı çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Biri insanın bakışındaki duyguyu, diğeri ise sokağın içindeki doğal hayatı anlatıyor. İkisinde de benim için önemli olan şey, o anı fark etmek ve başkalarının belki de gözden kaçırabileceği bir hikâyeyi kadraja taşıyabilmek.
8. Özellikle sokak fotoğrafçılığında uluslararası ölçekte dikkat çeken bir başarınız söz konusu. Dünyanın farklı ülkelerinden fotoğrafçıların yer aldığı bir seçkide, sokak fotoğrafı alanında seçilen tek Türk fotoğrafçı olmanız sizin için ne ifade ediyor? Bu başarının sizin fotoğraf yolculuğunuzdaki yeri nedir?
Bu başarı benim için öncelikle büyük bir gurur ve aynı zamanda önemli bir sorumluluk ifade ediyor. Dünyanın farklı ülkelerinden fotoğrafçıların yer aldığı bir seçkide, sokak fotoğrafçılığı alanında seçilen tek Türk fotoğrafçı olmak, yaptığım işin sınırları aşabildiğini görmek açısından çok değerli. Ancak benim için asıl anlamı, fotoğrafçılık yolculuğumda geldiğim noktayı ve yıllardır bu alana verdiğim emeğin karşılığını hissettirmesi. Sokak fotoğrafçılığı benim için yalnızca insanları ve şehirleri belgelemek değil; hayatın içindeki küçük anları, tesadüfleri, duyguları ve görünmeyen hikâyeleri fark edebilmek. Bu seçki, benim bu bakış açımın uluslararası bir platformda karşılık bulduğunu gösterdi. Elbette böyle bir başarı insanı mutlu ediyor ama aynı zamanda daha iyisini üretme konusunda da motive ediyor. Bana göre fotoğrafçılıkta hiçbir başarı bir son değil. Tam tersine, yeni bir başlangıç. Bundan sonra da kendi hikâyemi, kendi bakışımı ve yaşadığım coğrafyanın özgün ruhunu fotoğraflarla anlatmaya devam etmek istiyorum.
9. Bir fotoğrafın yarışmada seçilmesiyle izleyicide iz bırakması aynı şey midir? Siz bir fotoğrafın başarılı olduğunu hangi ölçütlerle değerlendiriyorsunuz? Teknik mükemmellik mi, estetik mi, doğru anı yakalamak mı, yoksa fotoğrafın izleyicide uyandırdığı duygu mu sizin için daha önemli?
Bir fotoğrafın yarışmada seçilmesiyle izleyicide iz bırakmasının aynı şey olduğunu düşünmüyorum. Yarışmada seçilmek elbette önemli bir başarı, ancak benim için fotoğrafın asıl başarısı izleyicide bir duygu ve düşünce uyandırabilmesi. Teknik mükemmellik ve estetik elbette önemli. Fakat benim için bunların önünde fotoğrafın doğru anı yakalaması ve bir hikâye anlatması geliyor. Özellikle insan fotoğraflarında bir bakışın, sokak fotoğrafında ise çok kısa bir anın bütün fotoğrafı değiştirebileceğine inanıyorum. Ben bir fotoğrafa baktığımda kendime, “Bu fotoğraf bana ne hissettiriyor ve bana ne anlatıyor?” diye soruyorum. Eğer bir fotoğraf izleyicinin karşısında kaldıktan sonra onda bir duygu, merak veya soru bırakabiliyorsa, benim için başarılı bir fotoğraftır.
10. Çalışmalarınızın yarışmaların yanı sıra kataloglarda, sergilerde ve farklı platformlarda yer alması fotoğraflarınızın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. Fotoğrafçının ürettiği eserin kendi çevresinin dışına çıkıp farklı insanlara ulaşması sizin için ne ifade ediyor?
Fotoğrafın yolculuğu, fotoğrafçının kontrolünden çıktıktan sonra nasıl bir anlam kazanıyor? Bir fotoğrafın benim çevremden çıkıp farklı insanlara ulaşması, benim için üretimin en değerli taraflarından biri. Çünkü fotoğraf sadece çekildiği yerde ve çekildiği anda kalmıyor; sergide, katalogda veya başka bir yerde izleyiciyle buluştuğunda yeni bir hayat kazanıyor. Ben fotoğrafı çekerken kendi gördüğümü anlatıyorum. Ancak izleyici fotoğrafa kendi hayatından, kendi deneyimlerinden bakıyor. Bu yüzden aynı fotoğrafın farklı insanlarda farklı duygular oluşturması bana çok değerli geliyor. Fotoğrafın benim kontrolümden çıkıp izleyiciye ait bir duyguya dönüşmesini seviyorum. Bence fotoğrafın gerçek yolculuğu da o noktada başlıyor.
11. Fotoğraf sanatının yanı sıra başka sanat dallarıyla da ilişkinizi merak ediyoruz. Resim, şiir, edebiyat, müzik, sinema, heykel veya başka bir sanat alanıyla ilgileniyor musunuz? Bu alanlardan herhangi biri fotoğraf çalışmalarınızı besliyor mu?
Fotoğrafın diğer sanat dallarıyla sürekli bir etkileşim içinde olduğunu düşünüyorum. Özellikle sinema ve resimdeki ışık, gölge, kompozisyon ve atmosfer anlayışı fotoğraf çalışmalarımı etkiliyor. Bunun yanında edebiyat ve müziğin de insanın duygu dünyasını beslediğine inanıyorum. Benim için bütün sanat dallarının ortak noktası, bir duygu veya hikâye anlatabilmek. Fotoğraf çekerken de bu anlayıştan yararlanıyorum. Özellikle portre ve sokak fotoğraflarımda ışık, gölge, bakış ve atmosfer üzerinden bir hikâye oluşturmaya çalışıyorum. Bu nedenle başka sanat dallarına bakmanın, fotoğrafçı olarak kendi görsel dünyamı geliştirmeme katkı sağladığını düşünüyorum.
12. Sanatçıların birbirinden ve farklı disiplinlerden beslenmesi oldukça doğal. Sizi estetik veya düşünsel açıdan etkileyen bir ressam, fotoğrafçı, şair, yazar, önetmen, müzisyen ya da sanat eseri var mı? İlhamınızı daha çok nereden alıyorsunuz?
Beni estetik ve düşünsel açıdan etkileyen birkaç önemli fotoğrafçı var. Özellikle Steve McCurry, Sebastião Salgado ve Henri Cartier-Bresson’ın çalışmalarını ilgiyle takip ediyorum. Steve McCurry’nin insan portrelerindeki duygu ve bakışları, Sebastião Salgado’nun insanı ve hayatı ele alış biçimi beni etkiliyor. Henri Cartier-Bresson’ın ise “doğru anı” yakalama anlayışını kendime yakın buluyorum. Benim fotoğraf anlayışımda da insan, bakış, hikâye, ışık ve gölge önemli bir yere sahip. Bu fotoğrafçıların çalışmalarından ilham alırken kendi yaşadığım çevreyi ve karşılaştığım insanları kendi bakış açımdan anlatmaya çalışıyorum. İlhamımı yalnızca fotoğrafçılardan değil, aynı zamanda sokaktan, insanlardan, sinemadan, kitaplardan ve müzikten alıyorum.
13. Trabzon Fotoğrafevi Derneği bünyesindeki çalışmalarınızdan ve yer aldığınız etkinliklerden de söz etmek isteriz. “30 Saniye” fotoğraf sunumu ve “Işığı Hisset” temalı çalışmanız sizin için nasıl deneyimlerdi? Işık, gölge ve yansıma gibi unsurlar fotoğraf dilinizde nasıl bir yere sahip?
Trabzon Fotoğrafevi Derneği bünyesinde yaptığım çalışmalar ve katıldığım etkinlikler benim için önemli deneyimler oldu. Özellikle “30 Saniye” fotoğraf sunumu, kısa bir süre içinde doğru anı seçmenin ve fotoğrafı bir hikâye olarak anlatmanın farklı bir deneyimini yaşattı. “Işığı Hisset” temalı çalışma ise ışığa ve gölgeye daha farklı bakmamı sağladı. Işık ve gölge benim fotoğraf dilimde önemli bir yere sahip. Özellikle sokak fotoğraflarında ışığın insanlarla ve mekânlarla kurduğu ilişkiyi gözlemlemeyi seviyorum. Gölge bazen fotoğrafın görünmeyen kısmını anlatıyor, bazen de görüntüye gizem ve derinlik katıyor. Yansımalar da aynı şekilde bana farklı kadrajlar ve farklı hikâyeler sunuyor. Bu çalışmalar sayesinde sadece fotoğraf çekmek değil, ışığı görmek ve hissetmek konusunda da kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Çünkü benim için fotoğraf biraz da ışığı doğru zamanda fark edebilmek.
14. Günümüzde cep telefonları ve sosyal medya sayesinde herkes fotoğraf üretebiliyor ve paylaşabiliyor. Bu durum fotoğraf sanatını sizce nasıl değiştirdi? Sosyal medya bir fotoğrafçı için öncelikle bir ifade ve paylaşım alanı mı, yoksa zaman zaman beğeni ve görünürlük kaygısının sanatın önüne geçtiği bir alan mı?
Cep telefonlarının ve sosyal medyanın fotoğrafı herkes için daha ulaşılabilir hâle getirdiğini düşünüyorum. Bu durum fotoğrafın daha geniş kitlelere ulaşması açısından önemli bir fırsat. Artık insanlar çok kolay fotoğraf üretebiliyor, paylaşabiliyor ve farklı fotoğrafçıların çalışmalarını takip edebiliyor. Ben sosyal medyayı öncelikle fotoğraflarımı paylaşabileceğim ve farklı insanlara ulaşabileceğim bir alan olarak görüyorum. Ancak burada beğeni ve görünürlük kaygısının fotoğrafın önüne geçmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir fotoğrafı sadece daha çok beğeni almak için üretmek, zamanla fotoğrafçının kendi bakış açısından uzaklaşmasına neden olabilir. Benim için asıl önemli olan, kendi fotoğraf dilimi oluşturmak ve inandığım fotoğrafı üretmek. Beğeni ve görünürlük elbette güzel ama bunların sanatın önüne geçmemesi gerektiğine inanıyorum. Fotoğrafın değerini yalnızca aldığı beğeni sayısıyla değil, izleyicide bıraktığı duygu ve düşünceyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
15. Fotoğrafçılık hayatınıza ve dünyaya bakışınıza ne kattı? Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra insanları, sokakları, doğayı ve gündelik hayatı eskisinden farklı görmeye başladığınızı düşünüyor musunuz?
Fotoğrafçılık hayatıma en çok bakmayı ve görmeyi kattı. Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra insanların bakışlarına, yüz ifadelerine, sokaklardaki küçük ayrıntılara, ışığa ve gölgelere daha fazla dikkat etmeye başladım. Eskiden belki sıradan olarak gördüğüm birçok şeyin aslında bir hikâyesi olduğunu fark ettim. Sokakta yürürken sadece yürümüyorum; çevremi gözlemliyor, ışığın nasıl değiştiğine, insanların nasıl davrandığına ve o anın nasıl bir fotoğrafa dönüşebileceğine bakıyorum. Fotoğraf bana sabırlı olmayı ve doğru anı beklemeyi de öğretti. Dünyaya artık biraz daha dikkatli ve meraklı bakıyorum. Sanırım fotoğrafçı olmak, benim için önce görmeyi öğrenmek demek.
16. Bugüne kadar çektiğiniz fotoğraflar arasında sizin için diğerlerinden farklı bir yere sahip olan, “Bu fotoğraf benim” dediğiniz bir çalışma var mı? Varsa bu fotoğrafın hikâyesini ve sizin için taşıdığı anlamı anlatır mısınız?
Benim için diğerlerinden farklı bir yere sahip olan fotoğraflardan biri, gölgede oynayan üç çocuğun olduğu kare. Özellikle ortadaki çocuğun topa vurduğu anı yakalamak benim için çok özel. Fotoğrafta beni etkileyen şey sadece çocukların oyunu değil; ışık, gölge, hareket ve anın aynı karede buluşmasıydı. Çok kısa süren bir andı ve o anı yakaladığımda fotoğrafın güçlü olduğunu hissettim. Bugün geriye dönüp baktığımda bu fotoğrafın benim fotoğraf anlayışımı yansıttığını düşünüyorum. Çünkü ben fotoğrafta insanı, doğal anları, gölgeleri ve hikâyeyi seviyorum. Sıradan bir sokak anının, doğru zamanda ve doğru bakışla farklı bir anlam kazanabileceğine inanıyorum. Bu nedenle bu fotoğraf için gerçekten “Bu fotoğraf benim” diyebilirim.
17. Son olarak biraz da fotoğraf makinesinin arkasındaki Esin Atar SAĞIR’ı tanımak isteriz. Fotoğraf dışında hayatınızı besleyen neler var? Hayatta sizi ne heyecanlandırıyor, ne düşündürüyor, neye inanıyorsunuz? Gelecekte gerçekleştirmek istediğiniz bir fotoğraf projesi, sergi veya hayaliniz var mı? Ve bu söyleşiyi okuyanlara kendi cümlelerinizle ne söylemek istersiniz?
Fotoğrafın bana kattığı en önemli şey, hayatın içinde gözden kaçan anların değerini fark etmek oldu. Bir insanın bakışı, sokakta oluşan bir gölge, birkaç saniyelik bir karşılaşma… Bazen çok küçük görünen şeylerin aslında büyük hikâyeler taşıdığını düşünüyorum. Gelecekte kendi fotoğraf dilimi daha da geliştirerek kişisel sergimi gerçekleştirmek ve yıllar boyunca biriktirdiğim hikâyeleri izleyiciyle paylaşmak istiyorum. Benim için önemli olan sadece fotoğraf üretmek değil, zaman içerisinde bana ait bir bakış oluşturabilmek. Bu söyleşiyi okuyanlara da şunu söylemek isterim: Kendinize ait olanı aramaktan vazgeçmeyin. Başkasının gördüğünü tekrar etmek yerine, kendi gözünüzle görmeye çalışın. Çünkü fotoğrafın en güçlü tarafı, aynı dünyaya bakan insanların onu bambaşka şekillerde anlatabilmesidir.
Esin ATAR SAĞIR’a, fotoğraf sanatına uzanan yolculuğunu, deneyimlerini, başarılarını ve kadrajının ardındaki dünyayı bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. “Mesleğinde Emektar Kişilere Vefa” yazı dizimiz kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyle, yalnızca ödülleri ve başarılarıyla değil; yıllar içinde fotoğrafa verdiği emek, geliştirdiği bakış açısı ve insanı, sokağı, hayatı ve yaşadığı coğrafyayı kadrajına taşıma biçimiyle değerli bir fotoğraf sanatçısını yakından tanıma fırsatı bulduk.
Bir fotoğraf sanatçısının objektifi, kimi zaman bir şehrin hafızasına, kimi zaman bir insanın bakışına, kimi zaman da hayatın fark edilmeyen bir anına ışık tutar. Esin ATAR SAĞIR’ın çalışmalarında da bu bakışı görmek mümkün. Fotoğraflarıyla yalnızca anı belgelemekle kalmayıp, izleyiciye farklı bir görme ve düşünme imkânı sunması, sanatın toplumla kurduğu bağ açısından da anlam taşıyor.
Bizim için vefa, emek veren insanları yalnızca başarılarıyla anmak değil; onların yıllar içinde oluşturduğu değeri görmek, hikâyelerini dinlemek, kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bu nedenle Esin ATAR SAĞIR ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi, fotoğraf sanatına ve onun arkasındaki emeğe duyduğum saygının bir ifadesi olarak değerlendiriyorum.
Kendisine samimi paylaşımları ve fotoğraf sanatına kattığı emek için teşekkür ediyor; kişisel sergi hedefinin gerçekleşmesini, yeni çalışmalarının daha geniş kitlelere ulaşmasını ve sanat yolculuğunun başarılarla devam etmesini diliyorum. Kadrajın ardındaki emeğe duyulan vefayla, değer üreten insanlarımızın hikâyelerini görünür kılmaya devam edeceğim.


