Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

KÂFİR DESEK TEKFİRE GİRER, GAVUR DESEK ARGO… PEKİ ASIL KONU NE?

Emin KANBUR **“Kral çıplak!” **Şimdi biri çıkıp: **“Ahali çıplak, kral

Emin KANBUR

**“Kral çıplak!” **Şimdi biri çıkıp:

**“Ahali çıplak, kral çıplak.”**

diyorsa, önce dönüp ona kızmak yerine, “Acaba gerçekten çıplak mıyız?”

 

Emin Kanbur / Araştırmacı – Yazar

 

Son günlerde Yavuz Köktaş hocamızın söylemleri üzerinden başlayan tartışmanın aslında çok daha derin bir tarafı var.

Meseleyi yalnızca bir kelime tartışmasına indirgemek yerine, dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz gerçekten Müslümanlığımızın gereğini ne kadar yaşıyoruz?

“Gavur” kelimesi bizim Karadeniz coğrafyamızda yıllardır günlük dilde kullanılan, zaman zaman inancından uzaklaşan veya dinin gereklerine aykırı yaşayan insanlar için söylenen argo bir ifade olmuştur.

O gavurun kızı, gavur oğlu gavur, vs. vs.

Hatta bazı yerlerde, farklı anlam ve yakıştırmalarla başka insanlar için de kullanılmıştır.

 

“Kâfir” ise Kur’an’da geçen bir kavramdır.

Değinmek isterim ama çok tehlikeli bir konu bilmenizi de isterim.

Kök anlamı itibarıyla örtmek, gizlemek anlamlarını taşır. Kur’an’ın kullanımında Allah’ın ayetlerini inkâr eden, gerçeği örten ve bile bile reddeden kimseler için kullanılır.

Fakat burada çok önemli bir ölçü vardır:

Her günah işleyene “kâfir” denmez.

Bir Müslümanın günah işlemesiyle Allah’ın hükmünü inkâr etmesi aynı şey değildir. İnsanların kalplerindeki imanı ölçmek, onları tek tek sınıflandırmak ve tekfir etmek bizim haddimiz değildir.

Tabiki bu konuya yakın düşmekte bir başka çıkmaz.

Ve şiddetle kaçınılması gerekilen bir yakıştırma dir.

 

Öyleyse asıl tartışmamız gereken konu nedir?

Bence mesele tam da burada başlıyor.

Allah, Nûr Suresi 31. ayette kadınların örtünmesine ilişkin bir ölçü ortaya koyuyor. Ahzâb Suresi 59. ayette de dışarı çıkarken üzerlerine dış giysilerini almalarını bildiriyor.

Peki biz bugün bu ayetleri ne kadar okuyoruz?

Okuyoruz da ne kadar anlıyoruz?

Anlıyoruz da ne kadar hayatımıza taşıyoruz?

Üstelik mesele yalnızca örtünme de değil.

Faiz konusunda ne durumdayız?

İçki konusunda ne durumdayız?

Zina konusunda ne durumdayız?

Kul hakkı konusunda ne durumdayız?

Ticarette dürüstlük konusunda ne durumdayız?

Adalet konusunda ne durumdayız?

Bir taraftan:

“Elhamdülillah, Müslümanım.”

diyoruz.

Elbette Müslümanım demek kıymetlidir.

Ama Müslümanlık yalnızca bir kimlik değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.

Allah’ın kitabını evimizin en güzel yerine koyup, hayatımızın en uzak yerine koyuyorsak burada ciddi bir çelişki yok mudur?

Bunca ayeti yoksa örtüyor muyuz sorgulamak gerekir.

Kur’an’ı okuyoruz ama hükümlerini hayatımıza taşımıyoruz. Ayetlerden bahsediyoruz ama işimize gelmeyen yerde görmezden geliyoruz.

İşte tartışılması gereken asıl mesele budur.

Şu bir gerçekki İnsanların kalplerini, niyetlerini ve imanlarını Allah bilir.

Fakat toplum olarak kendimize dönüp:

“Allah’ın ayetlerini hayatımızda ne kadar dikkate alıyoruz?”

diye sormak hepimizin sorumluluğudur.

 

Yavuz Korktaş hocamızın söylediklerini de ben bu çerçevede değerlendiriyorum.

 

Hocam, bildiğinizi ve inandığınızı ifade etmişsiniz.

Ben de bu vesileyle tartışmanın başka bir boyutuna dikkat çekmek istiyorum.

 

Peygamber Efendimizin kötülük karşısında tavır alınmasına ilişkin hepimizin bildiği bir ölçü var: Gücü yeten eliyle, buna gücü yetmeyen diliyle, buna da gücü yetmeyen kalbiyle karşı koyar.

Demekki konumunuz gereği değerli hocam gerekeni yapmışsınız.

Ve tam burada meşhur “Kral çıplak!” hikâyesini hatırlamak gerekir.

Herkesin gördüğü ama kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir gerçeği bir çocuk dile getirir:

“Kral çıplak!”

Şimdi biri çıkıp:

“Ahali çıplak, kral çıplak.”

diyorsa, önce dönüp ona kızmak yerine, “Acaba gerçekten çıplak mıyız?” diye kendimize bakmamız gerekmez mi?

Bazen rahatsız edici olan sözün kendisi değil, söylediği gerçektir.

Bir insanın kullandığı kelimeye takılıp kalırken, o kelimenin işaret ettiği toplumsal probleme hiç bakmıyorsak, asıl meseleyi kaçırmış oluruz.

Kimseye “kâfir” deme peşinde değilim.

“Gavur” gibi argo bir ifadeyi de abartılı buluyorum desem yanlış olmaz . Bu kadar güncel bir toplumsal kaosu tartışmaya actıya, tam yerine oturmuş gibi de görünüyor.

Benim derdim başka:

Söylenen sözün arkasındaki gerçeği konuşalım.

Müslüman olduğumuzu söylüyorsak, Kur’an bizim hayatımızın neresinde?

Ayetleri biliyor muyuz?

Okuyor muyuz?

Anlıyor muyuz?

Ve en önemlisi…

Yaşıyor muyuz?

Belki de bugün hepimizin aynaya bakıp sorması gereken soru şudur:

“Allah’ın ayetlerini konuşuyor muyuz, yoksa onları hayatımızdan yavaş yavaş örtüyor muyuz?”

Çünkü mesele, kime “gavur” dediğimizden çok daha büyük.

Mesele, Müslümanım diyen bizlerin Müslümanlığın sorumluluğunu ne kadar taşıdığıdır.

İşte asıl tartışılması gereken konu budur.

Ekrem Abi Site matbahis giriş