İçeriğe geç
2 Kasım 2026, Pazartesi
SON DAKİKA
SON DAKİKAAKTÜEL

VERGİ VATANDAŞTAN, SERVET YOLSUZLARDAN MI TOPLANIYOR?

“Kuzuların derilerini yüzmektense, koçların yünlerini kırkmak daha iyidir.”

Yayınlanma:
4 dk okuma
VERGİ VATANDAŞTAN, SERVET YOLSUZLARDAN MI TOPLANIYOR?

Fethi KARADENİZ
Gazeteci – Yazar – Eğitimci

 

Bazen bir cümle, sayfalarca yazıdan daha fazla şey anlatır. Hele bu söz, vergi adaletsizliğini, yönetim anlayışını ve kamu kaynaklarının nasıl kullanılması gerektiğini anlatıyorsa…

Anlatılan bir rivayete göre, Şam Valisi Esat Paşa, görev yaptığı dönemde hazinenin boşalması ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle zor durumda kalır. Danışmanları, çözüm olarak halkın üzerine yeni vergiler konulmasını önerir.

Paşa sorar:

“Bu insanlar zaten zar zor geçiniyor. Bu vergiyi nasıl ödeyecekler?”

Danışmanları, evlerdeki altınların ve değerli eşyaların da vergi yoluyla toplanabileceğini söyler.

Paşa ise başka bir soru sorar:

“Bu vergiyi daha adil bir yöntemle toplamak mümkün değil mi?”

İşte burada mesele değişir. Paşa, halkın elindekine göz dikmek yerine, kamu gücünü ve yetkisini kötüye kullananların peşine düşmeye karar verir.

Anlatının devamında, devlet görevlileri, esnafın ileri gelenleri ve zenginler üzerinden yürütülen bir soruşturmayla ciddi miktarda servet ortaya çıkarılır. Vergi ve rüşvet ilişkileri sorgulanır. Paşa’nın danışmanlarına verdiği cevap ise hikâyenin özünü oluşturur:

“Vatandaşın derisini yüzmektense, haksız kazanç sağlayanların yününü kırkmak daha iyidir.”

Bu hikâyenin tarihsel doğruluğundan bağımsız olarak verdiği mesaj bugün de son derece önemlidir.

Çünkü vergi toplamak başka, vatandaşın belini bükmek başkadır!

Bugün de aynı soruları sormak zorundayız.

Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir aile, ay sonunu getiremeyen bir emekli, siftah yapamayan küçük esnaf, borçla üretim yapan çiftçi hangi yeni vergi yükünü kaldırabilir?

Dolaylı vergilerle dar gelirlinin de yüksek gelirlinin de aynı ürünü alırken benzer vergi yüküyle karşılaşması ne kadar adildir?

Bir tarafta her kuruşunun hesabını yapan vatandaş, diğer tarafta servetini açıklayamayan, kamu imkânlarını kişisel çıkarına dönüştüren, vergi yükümlülüklerinden kaçan kişiler…

Peki, devlet önce kimin kapısını çalmalıdır?

Elbette vergi, devletin en önemli gelir kaynaklarından biridir. Yol, okul, hastane, güvenlik ve sosyal hizmetler vergilerle finanse edilir. Ancak güçlü devlet olmanın yolu, yalnızca çok vergi toplamaktan değil, vergiyi adaletli toplamaktan geçer.

Vergi adaleti, vatandaşın kazancına ortak olmak değil, herkesin ödeme gücüne göre sorumluluk üstlenmesini sağlamaktır.

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek, vergi kaçakçılığının üzerine gitmek, haksız kazançları önlemek ve kamu kaynaklarını korumak devletin temel görevlerindendir.

Unutulmamalıdır ki vatandaşın devlete güveni, yalnızca toplanan vergilerle değil, o vergilerin nasıl harcandığıyla da ölçülür.

Bir ülkede dar gelirlinin sofrasından eksilen lokmalarla bütçe dengelenmeye çalışılırken, kamu kaynaklarını istismar edenler hesap vermiyorsa orada vergi adaletinden söz etmek mümkün değildir.

Devletin gücü, yoksulun cebinden son kuruşu almakla değil, haksız kazancın karşısında dimdik durmakla ölçülür.

Bizim itirazımız vergiye değil, adaletsizliğedir. Bizim itirazımız devletin gelir toplamasına değil, yükün sürekli aynı kesimlerin omuzlarına bırakılmasınadır.

Şimdi bir kez daha düşünelim:

Vatandaşın derisini yüzmek mi, yoksa yolsuzluğun ve haksız kazancın kökünü kazımak mı?

Devlet, vatandaşını yaşatmak için vardır. Vatandaşını ezerek ayakta kalmaya çalışan bir yönetim anlayışı ise en büyük gücü olan toplumsal güveni kaybeder.

Dileğimiz; kuzuların derisinin yüzülmediği, koçların yününün haksız kazanç sahiplerinden hesap sorularak kırkıldığı, adaletin herkes için eşit işlediği bir Türkiye’dir.

Çünkü verginin adaleti yoksa, devletin adaletine duyulan güven de yara alır.

Yorum Yazın

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır. E-posta adresiniz yayımlanmaz.