Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Şair Âdem İRHAN ile Hece Şiirinden Gönül Diline

Söyleşi:Filozof Sosyolog Edebiyat, insanın duygu ve düşünce dünyasını sözcüklerle anlamlandırdığı;

Söyleşi:Filozof Sosyolog

Edebiyat, insanın duygu ve düşünce dünyasını sözcüklerle anlamlandırdığı; şiir ise kimi zaman bir gönül yarasını, kimi zaman bir özlemi, kimi zaman da bir milletin ortak hafızasını dizelere taşıdığı eşsiz bir sanat alanıdır. Türk şiirinin köklü geleneğini yaşatmak, edebiyata emek veren isimleri tanıtmak ve onların düşünce dünyalarını okurlarla buluşturmak, kültürel mirasımıza sahip çıkmanın önemli yollarından biridir.

Bu anlayışla hazırladığım “Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” söyleşi dizimde, şiire gönül veren, kalemiyle edebiyat dünyasında yer edinen ve söze değer katan isimleri konuk ediyorum.

 

Söyleşi dizimin ilk konuğu, şiirin duygu dünyasına açılan kapısını aralayan, sözcüklerin gücüyle insanın iç sesine ulaşan Sayın Şair Âdem İRHAN.

 

Şiire, edebiyata ve hayata dair düşüncelerini kendi ifadeleriyle tanıyacağımız bu söyleşide; bir şairin dünyasına, dizelerin ardındaki duyguya ve edebiyat yolculuğunun anlamına birlikte bakacağız. Çünkü vefa, yalnızca geçmişin değerlerini hatırlamak değil; bugün üreten, emek veren ve kültürümüze katkı sunan isimleri de görünür kılmaktır.

 

Merhaba Adem Bey, hoş geldiniz. Öncelikle Türk Dili ve Edebiyatına, Türk şiirine sunduğunuz katkılar ve söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

 

Sizi tanımayan okurlarımız için kendinizi tanıtır mısınız? Adem İrhan kimdir?

Merhaba Jale Hanım, hoş bulduk. Söyleşinizde bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim. 1975 yılında Elazığ’da doğdum. Üniversite eğitimi de dâhil olmak üzere tüm eğitim hayatımı Elazığ’da tamamladım. Hâlen bir kamu kuruluşunda idareci olarak görev yapmaktayım. Evli ve dört çocuk babasıyım. 1998 yılından bu yana hece şiiriyle iç içeyim.

 

Elazığ’da doğup büyümek, yaşadığınız coğrafyanın kültürü ve insan ilişkileri şiir dünyanızı nasıl etkiledi? Memleketinizin edebî kimliğinizin oluşumundaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette şiir dünyamızın ve şair kimliğinin etkilenmesinde içinde bulunduğumuz coğrafyanın etkisi büyüktür. Yurdumun her köşesi gibi memleketim Elazığ da edebi ve kültürel açıdan çok zengindir kadim bir kültüre sahiptir. Doğarken ninni, ölünce ağıt yakılan bir kültürün mirasçıları olarak şiirden etkilenmememiz mümkün değildir. Ve bu ikisi arasında hayatımız süresince şarkı, türkü, marş, naat gibi eserlerin etkisinde ister istemez kalmışızdır. Özellikle Elazığ’ın etkisi şu açıdan oldu demek tam anlamıyla doğru olmayabilir. Fakat bu kadim şehrimin “Çayda çıra, Ahcik, Yüksek minarede kandiller yanar, Ne feryad edersin divane bülbül” gibi onlarca eserin mûsikî ve kafiye ahengine bakıp, dinleyip o kültür içinde yoğrulunca etkilenmemek elde değil. Ben de bu köklü kültürde filizlenmeye çalışan bir hece şairiyim.

 

Duyguları sözcüklere dökmek ve onları okurun yüreğine ulaştırmak herkesin başarabileceği bir şey değildir. Kaleminizin gücünü ve şiir yazma yeteneğinizi ne zaman fark ettiniz?

Ortaokul lise dönemlerinde hazır cevaplılığımla bilinen bir öğrenciydim. Bence bu yolun ilk adımları buradan geliyor. Daha sonra hayat içerisinde duygu dünyamız geliştikçe gerek ifadelerimize bir ahenk katma isteği, gerekse sıra dışı bir ifade şekli olsun diye duygularımızı kafiye örgüsü ile yazmaya ve ifade etmeye çalıştık. Çünkü en derin ve en güzel duygular en güzel şekilde sunulmalıydı. Aslında şiir duyguların bir nev-i sunum şeklidir. Sadece duygunun güzelliği yetmez, sunumun da mükemmel olması gerekiyordu. Böylelikle başlayan bir yolculuktu.

 

Şiirlerinizde aşk, özlem, ayrılık ve gönül dünyasına ilişkin temaların öne çıktığı görülüyor. Bu temalar kişisel yaşam deneyimlerinizden mi, yoksa insan ilişkilerine yönelik gözlemlerinizden mi besleniyor?

Evet şiirlerimde daha çok aşk, özlem, hasret gibi duygu dünyasını anlatan şiirler çoğunlukta. Elbette bizzat kendi iç dünyamı, kendi duygularımı anlattığım çok sayıda şiirim oldu. Zaten şiirdeki duygu derinliğine baktığınızda yaşanmadan yazılmaz diyebileceğiniz eserlere rastlamanız olasıdır. Bunun yanı sıra gözlemlerim ve şahit olduğum hayat hikayeleri sonucunda da yazdığım eserler var. Ziyan, Hicranın Tavafı, Beddua bunlardan sadece bir kaçıdır. Şiirlerimizde gerçek duygunun yanı sıra kurguladığımız durumlar da yok değil. Şöyle ki; Bir cinayet romanı yazmak için ille de katil olmaya gerek yoktur. Hayal gücü ve kurgu ile yazdığımız veya desteklediğimiz şiirlerimiz tabi ki var.

 

Bir şiirin özgün ve kalıcı olmasını sağlayan unsurlar sizce nelerdir? Şairin yaşadıklarını yazması yeterli midir, yoksa şiirin dil, imge ve estetik bakımından da belirli bir olgunluğa ulaşması mı gerekir?

İmge, şiiri şiir yapan en önemli unsurlardan bir tanesidir. Duygu, düşünce ve hayalleri daha etkili, daha güzel ve daha çarpıcı anlatmak, az sözle çok şey ifade etmek, duyguya derinlik katmak için kelimelerin gerçek anlamlarının dışına çıkılması ya da aralarında değişik ilgi ve uyumlar kurularak yapıldığında şiire özgün bir hal alır. Bu da söz sanatlarını iyi bir şekilde ve yerinde kullanmakla mümkündür.

 

“Seni özledim, gözlerini ne zaman göreceğim?” demek ile

 

“Bir alev sol yanımı yakıyor zaman zaman,

Bilmem ki gözlerinin görüş günü ne zaman?”

 

Demek aynı şey değildir. Birinde düz bir ifade, birinde imge, söz sanatı ve ahenk var. Zaten şiiri şiir yapan da bu değil mi? Her ne kadar aynı anlam çıksa da sunum şekli ve ifadedeki özgünlük duyguya farklı bir boyut kazandırıyor.

 

Geleneksel Türk şiiri ile günümüz şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz? Halk şiirinin, hece ölçüsünün ve kafiye geleneğinin günümüz şairleri için hâlâ önemli bir yeri olduğunu düşünüyor musunuz? Kendi şiir anlayışınızı bu gelenekler içerisinde nerede konumlandırıyorsunuz?

Ben apaçık bir şekilde geleneksel Türk şiirinden yanayım. Hece şiirinde kafiyelerdeki ahenk ve o melodik yapı benim nazarımda hece şiirini bir adım öne çıkarır. Fakat bu farz değil, tarzdır. Benim kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşündüğüm kişisel bir seçimdir. Burada asıl olan hece vezni, serbest vezin veya aruz vezni ile yazılması değil duygunun en samimi, en derin duygularla kusursuz şekilde ifade edilmesi ve dinleyiciye iletilmesidir. Takdir edersiniz ki kusursuz bir serbest vezin şiiri, kusurlu bir hece şiirinden daha eftaldir. Kendimi konumlandırdığım yer hâlâ yolun başıdır. Çünkü geleneksel hece şiiri bir deryadır. Bireysel olarak değerlendirdiğimizde hepimiz birer damlayız. Ancak manzaraya geniş bir perspektiften bakıldığında geleneksel Türk şiirinin büyüklüğünü ve derinliğini görebiliriz. Şairler damla, geleneksel Türk şiiri deryadır.

 

Şiirleriniz arasında sizin için ayrı bir yere sahip olan, yazarken derin izler bırakan bir şiiriniz var mı? Varsa bu şiirin hikâyesini ve sizin için taşıdığı anlamı paylaşır mısınız?

Bir şiirin diğerinden üstünlüğü, yazarken yaşadığınız duygunun derinliğiyle doğru orantılıdır. Veya yazmanıza sebep olan olay veya kişi şiiri gözümüzde farklı bir yere taşır. Burada üstün olan şiir değil şiirin bizde bıraktığı izdir aslında. Bizim çok sevdiğimiz şiiri bir başkası sevmeye biliyor. Veya bizim için sıradan bir şiir çok fazla tutulup izlenebiliyor. Buradan da anlaşılacağı üzere farklı ve değerli olan şiir değil, kimin üzerinde ne kadar derin bir iz bıraktığıdır.

 

Kitapta olmayan 1 Kasım 2025’te yazdığım “Gözlerin” şiiri benim göz bebeğimdir. Farklı teknik ve farklı konularda yazdığım çok sayıda şiirim olsa da, bu şiirlerin bir kısmı çeşitli hece şiiri yarışmalarında dereceye girse de hatta bestelense de ‘’Gözlerin’’ şiirinin bende uyandırdığı his apayrıdır.

 

Her şiirin bir hikayesi olmaya bilir. Fakat her aşk şiirinin bir muhatabı vardır. Hitap ettiği, seslendiği, beni duy dediği bir nidadır. Muhatabın sizdeki değeri ne ise şiirin de değeri odur. Her mısrasında beni hiç bilmediğim bir sokağa götüren, hiç yaşamadığım bir ana götüren, belki de her okunduğunda gözlerimi buğulandıran bir şiirdir Gözlerin. Hatta şiirin ötesinde bir sırdır benim nazarımda. Şiirdeki mana da şairin karnında gizlidir.

 

Yazdığınız bir şiiri tamamlanmış kabul etmenizi sağlayan ölçütler nelerdir? Bir şiiri genellikle ne kadar sürede tamamlarsınız? Yazıp yarım bıraktığınız, daha sonra yeniden ele alarak tamamladığınız şiirleriniz oldu mu?

Yarım bırakıp daha sonra tamamladığım şiirler elbette oldu. Fakat duygusuna dokunmadan eklediğim kıta da olmuştur, teknik kusur görüp düzenlediğim yerleri de olmuştur. Bir gecede iki şiir yazdığım da oldu, bir şiire 2 ay çalıştığım bir türlü tamamlayamadığım zamanlar da oldu. Hece şiirinde öncelikle olmazsa olmaz olan kurallar vardır. Hece sayısı, durak, kafiye gibi. Teknik özelliklerin yanı sıra duygu yoğunluğu, özgün imgeler, tema, hikaye örgüsü, şiirde bütünlük, söz sanatlarının doğru ve yerinde kullanılması gibi unsurlar şiirin kemale erdiğini gösteren ölçütlerdir. Bir şiir benim nazarımda tamamlandı diyebilmem için şiiri bitirip defalarca okumam lazım. Hatta ses kaydı alıp defalarca dinlemem lazım. Okurken telaffuzda dil üzmemesi, dinlerken kulak tırmalamaması şarttır. Hüzünlü bir şiir yazıyorsam önce benim gözlerim dolmalı, benim içim burkulmalı. Mizah yazıyorsam önce beni kahkahaya boğmalı. Beni tatmin etmeyen bir şiiri okuyucunun beğenisine sunmak, sevmediğim bir yemeği ikram etmeye benzer. Önce ben tatmalıyım, ben beğenmeliyim. Konusuna göre önce ben ağlatmalı veya ben gülmeliyim. Aksi halde yazdığım şiir sadece şiir sayımı artırır, kaliteyi değil. Amacım da çok şiir yazmak değil kaliteli şiiri okuyucuya sunmaktır.

 

Şiirle ilk tanıştığınız dönemden bugüne uzanan edebiyat yolculuğunuzda sizi etkileyen şairler veya edebî eserler oldu mu? Varsa bu isimlerin şiir anlayışınızın şekillenmesine nasıl bir katkısı oldu?

Tabii ki etkilendiğim hatta imrendiğim şairler oldu. Ki bunların en başında değerli üstat merhum Necip Fazıl Kısakürek ve Abdurrahim Karakoç gelir. İçinde yaşadıkları milli ve manevi duyguyu her ikisi de ustalıkla ifade etmiş, saf ve derin duyguları sade ve duru bir lisan ile ustaca şiire nakşetmeleri, imge derinliği, hiciv şiirlerindeki ustaca dokunuşları hakikaten hayran kaldığım bir durumdur. Hiciv şiirlerinde tabiri caiz ise lafı gediğine koyma konusundaki ince işçilik nasıl takdir edilip nasıl etkilenilmez ki. Ayrıca onlarca sanatçının seslendirdiği yüzlerce eserin sahibi olan değerli söz yazarı merhum Ali Tekintüre, hece şiirinde yaşadığı dönemde iz bırakıp, sonraki döneme ışık tutan merhum Cemal Safi etkilendiğim değerli ustalardan sadece bir kaçıdır. Geleneksel Türk şiirinde ismi unutulmuş fakat eserleri halen zirvede olan sayısız şairlerin eserlerindeki ahenk beni etkilemiş ve şair kimliğime yön verip değer katmıştır. Hepimiz bu kültürün varisleri olduğumuza göre üzerimize düşeni almak ve geliştirmek gibi bir sorumluluk taşıyoruz. Sadece eserleri okumak yetmez bu kültürün devamı için hizmet etmeli hatta mümkünse bir tuğla da biz koymalıyız. Bizim bütün gayemiz ve misyonumuz budur ve bu olmalıdır.

 

Bir şairin toplumsal sorumluluğu olduğuna inanıyor musunuz? Sizce şair, bireysel duygularını ve yaşantılarını dile getirmekle mi yetinmelidir, yoksa toplumsal sorunlara, adaletsizliklere ve insanlığın ortak meselelerine de şiiriyle seslenmeli midir?

Şair elbette kendi duygularını yazar ve yazmalıdır da. Fakat şair sadece kendi meramını anlatacak kadar sığ fikirli de olamaz. Az önce de belirttiğim gibi vizyon ve misyon sahibi olmalı. Sadece kendi iç dünyasını yazarsa bu çok dar bir çerçevede sıkışmasına sebep olur. Ve toplumun şairi değil duygularının şairi olur. Toplumun sorunlarını da yazmalı, yaralarını da,beklentilerini de, hedefini de, varsa adaletsizliği de yazmalı eleştirmeli. Tadında ve dozunda taşlamalı da. Fakat bu taşlama edep çerçevesinde edebi bir dille olmalı ki sözün gücü ortaya çıksın.

 

Milli, ahlaki duygu ve değerleri yüceltirken, haksızlığı ve adaletsizliği yermeli. Ve buna muktedir olmalıdır.

 

Şiirinizi okuyan veya dinleyen bir kişi, şiirin size ait olduğunu üslubunuzdan ve anlatımınızdan kolaylıkla anlayabilir mi? Şiirde kendinize özgü bir dil ve tarz oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?

Bu durumu birçok kez test ettim. Daha yeni yazdığım şiirimi başkası okuduğunda bu kesin Adem İrhan’ın şiiridir diyen onlarca insan oluyor. Zamanla kalem kendine has bir şekle giriyor. İmgeler, sözler ve anlatım şekli veya içeriği okuyucunun veya dinleyicinin belleğinde yer ediyor. Tam aksi bir başkasının şiirini okuyup yeni yazdım nasıl olmuş dediğimde “Hayır, bu şiir senin değil” diyenler de oldu. Kaleminin renginin tanınması ayrı bir onur kaynağıdır.

 

Hayat tecrübeleriniz size insan, sevgi, sadakat ve vefa konusunda neler öğretti? Bugünkü Adem İRHAN, geçmişteki Adem İRHAN’a bir öğüt verebilseydi ona ne söylerdi?

Sevgi vefa sadakat elbette önemli ve vazgeçilmez değerler. Fakat bu değerleri değersizleştiren insanlar da yok değil. Vefa gösterince vefasızlık görüyorsan buna dünyada vefa yok diyemezsin. Bu, vefa denen bir değerin olmadığı değil, kişinin vefasızlığının göstergesidir. Bugünkü Adem İrhan geçmişteki Adem İrhan’a tek bir öneride bulunmak isteseydi, bu da “doz” konusunda olurdu. “Sevgide de, merhamette de, öfkede de, aşkta da dozu kaçırma. En büyük ağrıları dindiren ilaçta bile doz önemliyse, fazlası zararlıysa, sevgide de aşkta da öfkede de sitemde de çok önemli” derdim. Değer verdikçe değersizleştiğimiz şu kısacık ömürde kime, neyi, ne kadar verdiğine dikkat et derdim.

 

Dijitalleşmenin ve sosyal medyanın şiir üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sosyal medya şairlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlarken şiirin niteliğini ve edebî ölçütleri nasıl etkiliyor? Günümüzde şairlerin görünürlük ile edebî derinlik arasında nasıl bir denge kurması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Dijitalleşmenin ve sosyal medyanın şiir üzerindeki etkisini iki yönüyle değerlendiriyorum.

 

Şiirin daha geniş kitlelere ulaştırması bakımından büyük bir kazanımdır.

 

Şiirin niteliğinin geri plana itilmesi bakımından ise ciddi bir risktir.

 

Eskiden bir şairin geniş kitlelere ulaşabilmesi için edebiyat dergilerinde yayımlanması, bir yayıneviyle anlaşması veya edebiyat çevrelerinde tanınması önemliydi. Bugün ise henüz kitabı yayımlanmamış bir şair bile şiirini binlerce kişiye ulaştırabiliyor. Bu, edebiyat açısından önemli bir fırsattır. Çünkü yeteneğin ortaya çıkması için geleneksel yayıncılık kanallarına bağımlılık azalmıştır. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekiyor: Şiir yayımlama imkânının herkes için erişilebilir olması, yayımlanan her şiirin aynı edebî değere sahip olduğu anlamına gelmez.

 

Sosyal medya, şiirin değerini çoğu zaman beğeni, paylaşım ve görüntülenme sayıları üzerinden görünür kılıyor. Oysa bu sayılar, bir şiirin edebî niteliğini tek başına ölçemez. Özgün imgeler, sağlam bir kafiye örgüsü, dil işçiliği ve anlam derinliği barındıran bir şiir az okunabilir. Buna karşılık, okuyucunun duygularına doğrudan seslenen birkaç etkileyici dize çok geniş kitlelere ulaşabilir. Bu durum, bazı şairleri edebî niteliği geliştirmek yerine daha fazla etkileşim almaya yöneltebilir.

 

Şiirin çok beğenilmesi başka, şiir olarak başarılı olması başkadır. Elbette bu ikisi bir arada da bulunabilir; mesele, birinin diğerinin ölçütü hâline getirilmesidir. Dijitalleşmenin olumlu yönlerini de göz ardı etmemek gerekir. Şiir, seslendirme ve müzikle farklı bir boyut kazanabiliyor. Görseller ve videolar, şiirin atmosferini okuyucuya aktarabiliyor. Şairler birbirleriyle iletişim kurup eserleri hakkında görüş alışverişinde bulunabiliyor.

 

Klasik edebiyat eserlerine, sözlüklere ve şiir incelemelerine erişim kolaylaşıyor. Yapay zekâ gibi araçlar, ölçü, kafiye ve dil kusurlarını değerlendirmede yardımcı olabiliyor.

 

Burada önemli olan, teknolojinin şiirin önüne geçmemesidir. Görsel, müzik veya seslendirme şiiri desteklemeli; şiirin zayıflıklarını örten bir süse dönüşmemelidir.

 

Şiire gönül veren gençlere ve sizi ilk kez okuyacak edebiyatseverlere ne söylemek istersiniz? Gelecekte yayımlamayı düşündüğünüz yeni eserleriniz veya gerçekleştirmek istediğiniz edebî çalışmalarınız var mı?

Gençlerden yana ümitliyim. Elbette onlar da bu kültüre hizmet edecek, yazacak ve okuyacaklar. Onlar yarının kültür mirasçılarıdır. Ola ki yazmak isterlerse yazmadan önce bol okumaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Başarıda sınır yoktur o nedenle “ben oldum” dememeli. Onları eleştiren de olacak alkışlayan da. Ama buna aldanmamak gerek. Alkışlanmak her zaman başarılı olduklarını, eleştirilmek zayıf olduklarının göstergesi olmayabilir. Teknik kurallar ve derin duygu, saf dil ve yerinde imgelerle yazılan bir şiirin başarısız olma ihtimali yoktur. Belki beğeni almaz, belki alkışlanmaz ama eninde sonunda layık olduğu yere ulaşır. Bizim amacımız yüksek sayıda beğenilmek değil, alçak gönüllere görebilmektir.

 

Gelecekte planlarım arasında tamamen mizah ve hiciv temalı bir kitap çıkarmak. Akabinde şu an halen yazmakta olduğum şiirleri yine lirik şiir tarzında bir kitapta okuyucuya sunmak. Tabii ki Allah’ın planı bizim planımız üzerindedir. Allâh ömür ve sağlık verirse tabi ki.

 

Şiirlerinizde genelde aşk, hasret, ayrılık temalarını işlediğinizi görüyoruz. Giden birine son olarak ne söylemek isterdiniz?

Bu sorunuzun cevabını şiirlerimizde sürekli işlediğimiz doğrudur. Fakat buna iki ayrı beyitle cevap vermek isterim.

 

Gel bahçemde gülleri gülüşünle der.

 

Hangi güller senin bir gülüşün eder?

 

Sürç-ü lisan da olsa diline değmez adım.

 

Mutluluk makamında sanki üvey evladım.

 

Âdem İrhan ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; geleneksel Türk şiirine bağlılığını, hece şiirine bakışını, şiirde imge ve ahengin önemine ilişkin düşüncelerini ve şairin toplumsal sorumluluğuna dair yaklaşımını yakından tanıma fırsatı bulduk.

 

Şiiri yalnızca duyguların ifadesi olarak değil; dilin incelikle işlendiği, kültürel mirasın korunduğu ve insanın kendisini, toplumu anlamlandırdığı bir sanat alanı olarak ele alan İrhan, edebî niteliğin popülerliğin önünde tutulması gerektiğine dikkat çekti. Şairin genç kuşaklara yönelik okuma, öğrenme ve üretme çağrısı, geleneksel Türk şiirine yeni katkılar sunma konusundaki yaklaşımı ve hazırlıklarını sürdürdüğü mizah, hiciv ve lirik şiir temalı eserleri, edebiyat yolculuğunun yeni duraklarına işaret ediyor. Türk diline, şiirine ve kültürel mirasımıza emek veren Âdem İrhan’a, düşüncelerini ve şiir dünyasını okurlarımızla paylaştığı için teşekkür ediyoruz.

 

Dili yaşatan, duyguları dizelere dönüştüren ve kültürel hafızayı geleceğe taşıyan her kalem, edebiyat dünyasında kendine özgü bir iz bırakır. Dileriz Âdem İrhan’ın dizeleri nice gönüle dokunur, eserleri yıllar boyunca okunur ve şiir yolculuğu edebiyatımıza yeni değerler kazandırarak devam eder.

 

Kaleminiz daim, ilhamınız bol, şiirinizin yankısı nesiller boyu sürsün. Söyleşimizi, Âdem İrhan’ın duygu dünyasını ve şiir anlayışını yansıtan şiirlerinden birini siz değerli okurlarımızla paylaşarak noktalıyoruz.

 

HİCRANIN TAVAFI

 

Kırık gönül kapısı yeniden aralandı

Kanamaz sanıyorken bir daha yaralandı

Anılar hayal meyal gözümde sıralandı

Adın andıkça sinem deliniyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

Gaflet midir hasret mi sarıldım o kuzuna

Boşver dedim ilk defa ’’El ne der’’ korkusuna

Titredi dudaklarım doymadım kokusuna

Kısık nefes de olsa solunuyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

Belki de habersizdin bendeki bu yaradan

Koskoca yarım asır geçti deyip aradan

Sebebin yanına kâr bırakmasın yaradan

Yaşlı gözlerden uyku çalınıyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

Dinmek nedir bilmeyen bir ateşte yanmışken

Bir sevdanın harına sabredip dayanmışken

Unuttum yalanıma ben bile inanmışken

Bitti dedikçe dünde kalınıyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

Zamanla çoluk çocuk toruna karışsam da

Kâh kader ile küsüp, kâh dönüp barışsam da

Sırf sana varmak için kendimle yarışsam da

Kader bu yarı yolda kalınıyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

Her gece keder ile hicranı tavaf ettim

Gençliğimi harcadım tükettim israf ettim

Teslim olup yazıma ömrü bertaraf ettim

Vuslat için ecele gülünüyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyomuş meğer

 

Zamanla çoluk çocuk toruna karışsam da

Kâh kader ile küsüp, kâh dönüp barışsam da

Sırf sana varmak için kendimle yarışsam da

Kader bu yarı yolda kalınıyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

Her gece keder ile hicranı tavaf ettim

Gençliğimi harcadım tükettim israf ettim

Teslim olup yazıma ömrü bertaraf ettim

Vuslat için ecele gülünüyormuş meğer

Yıllar geçse de kokun alınıyormuş meğer

 

O sevda pınarına şimdi taşlar döküldü

Sustum da diyemedim candan ciğer söküldü

Bükülmez sanıyorken gayrı belim büküldü

Güz görmüş güller gibi solunuyormuş meğer

Kokusu yavrusundan alınıyormuş meğer

 

Âdem İRHAN