Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Rize Turizm Şehri Değil, Çay Şehridir

Ceyhun KALENDER   Bugün bölgemizde çaya bağımlı ekonominin büyüklüğü yaklaşık

Ceyhun KALENDER

 

Bugün bölgemizde çaya bağımlı ekonominin büyüklüğü yaklaşık 50 milyar TL iken turizm gelirinin yaklaşık 3 milyar TL olduğu ifade ediliyor. Elbette bu durum, turizmi veya diğer alternatif ekonomik kaynakları görmezden gelelim anlamına gelmez. Ancak bir kere turizm diyorsak, en az 15 kere çay dememiz gerekir.

 

Çünkü çay, eski ekonomik değerini ve üretici açısından cazibesini önemli ölçüde kaybetmiş olsa da Rize ekonomisi hâlâ büyük oranda çaya bağımlı olarak dönmektedir. Bu nedenle çaysız bir Rize; yoksulluk, göç ve geri kalmışlık riskiyle karşı karşıya olan bir Rize demektir. Üstelik çay ve ÇAYKUR, Rizeli için yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda önemli bir sosyal projedir. Balıkçılık da bu açıdan benzer bir yere sahiptir.

 

Peki neden sürekli turizmle ilgili projeler ve söylemler duyuyoruz?

 

Bunun altında biraz da popülist politikalar yatıyor. Çünkü turizmle ilgili söylemler, proje çalışmaları insanların kulağına daha hoş geliyor ve daha kolay karşılık buluyor. Oysa çay tarımı konusunda aynı heyecanı oluşturmak çok daha zor.

 

Bugün makineleşme dışında, üretimden pazarlamaya kadar çay tarımının birçok aşaması hâlâ geleneksel anlayışla yürütülüyor. Oysa asıl mesele, çayı sadece üretmek değil; kaliteli üretmek, katma değerini artırmak, markalaştırmak ve uluslararası pazarlarda daha yüksek bir değerle satabilmektir.

 

Yetkililer eğer bölgemizde turizmin gerçekten alternatif bir gelir kaynağı olmasını istiyorlarsa, dünyada bizimle benzer coğrafi özelliklere sahip ülkeleri ve şehirleri incelemeleri gerekir.

 

Turizm hedefi olanlar öncelikle şu soruya cevap vermeliler: İnsanlar neden bu şehri ziyaret etsin, burada konaklasın ve karşılığında para harcasın?

 

Bizim kumsalımız yok. Olanların önemli bir bölümü de çeşitli müdahalelerle tahrip edilmiş durumda. Deniz turizmi açısından güneş de bizim güçlü tarafımız değil. Zil Kale, Rize Kalesi ve kemer köprüler dışında turistleri çekecek çok fazla tarihî yapımız ve anıtımız bulunmuyor. Modern şehircilik açısından da insanları başlı başına cezbeden bir şehir görüntüsüne sahip değiliz. Casino gibi eğlence merkezleri ise zaten bizim toplumsal yapımıza uygun bir turizm modeli değil.

 

O zaman geriye öncelikle yayla turizmi kalıyor.

Bugün Trabzon’da Uzungöl, Rize’de ise Ayder’in çehresinin önemli ölçüde değişmesinin nedenlerinden biri, yeşile, suya ve yağmura hasret zengin Arap turistlerin bölgeye yoğun ilgisidir. Ancak doğal güzellikler üzerine kurulan bu turizm hareketliliği, beraberinde doğal olmayan yapılaşmayı ve aşırı şişirilmiş fiyatları da getirmiştir.

 

Kısa süreli bu ekonomik hareketlilik elbette bazı kesimlerin iştahını kabartmış olabilir. Fakat bunun ne ölçüde sürdürülebilir olduğu ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

 

Bugün diğer yaylalarda da Ayder ve Uzungöl örnek alınarak, teknik, çevresel, finansal ve hukuki altyapısı yeterince oluşturulmadan birçok proje hayata geçirilmek isteniyor.

Oysa arz-talep dengesi gözetilmeden, gelir-gider hesabı yapılmadan ve bölgenin taşıma kapasitesi dikkate alınmadan gerçekleştirilecek turizm yatırımlarının, yıllar sonra birer hayalet yapı mezarlığına dönüşme ihtimali hiç de düşük değildir.

 

Turizm elbette önemlidir. Ancak turizm, Rize ekonomisinin temel taşıymış gibi sunulmamalıdır. Çünkü bugün Rize’nin ekonomik gerçekliği hâlâ çaydır.

 

O hâlde çaya bağımlı bir ekonomide öncelikli hedef; çayın kalitesini ve ekonomik değerini yükseltmek, üreticinin gelirini artırmak ve Rize çayını uluslararası alanda güçlü bir marka hâline getirmek olmalıdır.

 

Bu konuda başta ilgili bakanlık ve ÇAYKUR olmak üzere bütün kurumlara büyük görev düşmektedir.

 

ÇAYKUR’u basit siyasi hesapların aracı hâline getirmeden, hantal yapısından kurtararak daha etkin ve rekabetçi bir kuruma dönüştürmek; çayın kalitesini, ekonomik değerini ve uluslararası marka gücünü artırmak mümkündür.

 

Ancak bunun için sadece devletten beklenti içinde olmak da yeterli değildir.

Üretici ve özel sektör de elini taşın altına koymalı, bu dönüşüme omuz vermelidir.

 

Çünkü mesele yalnızca turizmden ne kadar gelir elde edeceğimiz değildir.

Asıl mesele, Rize’nin sahip olduğu ekonomik değerleri doğru okuyup, geleceğini popüler söylemlerle değil, gerçekçi ve sürdürülebilir politikalarla inşa edebilmesidir.

 

Ve bugün Rize’nin ekonomik gerçeğini konuşacaksak, turizmden önce söylememiz gereken kelime hâlâ aynıdır:

Çay…