‘Her iz, ustanın emeğinin hatırasıdır’ der büyükler…
Sonra da ekler: ‘Usta el feneridir. Sen ışığa doğru değil, ışığın aydınlattığı yere gitmelisin…’
++++++++
Yıl; 1983..
Yer: Cağaloğlu..
Yokuşu tırmandıktan sonra
çok geniş olmayan
bir aradan geçip
gazetenin içine girdik…
Müracaattaki görevliye
“Orhan Bey’le görüşeceğim..
Orhan Vural beyle” dedim…
Kısa bir süre sonra
Orhan ağabey
merdivenlerden inip
yanıma geldi..
“Hoş geldin…
Birazdan yukarı çıkacağız..”
Birlikte, yukarı dediği yere çıktık…
Yine çok geniş olmayan bir alandı yukarısı…
Arı misali, bir o yana bir bu yana koşuşturuyordu insanlar…
Belli ki hepsinin bir şeyleri
yetiştirme telaşı vardı burada…
++++++++
Beyaz önlüklü, beyaz saçlı,
kibar, bir o kadar da
beyefendi birisi yaklaştı yanımıza…
“Hoş geldiniz” dedi…
Orhan ağabey,
“Usta,
bahsettiğim yeğenim..
Gazeteyi,
gazeteciliği çok seviyor..
Umarım başarılı olur,
senin gözüne girer…”
Gülüştüler..
++++++++
Büyük bir dikkatle izlerken
orada olanları
gözüm herkesin
‘Usta’ dediği kişideydi..
Yapılan her işle ilgili bilgi veriliyor,
o da sakin ve kararlı bir tavırla
onaylıyor,
ya da eksik gördüğü şeylerin
tamamlanmasını istiyordu…
“Gazetenin kalbi burası demek ki” diye söylendim kendi kendime…
Usta da,
operasyonun
başındaki operatör!.
++++++++
Günaydın Gazetesi’ndeki
İlk günümdü bu benim…
Cağaloğlu’na ilk ayak basışım
mesleğe ilk adım atışımdı o gün..
‘Ustam’ dediğim
İsmet Demir’le böyle tanıştık..
Gazetenin en önemli
yerlerinden birisinin
sorumlusuydu ama…
Bu denli önemli sorumluluğa rağmen son derece mütevazıydı…
İş dağılımını
adaletli yapardı..
Herkese eşit mesafedeydi…
Sanki bizleri
biraz daha mı severdi ne?
Ya da bize öyle gelirdi…
Kuralları vardı…
Bunların uygulanması
konusunda son derece titizdi…
Zaten başarılı olmasının
en önemli
nedeni de buydu…
++++++++
Sonrası rüzgar misali..
Yıllar,
yılları kovaladı..
Çok çabuk geçiyordu zaman…
Keyifliydi her gün…
Günaydın tam bir aile ortamıydı…
Çalışan her kişi sanki diğerinin yakını gibiydi…
İnsanların birbirine
yaklaşımı çok özeldi…
+++++++++++
Hep söyleriz ya;
‘Her güzel şeyin bir sonu olur’ diye…
Asil Nadir’in Günaydın Gazetesi’ni almasıyla başlayan yükseliş,
Sonrasında yaşanan krizle, kabusa dönüştü…
Bir yaprak misali savrulduk hepimiz…
Kimimiz farklı bir gazetede,
Kimimiz televizyon kanalında mesleğimizi sürdürmeye başladık.
Elbette gittiğimiz yerler de mutluluğumuz hep üst seviyedeydi ancak;
Günaydın’ı hiç unutmadık.
O aile ortamını çok aradık…
Zaman zaman da bir araya geldik.
Hep güzelliklerden, hep aidiyet duygusunun
Tavan yaptığı o günleri yadettik…
+++++++++++
2 gün önce sevgili Hakan Demir, sosyal medyadan bir paylaşım yaptı.
‘Acı kaybımız… Değerli büyüğümüz, canım babamız, hep güzel kalbiyle hatırlayacağımız İsmet (Hikmet) Demir hakkın rahmetine kavuşmuştur…”
Bazen kelimeler boğazınızda düğümlenir ya…
İşte öyle bir an yaşadım..
Ustamız, yol göstericimiz,
yaşamım boyunca
iş prensibini ve insanlığını örnek aldığım
İsmet Demir yoktu artık…
Mekanın cennet olsun USTAM…
İnan ki unutulmayacaksın…
Hep güzel izler bıraktın…
Meslek yaşamımda hep ‘El Fenerim’ oldun…
Bizler için verdiğin emeklere sonsuz teşekkürler…
+++++++++++
NOT: Bilmeyenleriniz olabilir.
Orhan Vural; Günaydın’ın ‘Efsane’ olduğu,
Sabah’ın Türkiye’de 1 milyon tiraja ulaştığı,
Vatan’ın gazetecilik dersi verdiği dönemlerde
Zafer Mutlu ve ekibinin en önemli isimlerinden birisiydi.
Benim, mesleğe ilk adımı atmamamı sağlayan kişiydi.
Dahası da var elbette: Teyzemin oğluydu…
Gerçek gazetecilere,
mesleğin ‘USTA’larına selamlar olsun…
İyi ki varsınız… Unutulmayacaksınız…
Nihat Erence / İSTANBUL…
