Adnan ONAY
Yine, yağmurların felakete dönüşmesi bilhassa Trabzon ve Rize’de büyük hasarlara yol açtı. Rize, çoğu kez yağmur ve fırtına duyurularının ardından korkulu anlar yaşıyor ve sonuçta korkulan oluyor, birçok yer kopuyor, yollar kapanıyor, bazı evler oluşan heyelanlarla yıkılıyor, maddi zararların yanı sıra zaman zaman can kayıpları da yaşanıyor. Yaşanan felaketlerin ardından yaraların sarılması için çabalar gösterilirken, yeni felaketlere karşı gerekli tedbirler alınmıyor.
Rize, Türkiye’nin en fazla yağış alan illerinden biri. Yağmur bu şehrin kaderi, hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Dolayısıyla bu kadar yoğun yağış alan bir şehirde yağmurun zaman zaman afete dönüşerek can ve mal kayıplarına yol açmasının önüne geçilmesi için kalıcı tedbirler alınması gerekmez mi?
Gelin görün ki yıllardır tekrarı yaşanan bu olayların ardından (bilim ve tekniğe uygun olarak) yeterince tedbir alınmıyor, yaşananlar unutuluyor ve yapılan hatalar tekrarlanıyor.
Elbette , Rize genelinde aşırı yağışın oluşturduğu riskleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak afetlerin büyüklüğünü azaltmak, can ve mal kaybını önlemek veya en aza indirmek büyük ölçüde mümkündür. Bunun yolu da yağmur yağdıktan sonra müdahale etmekten değil, yağmur yağmadan önce gerekli tedbirleri almaktan geçmektedir.
Bir dolgu şehri haline dönüştürülen Rize genelinde öncelikli olarak şehir içi yapı stoğunun elden geçirilmesi ve alt yapının yoğun yağmurlara dayanıklı hale getirilmesi gereklidir. Geçmişte yapılan hesaplara göre oluşturulan yağmur suyu kanalları, bugünün şehirleşme yoğunluğu ve aşırı yağış koşulları karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle mahalle mahalle yağmur suyu kapasite analizi yapılmalı, yetersiz kalan hatlar büyütülmeli ve kritik bölgelerde alternatif tahliye güzergâhları oluşturulmalıdır.
Şehre ulaşan dere yatakları ve taşkın alanları yeniden ele alınmalı, dere yatakları genişletilmeli ve temizlenmelidir. Dere yataklarının daraltılması, yapılaşmayla işgal edilmesi veya suyun doğal akışını engelleyen müdahaleler, yoğun yağış sırasında ciddi risk oluşturmaktadır.
Dere yatakları düzenli olarak temizlenmeli, menfezler ve geçiş noktaları yağış mevsimi başlamadan önce kontrol edilmelidir. Şehrin çeşitli alanlarında su yollarının önünü kapatan hafriyat, moloz, çöp ve benzeri malzemelerin birikmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
Şehir merkezlerindeki betonlaşmanın etkisi mutlaka hesaba katılmalıdır. Beton ve asfalt yüzeylerin artması, yağmur suyunun toprağa sızmasını azaltmakta ve kısa sürede kanalizasyon ve yağmur suyu sistemlerine yük bindirmektedir. Yeni imar çalışmalarında geçirgen yüzeylerin artırılması, yağmur bahçeleri, kontrollü su toplama alanları ve yeşil alanların korunması gibi modern yağmur suyu yönetimi yöntemlerinden yararlanılmalıdır.
Özellikle küçük dereler ve yağış sırasında aniden debisi yükselen su kanalları üzerinde daha ciddi bir denetim mekanizması kurulmalıdır. Rize’de yalnızca büyük derelere bakarak taşkın riskini değerlendirmek yeterli değildir. Küçük bir dere yatağının tıkanması veya menfezin kapasitesinin yetersiz kalması bile kısa sürede büyük bir taşkına dönüşebilir.
Rize’nin en önemli sorunlarından biri de eğimli arazi yapısıdır. Dağlardan denize doğru çok kısa mesafede büyük bir kot farkı bulunmaktadır. Bu durum yağmur suyunun büyük bir hızla aşağıya doğru hareket etmesine yol açmaktadır. Bu nedenle yamaçlarda yalnızca yol ve bina güvenliğine değil, suyun akış güzergâhına da dikkat edilmelidir. Yol kenarlarında yeterli sayıda ve kapasitede yağmur suyu kanalı bulunmalı, bu kanalların ağızları düzenli olarak temizlenmelidir.
Heyelan riski de yağışla birlikte değerlendirilmelidir. Rize’de aşırı yağış sonrasında yalnızca taşkın değil, toprak kayması da önemli bir tehlikedir. Özellikle yol açma, dolgu ve yapılaşma çalışmalarında zeminin jeolojik özellikleri dikkate alınmalı; riskli yamaçlarda gerekli drenaj ve istinat sistemleri kurulmalıdır. Rize’de yeni yol açılırken veya mevcut yollar genişletilirken, yolun yalnızca ulaşım açısından değil, yağmur suyunun yönetimi açısından da projelendirilmesi gerekir. Yolun üst kısmından gelen suyun doğrudan yola veya yerleşim alanlarına akması engellenmeli; su güvenli kanallarla dere yataklarına ulaştırılmalıdır. Bir yamaçta suyun toprağa kontrolsüz biçimde nüfuz etmesine izin verilmesi, günler sonra bile heyelan meydana gelmesine neden olabilir.
Rize’de geçmiş yıllarda meydana gelen taşkın ve heyelanlar birer ders niteliğinde değerlendirilmelidir. Her afet sonrasında yalnızca hasar tespiti yapılması yeterli değildir. Nerede su taştı, hangi menfez yetersiz kaldı, hangi dere yatağı tıkandı, hangi yol çöktü, hangi yamaçta heyelan meydana geldi ve neden meydana geldi sorularına bilimsel cevaplar verilmelidir. Daha sonra aynı noktada aynı olayın tekrar yaşanmaması için kalıcı yatırım yapılmalıdır.
Bunun yanında Rize’de sürekli çalışan bir “yağış ve taşkın erken uyarı sistemi” oluşturulması önemlidir. Meteorolojik veriler, dere debileri, toprak nemi ve heyelan riski aynı sistem içerisinde takip edilmelidir. Belirli bir bölgede yağış miktarı kritik seviyeye ulaştığında ilgili belediye, AFAD, DSİ, Karayolları, jandarma, emniyet ve diğer birimlere otomatik olarak uyarı gönderilmelidir.
Erken uyarının yalnızca kurumlara yapılması da yeterli değildir. Vatandaşların da cep telefonlarına bölgesel ve anlaşılır uyarılar gönderilebilmelidir. “Şu mahallede taşkın riski vardır”, “Bu yol güzergâhını kullanmayın” veya “Dere yatağına yaklaşmayın” şeklindeki zamanında yapılan uyarılar, bazen bir insan hayatını kurtarabilir.
Alınacak tedbirler konusunda belediyeler, DSİ, AFAD, Karayolları, üniversite ve diğer ilgili kurumların birlikte çalışması gerekir. Her kurum kendi görev alanıyla sınırlı hareket ederse sorunların tamamını görmek mümkün olmayabilir.
Rize’nin tamamını kapsayan bir “sel, taşkın ve heyelan risk haritası” hazırlanmalı ve imar kararlarından altyapı yatırımlarına kadar bütün çalışmalar bu haritaya göre yürütülmelidir.
Bir başka önemli konu da yapılaşmadır. Dere yatağına, taşkın alanına veya yüksek heyelan riski bulunan bölgelere yapılaşma konusunda çok daha hassas davranılmalıdır. Eski yapıların bulunduğu riskli bölgelerde ise sadece “yapı var” denilerek sorun ertelenmemeli; gerekli mühendislik incelemeleri yapılmalı ve riskli yapılar için çözüm üretilmelidir.
Rize’nin yağışını değiştiremeyiz. Dağlarını ve coğrafyasını da değiştiremeyiz. Fakat suyun nereden geleceğini, nereye gideceğini ve şehirle nasıl buluşacağını doğru planlayabiliriz.
Bugün Rize’nin ihtiyacı, her şiddetli yağıştan sonra “yine sel oldu” demek değil; aynı yerde bir daha neden sel olduğunu sorgulamaktır. Aynı dere taşıyor, aynı menfez tıkanıyor, aynı yol kapanıyor, aynı bölgede heyelan meydana geliyorsa artık bunu yalnızca doğal afet olarak değerlendirmek yeterli değildir.
Rize’nin geleceği açısından yapılması gereken bellidir: Yağmur suyunu yönetecek güçlü bir altyapı, dere yataklarını koruyan ciddi bir imar politikası, heyelan riskini dikkate alan mühendislik uygulamaları, sürekli denetim, erken uyarı sistemi ve kurumlar arasında gerçek anlamda koordinasyon.
Rize yağmurlu bir şehirdir ve böyle olmaya devam edecektir. O halde hedef yağmuru durdurmak değil, yağmurla yaşamayı öğrenmek ve şehri buna göre hazırlamaktır…

