İnsan zihni dediğin şey, vücut gibidir; neresi ağrıyorsa oraya yığılır. Ayağına çivi batan adama “memleket meseleleri” anlatamazsın. Aç adama adalet, korkana estetik… Hepsi lüks. İnsan önce yaşamak ister. Zaten insanlık da bugüne kadar bu sayede gelmiştir. Ama işte ne tuhaf ki, aynı yöntemle bugün yerimizde sayıyor, hatta bazen geri geri gidiyoruz. Üstelik bunu ilerleme sanıyoruz.
İnsan aynı anda iki büyük şey düşünemez. Üçünü hiç düşünemez. Hele korkuyorsa, hiç düşünemez. Korku düşüncenin başına sıkılan bir çuval gibidir. Eğitim dedikleri şey, o çuvalı biraz aralamaktır. Ama bazıları vardır ki, çuvalın ağzını bağlamakla yetinmez, üstüne düğüm atar. Çünkü düşünen insan zahmetlidir.
Bunu askerlikte öğrendim.
Bir gün yağmur yağıyor ama öyle böyle değil. Sanki gökyüzüyle yeryüzü kavga etmiş, yeryüzü de bütün suçu bize kesmiş. Askerler gazinoda oturuyor. Kimisi çay içiyor, kimisi duvara bakıyor, kimisi hiç bakmamayı başarıyor. Derken komutan çağırdı:
“Askerleri çıkar,” dedi, “karargâh önünü süpürsünler.”
Şimdi düşünün: Yağmur yağıyor, yer çamur, su diz boyu. Süpürgeyle suyu kovalamak, kaşıkla denizi boşaltmaya benzer. Ama insan yine de dayanamadı.
“Komutanım,” dedim, “yağmur var. Süpürseler de yine dolacak.”
Komutan bana baktı. O bakış var ya… İnsan kendini yağmur sanıyor.
“Sen emri yerine getir,” dedi.
Askerlikte mantık aramak, askerde izinsiz düşünmek gibidir; yakalanırsan cezası vardır. Ben de sustum. Süpürdük. Yağmur kazandı.
Günler geçti. Terhise az kala, helallik almaya gittim. İçimde kalmış, dedim ki:
“Komutanım, o gün askerleri neden yağmurda süpürttünüz?”
Gülümsedi. Ama öyle iyi niyetli falan değil; “işte hayat” gülümsemesi.
“Boş bırakırsan düşünür,” dedi. “Yavuklusunu düşünür, köyünü düşünür, ev kirasını düşünür. Sonra sorar: ‘Ben burada ne yapıyorum?’ İşte o zaman askerlik uzar, itaat zorlaşır. O yüzden meşgul edeceksin. Düşünmeye vakti olmayacak.”
O an anladım ki mesele temizlik değil. Mesele disiplin falan da değil. Mesele, kafayı boş bırakmamak.
Çünkü boş kalan kafa tehlikelidir. Soru sorar. Soru soran insan da egemen akıl için risklidir. Onun yerine herkesin eline bir süpürge verirsin. Kimi süpürgeye geçim dersin, kimi korku dersin, kimi düşman. Adı değişir, işlevi değişmez.
Bugün dünyaya bakıyorum, her yer süpürülüyor. Ama pislik yerinde duruyor. Süpürge yoruluyor, insan yoruluyor, düşünce yorulmadan kayboluyor.
Gündem dedikleri şey, gerçeği göstermek için değil, gerçeğe bakmamamız için var. Herkes bir şeyle meşgul. Kimse “neden?” diye soracak boşluğu bulamıyor.
O yüzden mesele yağmur değildir. Mesele süpürge değildir. Mesele, düşüncenin süpürülmesidir.
Başımızı kaldırmadıkça yağmur dinmez. Cambaz değişir, ip aynı iptir. Ve ipi tutan, her zamanki gibi görünmez ama çok tanıdıktır.
Aydın Mertayak
