Fethi KARADENİZ
Araştırmacı Gazeteci
Uzaktan bakıldığında insanın aklına aynı soru geliyor:
Bu evler gerçekten bitmedi mi, yoksa Karadeniz’de ev yapmanın kendine özgü bir geleneği mi var?
Aslında bu görüntünün arkasında ekonomik şartlardan gurbetçilik kültürüne, ailelerin gelecek planlarından coğrafi zorluklara kadar uzanan birçok neden bulunuyor.
Ancak asıl sorgulamamız gereken konu şu: Bir şehir, yıllarca bu görüntüyle yaşamaya mahkûm mu?
ÖNCE EVİ YAPIYORUZ, SONRA BİTİRMEYİ UNUTUYORUZ!
Doğu Karadeniz insanı çalışkandır. Gurbetlerde kazanır, biriktirir, memleketine yatırım yapar. Önce temel atılır, sonra kolonlar yükselir, tuğlalar örülür, çatı kapatılır. İmkânlar ölçüsünde evin içine yerleşilir.
Dış cephe mi?
O biraz daha bekler!
Çünkü sıva, boya, mantolama ve cephe düzenlemesi ciddi bir maliyet gerektirir. Aileler çoğu zaman önceliği evin yaşanabilir hâle gelmesine verir.
Bir başka neden de ailelerin geleceğe yönelik planlarıdır. Çocuk evlenir, yeni bir kat gerekir. Kardeşlerden biri memlekete döner, binaya ilave yapılır. Böylece dış cephe yine ertelenir.
Yıllar geçer, kırmızı tuğlalar yerinde kalır.
Elbette vatandaşın ekonomik sıkıntısını görmezden gelemeyiz. Kimseye gücünün yetmediği bir harcamayı dayatamayız. Ancak bireysel ekonomik tercihlerle ortak yaşam alanlarımızın görüntüsü arasındaki dengeyi de konuşmak zorundayız.
KARADENİZ’İN YAĞMURU VAR, BİNALARIN KORUNMASI YOK!
Rize’nin iklim verileri, bu konunun neden önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 1927-2025 ölçüm dönemine ait istatistiklerinde Rize’nin yıllık ortalama yağış miktarı oldukça yüksek. Ekim ayında ortalama yağış 293,8 milimetreye ulaşıyor. Yılın hemen her ayında yağışlı günlerle karşılaşılıyor.
Böyle bir coğrafyada dış cephe koruması lüks değil, yapı bakımının önemli bir parçasıdır.
Sıvasız tuğla duvarlar yağmur, nem, rüzgâr ve sıcaklık değişimlerine doğrudan maruz kalır. Uygun detaylandırma ve koruma yapılmadığında zamanla malzeme bozulmaları, su sızıntıları ve nem sorunları ortaya çıkabilir.
Burada önemli bir teknik ayrıntıyı da belirtelim: Tuğlaların açıkta olması, tek başına betonarme binanın demirlerinin paslandığı veya yapının depreme dayanıksız olduğu anlamına gelmez. Ancak betonarme elemanların korunması, su yalıtımı, beton örtüsü ve yapı bakımının ihmal edilmesi ciddi sorunlara yol açabilir.
Bir de enerji meselesi var!
Isı yalıtımı yapılmayan binalarda kışın ısınmak, yazın uygun iç ortam sıcaklığını korumak daha maliyetli olabilir. Üstelik enerji faturalarını ödeyen yine vatandaşımızdır.
Yani bugün cepheden tasarruf ettiğimizi düşünürken yarın ısınma giderleriyle daha fazlasını ödemek zorunda kalabiliriz.
ŞEHİR ESTETİĞİ KİMİN SORUMLULUĞUNDA?
Şimdi biraz da kent kültürünü konuşalım.
Ardeşen yalnızca burada yaşayanların değil; gurbette bulunanların, yazın memleketine gelenlerin, turistlerin ve gelecek kuşakların da ortak değeridir.
Yaylalara çıkarken, köy yollarında ilerlerken veya şehir merkezine uzaktan bakarken birbirinden farklı mimari görüntülerle karşılaşıyoruz. Bir tarafta doğal güzellikler, yeşilin binbir tonu, dereler ve dağlar; diğer tarafta sıvasız, boyasız, birbirinden kopuk cepheler…
Doğanın bu kadar cömert davrandığı bir coğrafyada yapılaşmanın bu kadar gelişigüzel görünmesi düşündürücüdür.
Üstelik mesele yalnızca kırmızı tuğla değildir. Plansız kat ilaveleri, uyumsuz renkler, gelişi güzel balkon kapatmaları ve cephe bütünlüğünün bulunmaması da kent görünümünü olumsuz etkileyebilir.
Peki, belediyeler bu konuda ne yapıyor?
BELEDİYELERE VE YETKİLİLERE AÇIK ÇAĞRI!
Ardeşen Belediyesi başta olmak üzere Doğu Karadeniz’deki yerel yönetimlere bazı sorular yöneltmek istiyorum:
– İlçe merkezinde ve mahallelerde sıvasız, boyasız binaların sayısı tespit edildi mi?
– Yeni yapılacak binalar için cephe düzenlemesi ve kent estetiği konusunda ortak bir yaklaşım var mı?
– Mevcut binaların iyileştirilmesi için vatandaşlara destek veya teşvik sağlanabilir mi?
– Köy ve yaylalarda doğayla uyumlu, bölgenin mimari kimliğini koruyan yapılaşma konusunda çalışmalar yapılıyor mu?
– Vatandaşı mağdur etmeden, ekonomik gücünü zorlamadan bu görüntüyü değiştirecek bir dönüşüm programı hazırlanabilir mi?
Burada önemli olan ceza kesmek değil, çözüm üretmektir.
Belediyeler örnek cephe projeleri hazırlayabilir, uygun renk ve malzeme önerileri geliştirebilir, ekonomik durumu yetersiz ailelere yönelik destek modellerini değerlendirebilir. Yeni yapılaşmada ise yürürlükteki imar mevzuatı çerçevesinde cephe bütünlüğü gözetilebilir.
Çünkü güzel bir şehir yalnızca yolları, kaldırımları ve parklarıyla oluşmaz. Binaların birbirleriyle ve doğayla kurduğu uyum da şehir kimliğinin bir parçasıdır.
SON SÖZ: KIRMIZI TUĞLALAR KADERİMİZ OLMASIN!
Benim derdim kırmızı tuğlayla değil, yarım bırakılmış bir kent görüntüsüyle…
Benim derdim ekonomik sıkıntılarla mücadele eden vatandaşla değil, bu soruna ortak bir çözüm geliştiremeyen anlayışla…
Ardeşen’in, Çamlıhemşin’in, Fındıklı’nın, Pazar’ın, Çayeli’nin ve bütün Doğu Karadeniz’in doğal güzelliklerine yakışan bir yapılaşmaya ihtiyacımız var.
Gelin, bu konuyu yalnızca bir görüntü meselesi olarak görmeyelim. Sağlıklı yapı, enerji tasarrufu, çevre bilinci ve kent estetiğini birlikte ele alalım.
Bir evin içini güzelleştirmek kadar dışını da korumak önemlidir. Bir şehri yaşanabilir kılmak ise yalnızca ev sahiplerinin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ardeşen’in kırmızı tuğlalı evleri artık bir kent tartışmasına dönüşmeli.
Çünkü memleket sevgisi yalnızca memlekete ev yapmak değil, o memleketin güzelliğine de sahip çıkmaktır.
Ardeşen bunu hak ediyor. Doğu Karadeniz bunu hak ediyor!





