Makale:Ali KALENDER
İnsan, yaratılış itibarıyla diğer canlılardan farklı özelliklere sahip olarak yaratılmıştır. Akıl sahibi olması, düşünebilmesi, muhakeme yapabilmesi ve tercih hakkına sahip olması onu ayrıcalıklı kılan özelliklerdir. Ancak insanı gerçek anlamda değerli yapan şey, yalnızca aklı veya bilgisi değildir. İnsan, sahip olduğu ahlâk, vicdan, merhamet ve adalet duygusu kadar insandır.
Günümüzde başarı çoğu zaman makamla, servetle veya şöhretle ölçülmektedir. Oysa tarihe baktığımızda insanların hafızasında yer edenlerin büyük çoğunluğunun sahip oldukları makamlar değil, taşıdıkları güzel değerler olduğunu görürüz. Çünkü insanı yücelten, bulunduğu makam değil; o makamda gösterdiği ahlâktır.
Bir insanın gerçek karakteri, rahat zamanlarında değil; zor zamanlarında ortaya çıkar. Menfaatlerin çatıştığı anlarda dürüst kalabilmek, güç sahibi olduğunda adaletten ayrılmamak, hata yapanı affedebilmek ve ihtiyaç sahibine yardım eli uzatabilmek gerçek insanlığın göstergeleridir.
İnsanı insan yapan değerlerin başında ahlâk gelir. Ahlâk, insanın yalnızca başkalarına karşı davranışlarını değil, kendisiyle olan ilişkisini de şekillendirir. Doğru sözlü olmak, dürüst olmak, emanete sahip çıkmak, sorumluluk sahibi olmak, verdiği sözü tutmak ve kul hakkına riayet etmek ahlâklı bir insanın temel özelliklerindendir.
Bugün toplumların yaşadığı birçok problemin temelinde ahlâkî yozlaşma yatmaktadır. Bilginin arttığı, teknolojinin geliştiği bir çağda yaşamamıza rağmen insanlar arasındaki güven duygusunun azalması, ahlâkın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü güvenin olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde ise güçlü bir toplum inşa etmek mümkün değildir.
İnsanı insan yapan bir diğer değer ise merhamettir. Merhamet, sadece acımak değildir. Merhamet; anlamak, paylaşmak, yardımcı olmak, ve başkasının derdiyle dertlenebilmektir.
Merhametini kaybeden insan, zamanla vicdanını da kaybetmeye başlar. Vicdanını kaybeden bir toplumda ise güçlü olan zayıfı ezer, imkânı olan imkânsızı görmezden gelir ve insanlar birbirine yabancılaşır.
Oysa bir çocuğun gözyaşını silebilmek, yaşlı bir insanın elinden tutabilmek, ihtiyaç sahibine destek olabilmek insanı yücelten davranışlardır. Çünkü merhamet, insanlığın en güzel süsüdür.
Adalet de insanı insan yapan temel değerlerden biridir. Adalet, sadece mahkemelerde değil; evde, iş yerinde, sokakta ve günlük hayatın her alanında gereklidir. Anne ve babanın çocukları arasında adaletli davranması, yöneticinin emrindeki insanlara eşit yaklaşması, insanın kendi nefsine karşı dürüst olması da adaletin bir parçasıdır.
Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. İnsanlar adalete güvendikleri ölçüde birlik ve beraberlik içerisinde yaşayabilirler.
Vicdan ise insanın içindeki sessiz rehberdir. Bazen hiç kimse görmese bile vicdan görür. Hiç kimse duymasa bile vicdan duyar. İnsan yanlış yaptığında ilk rahatsız olan vicdanıdır. Bu nedenle vicdanını kaybetmeyen insan, doğru yolu bulma konusunda her zaman bir avantaja sahiptir.
Hayat boyunca insanın karşısına birçok fırsat çıkacaktır. Kimi zaman menfaat ile doğruluk arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır. İşte o anlarda insanın sahip olduğu değerler devreye girer. Çünkü karakter, insanın kimsenin görmediği yerde verdiği kararlarla şekillenir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, bize iyilik yapan insanları hatırlarız. Merhamet gösterenleri, adaletli davrananları ve dürüst kalanları unutmayız. Çünkü insanın gerçek mirası, geride bıraktığı güzel değerlerdir.
Makamlar sona erer, servetler el değiştirir, şöhretler unutulur. Fakat güzel ahlâk, merhamet, adalet ve vicdanla yaşanmış bir ömür, insanların gönlünde yaşamaya devam eder.
Sonuç
İnsanı diğer varlıklardan ayıran sadece aklı değildir. Onu gerçek anlamda insan yapan; ahlâkı, merhameti, adaleti ve vicdanıdır. Bu değerleri koruyan insanlar güçlü aileler, güçlü toplumlar ve güçlü medeniyetler inşa ederler. İnsan, sahip olduğu değerler kadar insandır ve geride bıraktığı güzellikler kadar hatırlanır.
