Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

YOKSULLUKTAN SANATA, EĞİTİMDEN EDEBİYATA: CEMİL GÜRKAN’IN ÖRNEK HAYATI

Fethi KARADENİZ Eğitimci-Yazar Bazı hayatlar vardır; sadece yaşanmaz, aynı zamanda

Fethi KARADENİZ
Eğitimci-Yazar

Bazı hayatlar vardır; sadece yaşanmaz, aynı zamanda başkalarına da umut verir.

Cemil Gürkan’ın hayatı da işte böyle bir hayat…

21 Aralık 1946’da Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Kılan köyünde dünyaya gelen Gürkan, eğitim hayatına büyük imkânsızlıklarla başladı. Ortaokulu Ulukışla’da bitirdi. İlçede lise bulunmaması ve ailesinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle Ceyhan’a taşındı. Ceyhan Lisesi’nde okurken bir yandan da pamuk tarlalarında çalışarak eğitimini sürdürdü.

Üniversiteyi kazanmasına rağmen ekonomik imkânsızlıklar bu kez yükseköğreniminin önüne çıktı. Kazandığı üniversitelerin büyük kentlerde bulunması, burs ve yurt sorunları nedeniyle eğitimini zamanında tamamlayamadı.

Ama vazgeçmedi.

Köyünde öğretmenlik yapan Sevgi Hanım’la evlendi. Altı yıl sonra askerlik görevine gitti. Askerlik dönüşünde Emniyet Teşkilatında görev aldı ve bu dönemde yarım kalan yükseköğrenimini tamamladı.

1985 yılında eşi Sevgi Hanım’ı kaybetti.

Çocuklarını okutabilmek için daha önce kazandığı matematik öğretmenliğine başladı. Türkiye’nin çeşitli illerinde öğretmenlik yaptı. Görev yaptığı yerlerden biri de Erzincan’dı.

1992 Erzincan Depremi’nin ardından Ankara’ya gelen Gürkan, Milli Eğitim Bakanlığındaki görevinden 2000 yılında emekli oldu.

Fakat emeklilik onun için üretmenin sonu olmadı.

Tam tersine, başka bir hayat başladı.

KALEM, FIRÇA VE KİTAPLAR…

Cemil Gürkan’ı yalnızca emekli bir öğretmen olarak tanımlamak büyük bir eksiklik olur.

Çünkü o aynı zamanda şair, ressam, araştırmacı ve yazar.

Resimleri çeşitli müze ve resmî kurumların koleksiyonlarında yer alan Gürkan, edebiyata olan ilgisini de kitaplarıyla sürdürüyor.

Bunlardan biri, adını iki kelimeyle taşıyan ama arkasında ciddi bir edebiyat emeği bulunan “Reşat Nuri” Pınar Perisi hikayeler kitabı.

Kitabın belki de en dikkat çekici özelliklerinden biri ise kapağındaki tablonun Cemil Gürkan’ın kendi eseri olması.

Ne güzel bir buluşma…

Bir tarafta edebiyat, diğer tarafta resim.

Cemil Gürkan, sevdiği bir edebiyat insanını yalnızca kalemiyle anlatmamış; onu kendi fırçasıyla da yorumlamış.

Bu ayrıntı bile onun sanat dünyasını anlatmaya yetiyor.

NAZIM HİKMET’İN İZİNDE…

Gürkan’ın son dönem çalışmalarından biri de “Dağların Havası – Manzum Roman ve Şiirin Analizi” adlı kitabı.

Çalışmanın çıkış noktası, Nazım Hikmet’in “Dağların Havası” eserinin 100. yılına ilişkin bir haber oluyor. Ardından sahaflardan Milli Kütüphane’ye, oradan yurt dışındaki kaynaklara uzanan titiz bir araştırma başlıyor.

1925 yılında Akbaba dergisinin dokuz sayısında tefrika edilen eser üzerinde yapılan karşılaştırmalar, yurt dışındaki kaynakların araştırılması ve özellikle İsveç’teki Uppsala Üniversitesi Carolina Rediviva Kütüphanesi kaynaklarından yararlanılması, çalışmanın kapsamını genişletiyor. Kitap 2025 yılında yayımlandı ve 116 sayfadan oluşuyor.

Gürkan, araştırmasını yalnızca şiirin izini sürmekle sınırlamıyor; eserin analizini, Nazım Hikmet’in hayat serüvenini ve meraklıları için Osmanlıca özgün nüshanın tıpkıbasımını da okuyucuya sunuyor.

ŞİMDİ SIRA SEYAHATLERİNDE…

Cemil Gürkan’ın üretme serüveni bununla da bitmiyor.

Bu kez okurlarını yurt içi ve yurt dışı seyahatlerine götürmeye hazırlanıyor.

Gerçekleştirdiği seyahatlerden, gördüğü şehirlerden, ülkelerden, insanlardan ve yaşadığı anılardan oluşan seyahat anıları kitabı da yayına hazırlanıyor.

Bence bu kitap, Cemil Gürkan’ın hayatının başka bir penceresini açacak.

Çünkü insan yalnızca yaşadığı yerde değil, gördüğü yerlerde de kendini yeniden keşfediyor.

ASIL DERSİ HAYATI VERİYOR

Cemil Gürkan’ın hayat hikâyesine baştan sona baktığımızda, aslında bir insanın bütün engellere rağmen nasıl yeniden başlayabileceğini görüyoruz.

Köy…

Yoksulluk…

Pamuk tarlaları…

Eğitim mücadelesi…

Yarım kalan üniversite…

Eş kaybı…

Çocuklarını okutma sorumluluğu…

Öğretmenlik…

Deprem…

Emeklilik…

Ve ardından kitaplar, araştırmalar, resimler, şiirler ve seyahatler…

İşte gerçek başarı biraz da budur.

Hayat önünüze ne çıkarırsa çıkarsın, öğrenmekten, üretmekten ve merak etmekten vazgeçmemek.

Cemil Gürkan’ın hikâyesinde beni en çok etkileyen de budur.

Çünkü o, yoksulluğun içinden çıkıp eğitimle kendisini var etmiş; yıllarca öğretmenlik yapmış; emekli olduktan sonra köşesine çekilmek yerine kalemiyle, fırçasıyla ve araştırmalarıyla üretmeye devam etmiş.

Bugün bir kitabının kapağında kendi tablosu var.

Bir başka kitabında Nazım Hikmet’in izini sürüyor.

Yeni kitabında ise yollarını ve anılarını okurlarıyla paylaşmaya hazırlanıyor.

Demek ki bazı insanlar emekli olmaz.

Sadece görevleri değişir.

Cemil Gürkan’ın hayatı da bunun güzel bir örneği.

Bir ömür eğitim…
Bir ömür sanat…
Bir ömür araştırma…
Ve hâlâ devam eden bir üretme tutkusu.

İşte asıl zenginlik de galiba budur.

İnsanın geride bıraktığı para değil; yetiştirdiği insanlar, ürettiği eserler ve anlattığı güzel hikâyelerdir.

**Cemil Gürkan’ın hikâyesi de henüz bitmiş değil.
Kalemi hâlâ yazıyor, fırçası hâlâ konuşuyor, yolları hâlâ onu yeni hikâyelere götürüyor.**