Makale:Filozof Sosyolog
Bazen aklıma takılıyor, başarıya alkış mı, sessizlik mi?
Geçtiğimiz günlerde okurlarıma ve sosyal medya platformlarındaki takipçilerime “Hangi konuları ele almalıyım?” diye sormuştum. Gelen yorumlar arasında biri özellikle dikkatimi çekti. Okurum, toplumun kadın başarısına yaklaşımını sorguluyor ve uluslararası arenada ülkemizi gururla temsil eden kadın sporcularımızın hak ettikleri ilgiyi her zaman göremediklerini ifade ediyordu. Bu tespit, üzerinde durulması gereken önemli bir toplumsal gerçeğe işaret ediyor.
Toplum olarak başarıyı alkışlıyoruz; ancak alkışımız çoğu zaman adil dağılmıyor. Erkek sporcuların başarıları daha geniş yankı bulurken, kadın sporcularımız aynı başarıyı elde ettiklerinde çoğu zaman aynı ilgiyi göremiyor. Oysa başarı, cinsiyete göre ölçülemez. Emek, disiplin, fedakârlık ve azim kadın ya da erkek ayırmaz.
Mesela; uluslararası kortlarda ülkemizi gururla temsil eden Zeynep Sönmez bunun en güncel örneklerinden biridir. Büyük emeklerle elde edilen başarılar, günlük magazin gündeminin ve sosyal medya tartışmalarının gölgesinde kalmamalıdır. Mesele yalnızca tenis değildir.
Voleybolda dünyanın zirvesine çıkan Filenin Sultanları, kazandıkları kupalarla sadece maç kazanmadılar; milyonlarca kız çocuğuna umut oldular. Atletizm pistlerinde, yüzme havuzlarında, güreş minderlerinde, boks ringlerinde, tekvando ve karate salonlarında, cimnastikte, okçulukta ve daha nice branşta Türk kadını yıllardır sessiz ama kararlı bir mücadele veriyor. Her biri, ay yıldızlı bayrağı uluslararası arenada gururla dalgalandırıyor.
Onların ortak hikâyesi, yalnızca madalya kazanmak değildir. Önyargıları kırmak, imkânsız denileni başarmak ve gelecek nesillere cesaret mirası bırakmaktır.
Bugün dijital dünyanın ürettiği geçici şöhretler saatlerce konuşulurken, yıllarını antrenman salonlarında geçiren sporcularımızın emekleri birkaç dakikalık haberlerle unutuluyor. Oysa toplumlar, örnek aldıkları insanlarla yükselir. Gençlerimize kolay şöhreti değil, alın terini; gösterişi değil, üretmeyi; popülerliği değil, başarıyı anlatmak zorundayız.
Bu noktada bana ilham veren okur yorumunun sahibi çok değerli şair/yazar Sn. Tahir Sadi‘ye de teşekkür etmek isterim. Şair ve yazar kimliğiyle yaptığı değerlendirme, yalnızca bir haber önerisi değil; aynı zamanda toplumsal hafızamıza yöneltilmiş önemli bir sorgulamadır. Kalemin görevi sadece olup biteni yazmak değil, görünmeyeni görünür kılmak, hak edene hakkını teslim etmektir.
Bu mesele yalnızca sporla sınırlı değildir. Bilimde, sanatta, edebiyatta, akademide, siyasette, girişimcilikte, teknolojide, güvenlik güçlerinde, sağlıkta, tarımda ve hayatın her alanında başarı üreten kadınlar var. Kimi bir laboratuvarda insanlık için çalışıyor, kimi bir sınıfta nesiller yetiştiriyor, kimi bir kitabıyla düşünce dünyamıza katkı sunuyor, kimi de uluslararası platformlarda ülkesini temsil ediyor. Ancak ne yazık ki çoğu zaman emeklerinden çok cinsiyetleri konuşuluyor.
Ben de bir kadın, bir sosyolog ve yazan bir insan olarak bunun farklı yansımalarını görüyorum. Düşünce üretmenin, kalemle var olmanın ve toplumsal meseleleri dile getirmenin de kadınlar açısından zaman zaman görünmez bir mücadeleye dönüştüğüne tanıklık ediyorum. Oysa başarı; kadın ya da erkek olmanın değil, bilgiye, emeğe, disipline ve karaktere duyulan sadakatin sonucudur.
Hak edilen değeri yalnızca kadınlar için değil, üreten herkes için teslim etmek zorundayız. Çünkü toplumlar, alkışlamayı bildikleri değerler kadar gelişir; görmezden geldikleri değerler kadar da yoksullaşır.
Bugün yeniden düşünmeliyiz. Gerçek başarıyı mı alkışlıyoruz, yoksa bize sunulan gündemi mi takip ediyoruz?
Bir toplumun gelişmişliği, kadınlarının elde ettiği başarılarla gurur duyabilmesiyle de ölçülür. Sporun hangi branşı olursa olsun; kortta, pistte, minderde, havuzda ya da ringde ülkesini temsil eden her kadın sporcu, yalnızca bir müsabakaya değil, Türkiye’nin yarınlarına da emek vermektedir. Onların kazandığı her madalya, bu ülkenin onurudur. Onların her başarısı, yalnızca spor haberi değil; azmin, emeğin ve Cumhuriyet’in kadınlara açtığı yolun en güçlü ispatıdır.
Gerçek kahramanlarımızı daha fazla konuşmalı, daha fazla desteklemeli ve hak ettikleri değeri gecikmeden vermeliyiz. Çünkü alkışın en çok hak edeni, görünür olmak için değil; başarmak için mücadele edendir.
