Makale:Kenan ŞAHİN
İslam tarihinin en dokunaklı sahnelerinden biridir Hz. Yusuf’un kıssası.
Kardeşleri tarafından kuyuya atılan, gurbette köle diye satılan ama Mısır’a sultan olan Yusuf…
Bugün İslam coğrafyasının tarihsel serüvenine baktığımızda,
bu kadim hikayenin günümüzdeki somut karşılığının Türkiye olduğunu görüyoruz.
Türkiye, bu ümmetin “Yusuf”udur.
Hz. Yusuf’u kuyuya atanlar uzaklar değil, kendi kanından olanlardı.
Tarih sayfaları, bu toprakların evlatlarının ümmet coğrafyası için ödediği ağır bedellerle doludur.
Ancak ne hazindir ki;
Osmanlı’nın son döneminde
“Cihan Harbi”nin o en dar günlerinde,
kutsal toprakları ve ümmetin izzetini savunmaya çalışan Türk askeri,
arkadan vurulmanın acısını tatmıştır.
İngiliz altınlarına ve vaatlerine kanan
bazı yerel yapıların “Arap Ayaklanması” adı altında Osmanlı’ya sırt dönmesi,
Yusuf’un kuyuya atıldığı o ilk andır.
Birinci Dünya Savaşı sonrası
İngiliz cetvelleriyle çizilen sınırların üzerine kurulan sözde bağımsız devletler,
on yıllar boyunca Türkiye aleyhine kullanıldı.
Kendi halklarına refah götüremeyen bu yapılar,
ne zaman sıkışsalar
Türkiye’yi “yeni-Osmanlıcı”
veya “yayılmacı” ilan ettiler.
Fakat bugün tablo değişti.
Kuveytli yazar Abdullah el-Sahem’in de ifade ettiği gibi,
Türkiye’yi bugün hâlâ “işgalci” gibi gösterip İran gibi yapılarla aynı kefeye koyanlar büyük bir gaflet içindedir.
El-Sahem’in altını çizdiği gerçekler, Yusuf’un kuyudan tertemiz ve daha güçlü çıkışının kanıtıdır:
– Türkiye Yemen’i parçalamadı;
oysa İngiliz icazetiyle kurulan bazı yapılar bölgeyi ateşe verdi.
– Türkiye Suriyelileri öldürmedi;
bilakis milyonlarca mazluma ekmeğini ve yuvasını açtı.
– Türkiye Irak’ta fitne çeteleri yaymadı;
komşusunun toprak bütünlüğünü kendi onuru bildi.
– Türkiye Mekke’ye füze atmadı;
aksine, asırlarca hizmetkârı olduğu o kutsal toprakların mahremiyetini canı pahasına aziz bildi.
– Türkiye Libya birleşsin diye uğraşıyor, Somali’ye yardım ediyor, Afrika’ya el uzatıyor.
Hz. Yusuf kuyudan çıktığında
eline geçen gücü bir intikam için kullanmadı.
Kıtlık kapıya dayandığında,
kendisini kuyuya atan kardeşlerine dahi sofrasını açtı, onları bağışladı.
Bugün Türkiye’nin yaptığı tam olarak budur.
İngiliz mandası altında kimliğini kaybeden,
on yıllarca Türkiye’ye sırt çeviren coğrafyalara bugün Türkiye;
teknoloji, insani yardım ve siyasi vizyon taşıyor.
“Dünya beşten büyüktür” diyerek
küresel adaletsizliğe bayrak açan “Yusuf”,
artık o eski karanlık kuyunun dibinde değildir.
O, zindandan sabırla çıkmış ve ümmetin izzetini korumak için sorumluluk almıştır.
Türkiye, asaletinin gereğini yaparak geçmişin kırgınlıklarını değil,
geleceğin kardeşlik hukukunu gözetiyor.
Biz biliyoruz ki;
Yusuf’un gömleği artık temizdir.
O gömlek bugün adaletin,
dik duruşun ve sığınılacak limanın sembolüdür.
Türkiye, kuyudan çıktı,
üzerindeki tozları silkeledi ve ümmetin sofrasını yeniden kurmak için kollarını sıvadı.
Çünkü gerçek Yusuf olmak, kendisine kuyuya atana bile “Kardeşim” diyebilecek o yüce gönüllülüğe sahip olmaktır.
